AÇIK
SINIF II - On-Line
http://www.lightmillennium.org
* Oykülü Gecelerden
- Açik Sinif/Okuma Aksamlarina...
Kitap Adi: OKURUMA MEKTUPLAR - 3ncü Basim
Yazari: Nurullah ATAÇ
Yayinevi: Can Yayinlari - Istanbul
Proje sahibi ve Yonetmeni: Bircan Ünver
Proje sorumlulari: Bircan Ünver & Figen
Bingül
Iletisim: aciksinif@lightmillennium.org
Üçüncü Hafta - 20
Mart 2005
Gene
Yalnizlik
Bu
hafta,herkesin mutlaka bir oranda bir donemde hissetmis
oldugu (olacagi) çok bireysel oldugu kadar
bir o kadar da evrensel olan bir duygu olan YALNIZLIK
üzerine, Nurullah ATAÇ'in, bu konuda
iki denemesi üzerinden yola çikarak
kendi hissettiklerinizi bulup ortaya çikarmaya,
onlari tanimlamaya ve yazarak INTERAKTIF linkinden
paylasmaya davet ediyoruz... Katilimlariniz için>
aciksinif@lightmillennium.org
-- Yazarimizla mukayese ile kendi içinize
bakabiliyor musunuz veya yalnizlik duygusuyla nasil
basa çikiyorsunuz?
-- Ozellikle yurtdisinda yasayanlarin, yurtiçinde
yasarken ile yurtdisinda yasarken anladiklari ve
tanimladiklari "yalnizlik" üzerine
düsünce, duygu ve degerlendirmelerinde
degisiklikler var mi? Varsa onlar neler? Bugüne
kadar bu konu üzerinde yazmaya vakit bulamadiysaniz
iste bir olanak ve davet... Katilimlarinizi bekliyoruz...
Light Millennium |
"Baskalari
dedigin bir sestir, sadece bir sestir senin için,
elini degdir, kollarinla simsiki sar, dudaklarini kilitle
onun dudaklarina, duydugun gene senin elin, senin kollarin,
senin dudaklarindir."
Nasilsiniz, benim okurum, iyi misiniz?.. Bilmem sizi sIkIyor mu bu mektuplar? Ben
hoslaniyorum bunlari yazmaktan, aci da olsa bir tat duyuyorum.
Bir cirpida cikaramiyorum da ondan anliyorum hoslandigimi.
Sevmesem bunlari, saatlerce ugrasir miyim her birinin
ustunde? "Aklina ne gelirse ondan aciyorsun, okuyani
ilgilendirir mi, ilgilendirmez mi, düsünmek
yok. Gonlüne günü (haset)
yilani çoreklemis de yalnizliktan kaçirmissin,
onu bile anlattin. Bunlari yazmak mi saatlerce ugrastiriyor
seni?" diyeceksiniz. Kolay mi sanirsiniz bunlari
soylemeyi? Içinizi oldugu gibi gorüp gostermek
isteyeceksiniz, bir yandan da: "Ya inanmazlarsa bu
dediklerime? Ya inanirlar da benden tiksinirlerse? Bana
gülerlerse?" diye korkacaksiniz. Bir deneyin,
kagit üzerine dokmeyi birakin da kendinize tanitmaya
çalisin kendinizi. Oyle kara kara düsüncelerinizi
degil, en mutlu duygularinizi anlatacak sozleri de bakalim
hemen bulabiliyor musunuz? "Mutlu duygulariniz",
dedim ya, soz olsun diye dedim onu. Içine bakin:
yüregini arastiran kimse, kendini begenebilir mi
hiç? Bergson: "Baskalarini ne denli kotü
bilsek gene kendimizden üstün buluruz", diyor. Sartre varsin, baskalarini,
elalemi cehennem saysin, Bergson'un dedigi dogrudur. Ama
uzlastiramaz miyiz o iki sozü? Cehennem, bizi yakan,
yasamamiza agular katan baskalaridir, biz kendimizi onlarla
karsilastiririz, onlarla olçüp küçük
buluruz da onun icin bize cehennem azaplari çektirir...
Darilmayin, ey benim okurum, hep birbirimize benzeriz;
yalniz baskalarinin da sizi kendileriyle karsilastirinca
üstün bulduklarini bilin, avunursunuz.
Neden duyariz bu küçüklügü?
Neden baskalarini kendimizden üstün buluruz
da onlar yüzünden kivraniriz? Bilemeyiz, goremeyiz,
sezemeyiz birbirimizin içini de onun için.
Bostur kendimizi anlatmamiz, ortaya çirilçiplak
ugrasak bile baskalarinin gozündeki perde, yalnizlik
perdesi koymaz bizi iyice gormelerine. Dort yanimiz yalnizlikla
çevrilmis. Fuzuli: "Yetti bi-kesligim ol
gaayete kim cevremde... Kimse yok cizgine girdab-i beladan
gayri" diye
yakiniyor, asil yilinc olani kimsesiz kalinca duydugumuz
ürperme degildir, birçok insan arasinda, bizi
sevenler, bize dogru egilmis olanlar arasinda, birdenbire
kavradigimiz o giderilmez yalnizligimizin verdigi ürpermedir.
Zavalli insanoglu, ne yaparsan yap, kurtulamazsin o yalnizliktan,
onun duvarlarini delip de baskalarina ulasamazsin. Bagiracaksin,
kendini bildirmek icin bagiracaksin, sen de birtakim sesler
duyacaksin, ama bir gün bile kendi benliginden cikip
baska bir benligin içinden, o benligin icinden
yasayamayacaksin. Baskalari dedigin bir sestir, sadece
bir sestir senin için, elini degdir, kollarinla
simsiki sar, dudaklarini kilitle onun dudaklarina, duydugun
gene senin elin, senin kollarin, senin dudaklarindir.
"Figaan-i sad ceres peyda vucud-i karban gaaib."
Ne iyi etmisim de birçok beyitler, misralar okumus,
ezberlemisim. Büsbütuün yalniz kaldim mi,
onlari aniyorum da kurtuluyorum kendi içime düsünmekten.
Bir beyit soyleyeyim size: "Nev'i yabane atti
bizi gerci ruzigar.. Düstük heva-yi ask ile
bir ozge aleme." Pek
severim bunu, her aklima gelisinde dünyalar benim
olur sanki. Iyi bilmem Nevi'yi, divani hiç elime
geçmedi, ancak bir iki gazelini, bes on beytini,
bir de "Ne mümkün oldu gam-i firkatinle
ülfet edem" diye baslayan muhammesini okudum.
Ama iyi bir sair olduguna inanmam icin bir beytini, o
beytini gormüs olmam yeterdi. "Nev'i yabane
atti bizi gerci ruzigar... Düstük heva-yi ask
ile bir ozge aleme." Bunu anmak da beni bir ozge
aleme, bütün üzüntüleri, yaralari,
doyurulmamis arzulari, bütün çirkinlikleri
ile benligimi unutturan bir aleme gotürüyor.
Ask havasini estiriyor benim basimda... Gene asik oldum
sanmayin, cocuk musunuz siz, bu yastan sonra? Hem ben
asik olsam yalnizlik sozü mü ederdim? Içimdeki
zifiri yalnizliktan mi açardim? Yalnizlik duyar
miydim? Duyabilir miydim? Ulu bir konuk vardir bir asigin
gonlünde, Ovidius'un soyledigi "en büyük
tanri." Seven yalniz degildir. Sevilmesin, ona da aldirmaz,
sevgisine karsilik beklemez, sevmek icin sever, bir an
gelir ki seven de sevilen de kendisi oluverir, Kays'e:
" Ger ben ben isem nesin sen ey yar"
dedirtmekle bunu soylemez mi Fuzuli? Gerçek asik
belki de dilemez sevilmeyi. Acilar çekmekten hoslandigi
icin degil, aci duymaz ki, onun aci dedigi aci degildir
onun için, daha dogrusu her aciyi zevk ediveren
bir guç vardir askta. Asigin sevilmeyi dilememesi
kendini sevgiliye layik gormedigi icindir. Sevgili cok
yüksekte, erisilmez bir yüksekliktedir onun
için. Kendini onunla karsilastirir; pek küçük
bulur. Kiskanmasi da bu yüzdendir, sevgilinin yaninda
dolasanlarin hepsini kendisinden üstün bulur,
hepsinde de kendisinde bulunmayan birtakim degerler gorur,
birini küçümseyemez, sevgiliyi onlara
baktigi, onlara yüz verdigi için, onlar arasindan
birini, hangisini olursa olsun begenip seçtigi
için bir kat daha, bin kat daha sever: "Elbette,
benden degerli o adam, sevgili ondan hoslanmayacak da
benden mi hoslanacak?" der. "Oyle ise asik da
kendisini baskalarindan küçük gorür,
o da Bergson'un anlattigi durumdadir" diyeceksiniz.
Hayir, Bergson'un anlattigi durumda kendi kendimizden
bir tiksinme vardir, asik iste o tiksinmeyi duymaz, kendisini
küçük gordügü için,
belki kotü gordügü için begenir;
her aciyi zevk ediveren asik o küçüklük,
asagilik duygusunu dahi degistirip bir ovünme, bir
büyüklenme kaynagi ediverir. Kulun Tanri karsisinda,
Tanrinin seçtigi kimseler, nebiler, veliler karsisinda
duydugu küçüklük, degersizlik yok
mu, asigin sevgili karsisinda, sevgilinin begenip seçtigi
kimseler karsisinda duydugu küçüklük,
degersizlik de iste odur, büyülten bir küçüklük,
degerlendiren bir degersizlik.
Nevi'nin beytini okudum diye asik oldum sanmayin, eski günlerimden,
bir zamanlar güzel sandigim, ama simdi hatirlayinca
beni kendime aci aci, tiksindire tiksindire güldüren
günlerimden kalma bir aliskanlik bu. Bana mi kalmis
asik olmak? O tanri, o en büyük tanri bana mi
konuk olacak? Hani konugun olduydu senin, neye gitti?
Neye alikoymadin onu? Neye kaçirdin? Elbette alikoyamazsin,
elbette kaçirirsin, senin gonlün gibi bir
yerde türlü küçüklüklerin,
çirkinliklerin yuvasi olan bir yerde durur mu o?...
Budala! O tanrinin bir zamanlar sana indigini, sana konuk
oldugunu saniyorsun, o degildir gelmis olan, gelemezdi
o, senin o sandigin, odur diye karsiladigin suphesiz bir
düstü, sen de elbette biliyordun onun bir düs
oldugunu, ama kendini avutmak için odur diyordun.
Gelmez o, kimseye gelmez, yoktur ki o, senin gibi budalalarin,
içlerine bakmak, dogruyu gormek istemeyen, yalnizliklarindan
kacabileceklerini uman zavallilarin uydurdugu bir yalandir
o. Yoktur o, ne ask vardir, ne seven, ne de sevilen; yalnizliktan
baska bir sey yoktur insanoglu için.
Inanmayin, benim okurum, kendi kendinden tiksindigini
soyleyen, kendi kendine budala diyen bir adamin boyle
abuk sabuk sozlerine inanmayin, bakin, dünya güzel,
insanlar güzel, siz de o insanlar arasinda bir insan
oldugunuz icin güzelsiniz, aldirmayin bu sozlere,
beni içimin karanliginda birakin, siz aydinliklar
içindesiniz.
12 Mart 1951
|