|
AÇIK
SINIF II - On-Line
Oykülü
Gecelerden
- Okuma Aksamlarina...
Kitap Adi: OKURUMA MEKTUPLAR - 3ncü Basim
Yazari: Nurullah ATAÇ
Yayinevi: Can Yayinlari - Istanbul
Proje sahibi: Bircan Ünver
Proje sorumlulari: Bircan Ünver & Figen
Bingül
Proje
sunum tarihi: 7 Mart 2005
Nurullah
Ataç'in OKURUMA MEKTUPLAR'dan
seçme denemeleri 6 hafta süresince on-line
olarak birlikte okumaya davet..
18 Nisan,
Pazartesi aksami da, Türk Evi'nde @7:00'de bulusarak,
birlikte okuyacagiz ve 6 haftanin tamamlanmasini kutlayacagiz.
-- Bu kitabin
seçiminde, çok degerli Dogan Hizlan'in bir
yazisindan ilham alinmistir.
IKI KITAP
Bir mektupta damdan duser gibi soze girmek hic de iyi
olmuyor, insan baska bir eyitme, bir hitap bulunsun istiyor.
Ama ben ne diyeyim size? "Sevgili okurum," diyemem,
laubalilik olur. Hem bakalim siz benim sevebilecegim kimselerden
misiniz? Tanismiyoruz, bilmiyoruz ki birbirimizi! Ya siz
bu mektubu ilgilenerek degil, ancak üç bes
dakikanizi gecirmek icin goz atiyorsaniz? Belki de hoslanmazsiniz
benim yazilarimdan, begenmezsiniz dusuncelerimi de, sadece:
"Acaba gene ne halt etmis bu adam?" diye okuyorsunuzdur,
oyle olunca kizarsiniz benim size "sevgili"
dememe, izin vermezsiniz. Sevmediginiz, sevemeyeceginiz
bir kisinin sizi sevmesine kolay kolay katlanilir mi?
"Kalp kalbe karsidir," derler, dogru mudur?
Biz bunu daha cok kendimizi korumak icin, sevdiklerimizin
bizi sevmelerini, sevmediklerimizin sevmemelerini diledigimiz
icin soylemez miyiz? Nice sevdiklerim oldu ki sevmediler
beni, yüzüme bakmak bile kendilerine agir geldi.
"Sev seni seveni hak ile yeksan ise - Sevme seni
sevmeyeni Misir'a sultan ise," ogudunu
tutmak da degme yigide vergi degildir. Bana ne o ogutten?
Guzel de soylenmemis... Neyse! Birakalim bu sevip sevilme
sozunu, tatli dahi olsa yeri mi burasi? Ben size diyeceklerimi
deyivereyim, benim tanimadigim sayin okurum. Hah! buldum
iste, Sayin okurum diye baslarim mektubuma.
Sayin okurum,
Gecen mektubumun sonunda size bu sefer
Tevfik Fikret'ten, dil isinden acacagimi bildirmistim,
ama degistirdim fikrimi, Tevfik Fikret de, dil isi de
beklesinler biraz, bugun icin baska bir konu sectim. Iki
yeni kitap cikti, onlar uzerine dusunduklerimi soyleyecegim.
O iki kitabin biri Fuzuli Divan'in birinci
cildi, Ali Nihat Tarlan hazirlayip bastirmis; oteki
Fuzuli'nin Farsca Divani, onu da yine Ali Nihat Tarlan dilimize cevirmis. Edebiyata
az da olsa merakiniz varsa ikisini de almalisiniz, elinizin
altinda bulunmali; yillar boyunca, omrunuz boyunca açar
açar okursunuz.
Gencseniz, birini, Farca Divan'in cevirisini
rahat rahar okuyabilirsiniz; otekini anlamakta hayli zorluk
cekersiniz. Ama anlamadiginizi anladiginizdan daha cok
seveceksiniz, hic suphem yok. "O hircin, yavuz
guzel, avlanmak icin doru renkli atina bindi. Gene yuzlerce
bicare asik, sabir dizginini elinden kaciracak" gibi
bir soz guzel degildir, sevilemez demiyorum (birinci cumleden
renkli kelimesi
kaldirilirsa, ikincide de elinden yerine elden denilse
bence daha iyi olurdu), o da guzeldir, onda da bir siir
tadi vardir ama: "Gitti elden sanemin sumbul-i
mig-efsani --Yine devr etti perisan men-i ser-gerdani" beyti gibi mi? Bu beyti anlamasaniz da daha hosunuza
gider, siiri daha cok sarar sizi.
Anlamasaniz da, dedim, gencseniz, bizim
eski siirimizin dilini ayrica calisip ogrenmemisseniz
elbette zor anlarsiniz, o beyitteki kelimelerin bircogunu
bilmezsiniz. Gene de, yani anlamasaniz da, aruz bilmediginiz
icin okurken veznini bozsaniz da, duymaz misiniz o siiri?
O beyitteki ses size islemez mi?.. Biliyorum, divan siiri
bizden uzaklasiyor; sizin gibi gencler degil, ben yastaki
ihtiyarlar da onunla ugrasmiyoruz, onu sevdigimizi soylerken
de: "Ne yapalim? Gecti artik, oldu artik!"diyoruz.
Divan siirinin gecmis, olmus olmasina, dogrusu hayiflanmiyorum,
yeni hayata, yeni medeniyete girmemiz icin ondan uzaklasmamiz
gerektigini biliyorum. Ama biz yaslilar da, siz gencler
de, ondan daha busbutun ayrilmadik, onun sesi bize yabanci
gelmiyor, o sesi duyar duymaz icimizdeki siir teli titremeye
basliyor: "Manasini anlamasak da olur, bir siir oldugunu
anliyoruz ya, yeter bize!" diyoruz. Bunun icin okuyun
Fuzuli'nin gazellerini, biraz da ugrasirsaniz, birkac
yerde durup sozluklere bakarsaniz, anlamini da anlar,
seversiniz. Ali Nihat Tarlan Turkce divani, yillarca goz
nuru dokerek hazirlamis; bugun ulkemizde ondan daha iyi
basacak bir kimse yoktur... Olurdu, hepimizin buyuk ustadimiz
Ibnulemin Mahmut Kemal'in baskanligi altinda bir heyet
toplansaydi, basilacak divan belki bundan da ustun olurdu.
Ama o bir hayaldir, gerceklestigini bizim goremeyecegimiz
bir hayal. Bundan yirmi otuz yil sonra ise Ali Nihat Tarlan'in
hazirlayip bastirdigindan daha mukemmel bir Fuzuli Divani
aramak belki kimsenin aklindan gecmeyecek. Siz alin, agir
agir okuyun o divani, elinizin altinda bulunsun, giderek
bakarsiniz ki bircok yerleri aydinlaniverir sizin icin,
en anlamadiginiz beyitleri de kolayca sokmeye baslarsiniz.
Zaten anlamak demek, bir bakima, alismak degil midir?
Fuzuli'yi okumaya alistirin kendinizi.
Onunla birlikte Farsca divanin cevirisini
de okuyun. Bir kere onda, demin de soyledigim gibi, cok
guzel sozler bulacaksiniz; sonra o kitap size bizim divan
edebiyatimizi, dogu ulkelerindeki siir anlayisini anlativerir.
O kitabi okumakla, gazellerde bulunan mazmunlarin cogunu
ogrenmis olursunuz. Bütün divan siirini tadarsiniz
demiyorum: o sozlerin vezni, kafiyesi yok; ama sizin vezinle
kafiyeyi de hayalinizden katarsaniz, bütün divan
siirini kavramis olursunuz.
Ali Nihat Tarlan keske o Farsca divani manzum olarak cevirseydi;
bir siir, nesir olarak cevrilince asil degerinin yarisindan
cogunu yitiriyor... Simdi siirle nesir arasindaki fark
uzerinde durup da siirin mutlaka siir olarak cevrilmesi
gerektigini soyleyecegimi sanmayin. Ali Nihat Tarlan'in
manzum olarak cevirmeye kalkmamasina seviniyorum, belki
misralari guzel olmazid, misralar guzel olmayinca siirin
nesir kadar da tadi olmaz. Bundan baska Fuzuli'nin Farsca
divaninin nesir olarak cevrilmesinde baska bir meziyet
var: bize divanlarin anlam bakimindan ozunu vermis oluyor.
Hayir, Ali Nihat Tarlan'in manzum bir ceviriye ozenmemesinden
yakinmiyorum. Yalniz Ali Nihat Tarlan'a baska bir sitemde
bulunacagim: Fuzuli, Farsca gazellerde kullandigi mazmunlarin
cogunu, hic olmazsa bazilarini, Türkce gazellerinde
de elbette kullanmistir, Ali Nihat Tarlan bize bunlari:
"Türkce falan gazelin filan beytiyle karsilastirin,"
diye gostermeliydi; boylece Fuzuli'nin Farsca gazellerinin,
gene Fuzuli eliyle bir cevirisi yapilmis olurdu. Bu isin
ne kadar zor oldugunu bilmiyor, dusunmuyor degilim, ama
Ali Nihat Tarlan bu ulkede Fuzuli'yi belki en cok okumus,
en cok bilen adamdir, baska herhangi bir kimse icin cok
zor olan bu is, onun icin hayli kolaylasirdi. Bunu yapmak,
onun boynuna bir borctur, kendisinden baska kimsenin yapamayacagini
bildigi icin bunu kendisi yapmalidir. Turkce divana yazdigi
onsozden ogrendigimize gore Farsca divanin aslini da yakinda
cikartacakmis, bu karsilastirmalari onda gosterse cok
iyi eder.
Bilmem soylemeye hacet var mi? Farsca
divanin basilmasini dort gozle bekliyoruz, benim gibi
Farscayi iyi bilmeyip de Farsca bir gazeli, karsisinda
cevirisi bulununca az cok anlayanlara, anlar gibi olanlara
buyuk bir zevk saglayacaktir.
Edebiyati severseniz, alin, okuyun o
iki kitabi, sayin okurum. Mektubumun basinda: "Beni
belki sevmezsiniz, paylasmazsiniz dusuncelerimi,"
dedim; ama aramizda ne kadar ayrilik, ne kadar anlasmazlik
olursa olsun, umarim ki Fuzuli sevgisinde birlesebiliriz.
Okuyun Fuzuli'yi; onu soyle gercekten tadarak, sesini
iyice isiterek okursaniz, oyle saniyorum ki yeni siiri
de daha cok seversiniz, cunku Fuzuli de yeni, yepyeni
bir sairdir, eskiye baglanmamis, yeni bir yol acmaya calismistir,
onun siirindeki ozu iyice kavrayinca siz de eskilere,
eskilige baglananlardan yuz cevirir, yenilik arayanlarin
hakli olduklarini anlarsiniz.
11 Subat 1951
Nurullah
Ataç'in ozgeçmisi>
Okuruma Mektuplar'in
girisi>
|