AÇIK
SINIF II - On-Line
http://www.lightmillennium.org
* Oykülü
Gecelerden - Açik Sinif/Okuma Aksamlarina...
Kitap Adi: OKURUMA MEKTUPLAR - 3ncü
Basim
Yazari: Nurullah ATAÇ
Yayinevi: Can Yayinlari - Istanbul
Proje sahibi ve Yonemeni: Bircan Ünver
Proje sorumlulari: Bircan Ünver &
Figen Bingül
Iletisim: aciksinif@lightmillennium.org
|
GIRIS
Neden Okuruma Mektuplar? Onu bir anlatayim. "Hosuma gitti de
onun icin," deyip gecebilirim, yalan da olmaz; begenmesem
secer miydim bu adi? Bir baskasini arardim. Eskiden Sohbet derdim yazilarima,
sonra oz-turkceye ozendim de Soylesi dedim, bir takimina
da Hayata Dair demistim, gene oyle bir sey bulabilirdim.
Denemeler, Elestirmeler, Arastirmalar ne gune duruyor?..
Bakin, Aramalar hic de fena
degil: yazi yazan dogruyu arar, bir guzellik arar, kendini
arar, yazilarini okuyacak kimseler arar, Aramalar hepsini topluyor bunlarin... Bir zamanlar
Derkenar uzerinde de durmustum, o da iyiydi. Arkadaslardan
biri, Burhan Belge, bir gun benim yazilarim icin: "Derkenarimsi seyler,"
demisti, o bunu dudak bukerek, kinayarak soylemisti ya,
ben de bir ovgu diye karsilamistim: okuduklarimin, gorduklerimin,
isittiklerimin bende uyandirdigi dusunceleri bir yana
karalayivermek, baska nedir benim istedigim? Ama Derkenar sozune bir kohnelik sindi, bugun oz-turkceye hic yanasmayanlar
bile onu kolay kolay kullanamazlar. Belki siz bilmezsiniz,
dort bes yil oluyor, bir kitap cikarmistim: Gunlerin
Getirdigi. O da uygun
bir baslik olabilirdi. Yahut Gunun Getirdikleri... Ben Okuruma
Mektuplar demeyi sectim. Hosuma gitti de onun icin!
Baska sebepler de var.
Bir kere her yazi mektuptur. Siir, hikaye olsun, deneme,
elestirme olsun, hepsi birer mektuptur. Bunu soylerken
mektup sozunun Arapca'da
yazilmis demek oldugunu dusunup cinasa ozendigimi
sanmayin, cinastan busbutun kacinmam, ama simdi sirasi
degil. Her yazi bir mektup oldugu gibi her resim, her
ezgi, her yapi da birer mektuptur. Dusunen, duyan bir
kimseden, dusunen, duyan baska kimselere haber, selam
iletilecek bir mektup. Bircok kimselere yahut bir tek
kimseye. Begenilmeyen bir eser, gonderilen bir kimsenin
daha eline gecmemis bir mektuptur. Onu da anlayacak, sevecek
bir kimse elbet vardir, ancak ikisi birbiriyle karsilamamistir.
Yazik ki yazilarin, eserlerin de omru sonsuz degildir,
bircoklari kendilerini anlayacak olanlara ulasamadan yipranir,
yok olur giderler.
Bilirim, birtakim buyuk, yuksek yazarlar varmis, okuyuculari
dusunmezler, okuyucu aramazlar ya da yalniz kendilerini
memnun etmek icin yazarlarmis. Ben onlardan degilim, ben
okurlarim icin yazarim. Tevfik Fikret'in misralarini hatirlarsiniz:
Size, ey bilmedigim kariler,
Size ithaf ile
nesrediyorum bunlari ben...
Ben de, ey bilmedigim, gormedigim okurlarim, size sunuyorum
bu yazilari. "Oyleyse neden "Okurlarima Mektuplar"
demiyorsun?” diyeceksiniz. Hepinize birden soylemiyorum
da onun icin. Her birinize ayri ayri soyluyorum. Benim
yazilarimi hepiniz toplanip da okuyamazsiniz ki: Her biriniz
odaniza cekilip okuyorsunuz, kalabalik icinde okusaniz
bile kendi kendinize, icinizden okursunuz. Bilmiyorum
siz yasli misiniz, genc misiniz? Kadin misiniz, erkek
misiniz? Bilmiyorum; ancak sunu biliyorum: siz bu yaziyi
okurken benimle bas basasiniz. Belki begeniyorsunuz, belki
kiziyorsunuz, ikisi de makbulum, begenseniz de kizsaniz
da benimle yalnizsiniz, beni dinliyorsunuz. Bu yazim,
butun okurlarim icinde yalniz sizin icin yazilmis bir
mektuptur.
Sunu da soyleyebilirsiniz: "Her yazi bir mektup sayilacagina
gore bunlara Mektup'tan baska
bir ad koymak daha dogru olmaz mi?.." Evet, her yazi
bir mektuptur, ama her yazi mektup gibi yazilmaz. Mektup
yazan adam ille bir konuda kalacagim diye cirpinmaz, oradan
oraya gecer, yukarida bir soyleyecegini unutmussa onu
asagiya yaziverir, kendinden acar, ahbaplarini, arkadaslarini
anlatir. Ben de size bu mektuplari oyle yazmak istiyorum.
Bir eksikliktir, bir kusurdur, bilirim, ama ne yapayim?
elimde degil: ben bir konuya baglanamiyorum, konusur gibi,
mektup yazar gibi, ondan ona geceyim diyorum. Sorayim
ben size: bikmadiniz mi o bir konuya baglanan yazilardan?
Anlamiyor musunuz? hepsi de sizi kandirmaya calisiyor.
Bir dusundukleri var, onu soyluyorlar, dusunduklerinin
tek dogru olduguna sizi de inandirmak istiyorlar. Siz
de ille onlar gibi dusuneceksiniz. Benim yok oyle bir
dilegim: benim ne dusundugumu size bir mektupla karmakarisik,
darmadagin bir halde bildiriyorum. Ne dusundugumu... O
da buyuk bir soz! Hayir size: "Ben iste boyle dusunuyorum,"
da demiyorum, belki: "Sunlar da hatira gelebilir,"
diyorum, iste o kadar. Sizi degil, kendimi bile inandirmaya
ozenmiyorum. Dogrusu, inanmaktan, inananlardan korkarim
ben: bir seye, bir dogruya inanmak, onun ziddini inkar
etmek degil midir? Gonlum hic bir dogruyu inkara razi
olmuyor. Bir bakin tabiata: kara ile ak yan yana, birbirleriyle
uzlasarak yasamiyorlar mi? Oyle ise biz neden bir dogruya
saplanalim? Butun dogrulari, birbirine zit gibi gorunen
dogrulari, kendimizde toplayip birbiriyle uzlastirmaya
calismak daha dogru olmaz mi?.. Hayir, ben sizi kandirmaya
calismiyorum, sizi benim gorusume cagirmiyorum; ama, yavasca
soyleyeyim, sizin icinizde supheler uyandirabilirsem,
busbutun yanlistir diye bellediginiz bir dusunce icin
size: "Kimbilir, belki bunun da bir dogrulugu vardir..."
dedirtebilirsem, sevinirim.
Daha cok seyler soyleyecektim size bu mektubumda. Yukarida
Tevfik Fikret'in iki misraini
andim, Tevfik Fikret uzerinde biraz durmak isterdim; daha
once oz-turkceye de dokundum, sizinle onu da konusmak
isterdim... Ama pek uzun olurdu mektubum, okumaz, atardiniz.
Unutmazsam, bir dahaki mektuplarim o konular uzerinde
olur.
4 Subat 1951
_ . _
Bu hafta: 7 Mart 2005
--Projenin Onsozu>
-- Projenin Sunumu
-- Nurullah ATAÇ'in
ozgeçmisi
-- IKI KITAP
(Bu projenin ve kitabin ilk yazisi)
|