|
|
|
|
|
|
Yuzlesme: II
Salt duygudan, degisken bir giysiyle oturuyordum. O karsimdaydi. Dostum ve kendisi olarak oturuyordu, goremedigim bir giysiyle. Zamanin baska seylerle bile olculemedigi bir isik dilimindeydik. Paylastigimiz masanin basinda goruntulerimizi koruyarak zamanlar otesi kentlere/durumlara akisimizi mumkun kilan bir buyu vardi isikta. Gozlerimizi kapamadan, gozlerimize o ana degin gezindigi baska renkleri unutturarak; ancak onlardan ozetlenmis bilgiyi hala koruyarak gri tas yontulara, esintili maviye, isiga batmis kipirtili yesile bakiyor ve durmadan bir yerlere gidiyorduk. Durumlarin renkleri vardir. Gittigimiz kentlerin ve durumlarin onemi yoktu. Guzergahlarimizin ayri oldugu acikca sunulmustu onceden; ama yoldas oldugumuzu seziyorduk: Gitmek onemliydi. Ikimiz de gitmenin cok baskentli bir tekulke oldugunu biliyorduk. Gitmenin cokrenkli cografyasi cagiriyordu bizi. Saatlere ve aynalara bakmaklarimizi firlatip atmistik coktan. Yanimiza bir dostlugumuzu almistik. Ikimiz de yorgunduk, baskaca bir sey tasimaya gucumuz yoktu. Para kazanma yollarinin giderek intihar bicimlerine donustugunu ogrendigimiz gunlerdi. Sicakti. Yorgunduk. Bir, dostlugumuz vardi. Durmadan intihari erteliyorduk. Hayatlarimizda yarim kalmis diger seylerin yaninda varsin, o da dursundu. Bir serinlik ariyorduk. Sicak, ter bugusu, kalabalik, gurultu, asfalt ve eksoz, yapis yapis alisverisler; disarida kaynayan hayat yani, bunaltida ozetlenip iclerimize sizmisti. Bir serinlik ariyorduk. Ben, cocuklugumu bulamiyordum. Onun, cocuklugu olmamisti hic. Ben, kucaksizlik cekiyordum. O, tum asklarini tuketmisti. Bunalan iki yalnizliktik. Ikimizin de huzunle tullenmemis bir sevinci olmamisti hic. Bir, dostlugumuz vardi sevinmeye. Bir serinlik ariyorduk. Icinde dogulmus, buyunmus evlerin yikanmis balkonlarindaki gibi bildik; vaktiyle bizim olan mekanlarda bizler icin esmis; yalitan, dindiren, onduran bir serinlik kokusu duyduk birden. Koku, cagrisim oldu, bellege akti. Bellek uyandi, yurudu, gelip bir eski pencere onunde durdu. - O isigi goruyor musun? Bu isigin altindaki masalar, iskemleler, cay bardaklari, butun mavi kuslar ve sesler vaktiyle bizimdi. Bu eskil tas yontular bizeydi. Sozlerimiz ve asklarimiz vardi o zaman. Havada, bizden yana olan bir sey vardi. Asklarimizi da unuttuk sonra, bu bahceyi de... Cagriyi duyuyor musun? Bu cagri, simdiki zamana ait. O zaman boyle bir cagriyi dusunemezdik. Yine de bir onseziyle, bu serinligi bir gun bizi cagirsin diye bu bahcede biraktik. Hayatlarimizin bir serinligin sirtina yuklenemeyecek kadar agir ve unutkan olacagini daha o gunlerde sezmistik, demekÕÕ. Konusmayi kesip, dostumun acili yuzune baktim. Buzul gurbetcilerinin anlamini takindigi mavi gozlerine. Sonsuz bir suskuyu anistiran ince uzun siluetine. Simdi de yaralarina, gizledigi. Su gibi uzun sac ve sakallari altina gizledigi bicak izlerine baktim; hayatin biraktigi izlere. Bu izlerden hala sizan rengin, gelip sakallarina durdugunu goremiyordu dostum. Ikimiz de aynalara artik bakmiyorduk da, ondan. Birbirimizden baska aynamiz yoktu. Ben, kendi aynamda usuyordum; o, kendi aynasinda bunaliyordu. Boyleydi. Boyle guzeldi. Bu, kabullendigimiz bir seydi. - ÒCan dostum. Acilarini kureyebilsem, hayatin rahmiyle piril piril yeniden dogurabilsem seni. Umarlarin bittigi yerde, gitmek baslar. Eski pencereyi actim. Hafifce omuzundan cektim dostumu. Artik bizim olmayan serin bahceye, bir konuk saygisiyla suzulduk. Artik bizim olmayan masalardan birine ilistik. Bizim olan tek sey, gitmeklerdi. Agustos kackinligimizdi. Unutulmus bahcemizi yeniden bulmus, karsilikli gitmeye oturmusuk. Bizden gidenlere bakmamaya calisarak, cabucak ustlerini orterek onlarin, bize birakilmis tek seyi yapiyorduk: Gitmek. Isigin buyusunde durmaksizin gitmek... Gitmek onemliydi. Bir, dostlugumuz vardi yanimizda. Aslinda, hic gelmeyecek bir otobusu bekliyorduk. Bahce serindi. (Agustos 1991, Kosuyolu) * * *
Yuzlesme: III Basimizi arkaya cevirerek, bildik ucuna burukca gulumsedigimiz, iki nokta arasinda uzanan kendi dogrumuzun uzerinde, oncesiz ve sonrasiz, salt 'o an' i olusturarak oturmak, o anin kendisinden tasarak baska boyuytta baska hayatlara acildigini ve hepsinin de uzun omurler kadar surebildigini; kac hayat duslendiyse o kadar olum, o kadarindan daha fazla aci, cosku, ask, dostluk, umut, duskirikligi, utku, inanc var oldugunu; iki gozkapagi arasina sikismis bu ana eklemlenecek diger anlarin nerlere nerelere patlayabilme potansiyelini ve bunun yontemini bilmek, imgelem gucumuzu fark edisten damittigimiz bir-iki tat disinda, sonucta bir sikintiyi sonsuzlukla carpmaktan baska nedir? Degerleri ayni kaldikca, duslenen her hayatin donguleri sonucta kisirlasir cunku. Cunku kisirlik, sunulmus degerlerle dokudugumuz beklentilerimizdedir. O zaman, tum dokumalari yakmanin ozgurlestiren, teklestiren, yabancilastiran, yukleyen ve hafifleten cilgin kosusu! Patikalar oylesine dar, ustelik yarlar cok derin ve karanlik; ama kos! Sunulmuslara degil, sunulmuslardan secilmislere degil, yaratmaya; yaratmanin cogaltan yalnizligina... Yeni gozler yarat,
yeni renkler bul, bir sey yap! Istedigin hayatin malzemesini kar,
dogur onu ve sonra (Agustos 1991, Kosuyolu)
|
|
@Isik
Binyili dergisi Bircan
ÜNVER tarafindan tasarlanmis
ve uretilmistir. Sayi# 3, Yaz 2000, New York. |