|
|
|
|
|
|
Heinrich Böll
Onurlu Sehir ve Ruyasina girdigim çocukluk askim, mavi entarisiyle Koln'de ortaya ciksaydi bu denli heyecanlanmazdim. Içimden de bir ses, hayallerinin kirilmasini istemiyorsan bu gece gitme diye söylenip duruyordu. Içimdeki sesin can sikici lafazanligiyla, ugruma kocasini çolugunu, çocugunu, terk etmis askimi gormenin heyecani arasinda sikismis tir tir titrerken ben, yirmi yillik esim, "aman sen de çok abartiyorsun, bu Köln'den ne yazarlar geçti!" diye sakinlestiriyordu beni. Beni sakinlestirirken sesinin titredigini hissediyordum, "sen de pek rahatsin ya!" seklinde kiskançligin da sindigi cevaplar veriyordum. Zaman da durmuyor ve aksam erken inerken Ren Nehri'nin Heinrich Böll onurlu sehrine, biz de deli kizimizi akilli oglumuza emanet edip, "masal the salon" adli çay evinin yolunu tuttuyorduk. Biz oraya vardigimizda söylesi baslamak üzereydi. Fakat Cezmi Ersöz daha kürsüye davet edilmemisti. "Köln'e hos geldiniz" dedim. "Sende mi burdasin ya!" diye cevap verdi Cezmi Ersöz. Ve o anda gözlerindeki pariltidan olmali, korkularimin cok yersiz oldugunu anladim. Yazilarinda hüzün saçan Cezmi Ersöz, hiç karsilasmadigi birini tanidigini saniyordu. Yanilmiyordu aslinda. Yillar önce, ben daha hayallerim birbiri arkasina kirilirken, onu hayalleri kirilmis bir Balkan mültecisinden söz ettigi yazisindan tanimistim. Muhabirleri sik sik kayiplara karisan haftalik bir gazetedeki yazisinda Cezmi Ersoz denemeyi benim kullanmam gereken kelimelerle yazmisti. Ve ben o günlerde "telepati" denilen kavrami yabana atmamam gerektigi gibi bir fikir edinmistim. Yazidan ve uslübundan öyle etkilenmistim ki, hemen kaleme sarilip bir de mektup dösenmistim. Mektup Cezmi Ersoz'e hiç ulasmadi. Cünkü kagitta sekillenen kelimeler çok sefil sesler çikarip can sikiyorlardi sadece. Sonralari kitaplarini okudum ve mesela keman yapiminin tarihcesine dair bilgiler edindim. Ilk bakista çok da önemli degilmis gibi görünebilir ama, Gelincik Tarlasi'nin insan güzeli ustasinin duygularini, o deneme olmasaydi yazmakta güçlük çekerdim. Kisaca Cezmi Ersöz ile yolum, onunla Heinrich Böll onurlu sehirde karsilasmadan çok önce kesismisti. Onun yazilarini okudukça, aramizda ruhsal bir iletisim varmis gibi bir duyguya kapilmaktan kendimi alamiyordum. Çünkü benim parmaklarimin ucundan sizmasi gerekip de pihtilasan kelimeler, onun parmak uclarinda cicek aciyor yada kafesinden kurtulmus kuslara dönüsüyorlardi. "Bu aksam tehlikeli bir konudan söz edecegim" diye basladi söylesisine Cezmi Ersoz. Biz sandik ki, Kürtler'den söz edecek. "Son derece hassas bir konu bu" diye ikinci cümlesini kurdugunda, yine biz yanildik ve onun unutulmus bir konuda söylesiye baslayacagini tahmin ettik. "Asktan söz edecegim bu aksam" diye konuyu belirledi sonuda. Sonra olaganüstü bir anlatimla, çok bilinmeyenli denklemleri önümüze atip adim adim çözmeye koyuldu. Bizler ayni problemin pek cok cözümü oldugu bilincine erismenin keyfini yasarken, bir de baktik ki, cehennem gibi sicak Cizre sokaklarindayiz. O asktan söz ederken, bizler onun gözlerinde, Cizre'nin tanklarla ve Kobra helikopterleriyle kusatildigini ve kadinlar ve çocuklarin "Imdat Allahim neredesin!" diye bagristiklarini görüyorduk. "Böyle bir ortamda" diye sözünü sürdürüyordu o, "asktan nasil söz edilebilir?" Biz soruya cevap ararken, o her birimizi bir kelimeye bindirip Paris'e ucuruyordu. Orada tutkulu bir ask yasiyorduk. Sonunda "Pariste Son Tango'nun" final sahnesine düsüyor; büzüsüp, kendimizi anne rahminin o huzur verici islak dünyasinda buluveriyorduk. Bu arada Cezmi Ersöz, Kürt komsularina gelen bir mektuptan söz ediyordu. Mektuba yillar sonra Ren Nehri'nin Heinrich Böll onurlu sehrinde biz de göz atiyorduk. Mektupta neler yazdigini okuyamiyorduk tabii. Cünkü mektup özel bir yerden on bir kapili bir cezaevinden geliyordu. On bir kapili cezaevinden gelen mektuba ilistirilmis bir de ek vardi: Ogul kani bulasmis kanli bir gömlek. Biz annenin cigligini duymamak icin kulaklarimizi tikiyor ve Cezmi'nin sadakatin erdeminden söz ettigi kelimeleri kaciriyorduk. Cezmi Ersöz'ün anlatimin da ask, Nazim Hikmet'in siirlerine benziyordu: Ask güzel ve korkunctu, hakir ve cocuktu ve kahreden ve yaratandi, fakat her seyden önce de illegaldi! "Kelimelerin kifayetsiz kaldigi" olaganüstü söylesi gece yarisina dogru bitti. Cezmi Ersöz Ren nehrinin Heinrich Böll onurlu sehrine tevazu ile kalitenin asla celismedigini kanitlamakla kalmadi, dünyanin en zor zanaatini, "yüregini ortaya koyma yetisinin" de mümkün olabilecegini de gösterdi. Bir gün sonraki "yalnizlik" söylesisinden sonra Cezmi Ersöz'ü, Berlin'e trenle ugurladik; biz Ren Nehri kiyisina indik. Yesilli kirmizili sarili isiklar saçarak Baris Ülkesi'ne dogru yol alan bir geminin hüzün saçan isiklarini seyrettik. Ibadet eder gibi sonra, oltada bir orfoz gibi çirpinan yüreklerimizi Ren Nehri'nin sularina saldik. Sonra da yarali yalnizligimiza aglamak icin evimize geri döndük.
|
|
@Isik
Binyili dergisi Bircan
ÜNVER tarafindan tasarlanmis
ve uretilmistir. Sayi# 3, Yaz 2000, New York. |