|
AÇIK
SINIF II - On-Line
http://www.lightmillennium.org
* Oykülü Gecelerden
- Açik Sinif/Okuma Aksamlarina...
Kitap Adi: OKURUMA MEKTUPLAR - 3ncü Basim
Yazari: Nurullah ATAÇ
Yayinevi: Can Yayinlari - Istanbul
Proje sahibi ve Yonetmeni: Bircan Ünver
Proje sorumlulari: Bircan Ünver & Figen
Bingül
Iletisim: aciksinif@lightmillennium.org
Üçüncü Hafta - 20
Mart 2004
Yalnizlik
"Siz
sevilmenin, begenilmenin türlü türlü
oldugunu mu sanirsiniz? Sevdigimin beni sevmesi baska,
okurlarimin beni begenmesi baska... Eskiden belki ben
de bunlarin ikisini birbirinden büsbütün
baska seyler sanirdim ki sonradan anladim, degil."
Okurum, ey benim benzerim,
Sair: "Eylese Nef'i nola gonlüyle daim bezm-i
has.. Hem kadeh hem bade hem bir suh sakidir gonül" diyor,
bir baskasina, Nesati'ye gore de: "Dil ki hem
ayine hem tuti-i sekkerhadir."Gayre muhtaç
degil kendi ile güyadir". Iyi bunlar ya,
sizi bilmem, ben hoslanmiyorum yalnizliktan, sevmem kendimle
bas basa kalmayi. Bir güzel, oyle güler yüzlü,
dili tatli bir güzel degildir benim gonlüm,
dünyayi isiklandirip bagislayiveren bir içki
sunmaz bana, sifasi yok bir agu içirir. Kaçarim
ondan, insanlar arasina, kitaplar arasina kaçarim.
Konusmakla, olmazsa yazmakla unutmaya çalisirim
onu. Fransiz yazarlarindan biri, Jean Rostand: "Çalismanin
aciligi, kisiye haddini bildirmesidir" der, delikanli
sozü bu da, büyüklük umutlarini yitrmemis,
yeneceginden süphesi olmadigi icin güçlüklerle
karsilasmayi dileyen genç bir adamin sozü.
Bir yastan sonra kisiye asil yalnizlik, bos oturmak, kendisiyle
kapanmak, kendine kapanmak bildiriyor haddini. Çikayim
kendimden, gormeyeyim, düsünmeyeyim kendimi
ki avunabileyim. Dogruymus meger ben'in tiksinilecek,
hinç uyandiran bir sey oldugu, "Le moi
est haissable". Hayir, Pascal'in dedigi anlamda
degil, herkesin anladigi anlamda degil, soyleyin kendinizi,
anlatin boyuna "ben...ben..." demekten çekinmeyin,
ovünün, bobürlenin, ama sakin bakmayin
içinize, dinlemeyin kendinizi, içinizin
fisiltilarina, o üzgün üzgün anlattiklarina
kapayin kulaklarinizi. Bilmem sizi, siz belki oyle degilsiniz,
ama ben size "ey benim benzerim", dedim, bu
sayfayi çevirip geçmediginiz için,
benim mektubumu okudugunuz için sizin de bana benzediginizi
sandim, dert ortagimsinizdir diye sizinle dertlesmek istedim.
Kisinin yalnizligi sevebilmesi için arkasinda,
içine güven verecek hatiralari olmasi gerekir.
Ben o eski defterleri ne zaman karistirsam birtakim basarisizliklar
gorüyorum. Neler kurmustum ben de! Begenilen, alkislanan
bir yazar olacaktim. Oyle çok kimselerin, yiginlarin
benim yazilarimi okumasini beklemiyordum, birkaç
kisi, Stendhal'in dedigi "mutlu azinlik" beni anlasin, yeterdi bana, Baudelaire
birini overken: "Celebre pour Quelques uns" der,
" birkaç kisi için ünlü", ben de iste o birkaç
kisiyi aradim. Eremedim mi bu dilegime? Tanitamadim mi
kendimi kimseye? Zor onu soylemek, var beni de begenenler,
gorüyorum; yazilarimi okuyorlar. Çogu: "Saçma!"
deyip omuzlarini silkiyorlar da, içlerinde: "Iyi...
Dogru..." diyenler de olur. Ama yetmiyor bu iste,
neden yalan soyleyeyim, yetmiyor. Niçin mi?
Siz, ey benim okurum, bana benzeyen yahut benzemeyen okurum,
omrünüzde sevildiniz mi hiç? Soyle gerçekten
sevildiniz mi? Gerçekten sevilmenin ne oldugunu
düsündünüz mü? Ben soyleyeyim
size sevilmek ne demektir, ben bilirim onun ne oldugunu.
Sevildigim için degil, sevilmedigim için,
omrümde beni gerçekten sevmis bir tek kisi
olmadigi için bilirim. Sevilmek, bir kimsenin gozünde
essiz olmaktir; sizi seven kisi, size yeryüzünde
bir tane diye bakmiyorsa, sizi sadece insanlar arasinda
bir insan, ancak sevilecek bir insan sayiyorsa, kabartmayin
koltuklarinizi, siz de sevilmemissiniz demektir. Sizi
baskalariyla olçebiliyorsa, sonunda sizi hepsinden
üstün bulsa dahi, bilin ki sizi sevmiyor, gerçekten
sevmiyor, hoslaniyor sizden, iste o kadar, yerinize bir
baskasini koyabilir. Ne diyor Sultan Süleyman? "Askima
mustagrakim kilmam nazar hiçbir yana... Bilmezsem
var mi cihanda sana benzer ya degil." Gerçekten
seven oyle olur iste, yeryüzünde sevgilisine
benzer bir kisi daha var mi, yok mu, sevgilisi oteki insanlardan
üstün müdür, degil midir, üstünse
neden üstündür, onu arastiramaz. Bunu arastirabiliyorsa,
sevgilisinin baskalarindan üstünlügünü
gormeye ihtiyaci var demektir, onu gerçekten sevse
onun üstünlügünü gormeye ihtiyaci
olmaz, içi ile bilir onu, günesin isigini
bilir gibi bilir... Ama benim niyetim size sevgiden açmak
degildi.
Siz sevilmenin, begenilmenin türlü türlü
oldugunu mu sanirsiniz? Sevdigimin beni sevmesi baska,
okurlarimin beni begenmesi baska... Eskiden belki ben
de bunlarin ikisini birbirinden büsbütün
baska seyler sanirdim ki sonradan anladim, degil. Bir
yazar, bir sanat adami okurlarinin kendisini bir sevgilinin
sevmesi gibi begenmesini istiyor. Siz nasil sevdiginize
essiz bir insan, baska kimse ile karsilastirilamayacak,
yerine konamayacak bir varlik diye bakiyorsaniz, bir yazarin
da, bir sanat adaminin da oyle begenilmeye ihtiyaci vardir.
Neden bu yazilara ben Okuruma Mektuplar diyorum?
Neden bir kimsenin adini soyleyemiyorum? Benim yazilarimi,
o dedigim gibi begenen, oyle seven bir kimse bulunmadigini
biliyorum da onun için. Olsaydi, belki de o kardes
insanla, benligi benligime uygun, benligi benim benligimle
tamamlanan insanla yetinirdim. Anliyorsunuz, benim yazilarimi
sunun için, bunun için degil, soyle boyle
birtakim güzellikler gordügü için
degil, sadece benim yazilarim oldugu için okuyacak
bir insan. Hani Montaigne: "Ben onu severdim çünkü
o o idi, ben de benim" der, kendisine: "Neden okuyorsun
bu adamin yazilarini?" diye sordugunuz zaman bunu
soyleyebilecek bir insan. Bundan baska, sizi begenen ne
kadar insan olursa olsun, bostur, bir tek degilsiniz,
birinci degilsiniz. Oysa ki gerçek begenilmek de,
gerçek sevilmek gibi, bir kisinin gozünde
bir tek olmak, birinci olmak demektir.
Bu açidan, bu agudan kurtulmanin vardir bir çaresi
diye düsünürsünüz: "Sen
kendini bir tek, birinci say, yeter" dersiniz. Evet,
ben de kendimi begenmeyecek degilim ya! Kisi kendini begenmezse
çatlarmis. Degil oyle, ey benim okurum, kendimizi
begenmek yetmez bize. Giderek bir süphe düser
içimize: "Ben kendimi begenmiyorum ya, beni
benden baska begenen kimse yok, demek ki ben de yaniliyorum,
begenilecek, sevilecek bir insan degilmisim", deriz.
Çevremizden, cevremizin yargilarindan büsbütün
kurtulmak, onlara büsbütün aldirmamak elimizde
midir? Monsieur Gide bir yerde: "Ben onemli bir
kisi oldugumu biliyordum ya, bunun ancak çok sonra,
ben oldükten sonra anlasilacagini saniyordum", der. Aldanmayin
bu soze, kanmayin; kendisini baskalarinin da onemsediklerini,
essiz bir adam saydiklarini gozüyle gormeseydi bunu
kendi kendine dahi soyleyemezdi. Onun da içine,
benim içime oldugu gibi, bir günü
(kiskançlik), bir haset çokerdi. Kimi günülüyorum
ben? Kimi kiskaniyorum? Ne bileyim? Benim içimdeki
günü belli bir kisiye karsi olsa, onu küçümserim
de kurtulurum içimdeki aciliktan. Ün bana
gelmiyor, demek ki bir baskasiyla gidiyor, onu seviyor.
Ondan vazgecebilir, bir gün onu da silker atar, olsun,
gene bana gelmez ya. Ben ünün seçecegi
bütün kisileri günülüyorum. Basli
basina bir günü, kimseye yonelmemis bir günü,
boylesinin yarasi daha agirdir. Siz sevgilinizin kiminle
oldugunu bilmezseniz daha çok üzülmez
misiniz? Bütün gordüklerinizi, bütün
düsündüklerinizi kiskanmaya baslarsiniz.
Neler soyledim gene? Nereden geliyor bu yakinma? Bakmayin
bu dediklerime, yirtin bu mektubu, bastaki beyitleri okuyun,
ikisi de güzeldir, hele Nefi'ninki çok güzeldir,
inanin onun dedigine, unutun benim bu saçmasapan,
birbirini tutmaz sozlerimi. Bakin, size Fuzuli'den bir
beyit soyleyeyim, ona açin gonlünüzü
de bu benim dediklerimden bir iz kalmasin: "Ey
demadem resk tigiyle benim kanim dokup..." Olmayacak
Fuzuli'yi açinca da aklima günülü,
hasretli, resk'li beyitler geliyor, o duygudan kurtulamiyorum
bugün, gideyim insanlar arasinda ovüneyim, kendimi
begenip kurula kurula konusayim, belki oyle silkinirim
kendimden.
5 Mart 1951
|