|
|
|
|
|
|
Turkiye'nin
Acil Degisim Ihtiyaci -II
Kamu ekonomisi rayindan cikmistir: Devletin cig gibi buyuyen ic borclarinin faizi, butcenin yarisini yutmaktadir. Acimasiz bir rant ekonomisi ile her yil Milli gelirin %20 si fakirlerden alinip cok kucuk bir zenginler grubununa akitilmaktir. Kayit disi ekonomi, vergi kacaklari ve adaletsiz vergi sistemi haksiz kazanclari ve mafyalari egemen kilmaktadir. Izledigi yanlis politikalarla tekrar IMF ye muhtac hale gelen Turkiye IMF nin dikte ettigi niyet mektubunu aynen kabule mecbur olmustur. Simdi bu kurulusun siradan bir gorevlisi onemli bir devlet buyugu gibi itibar gormektedir. Ekonomideki tehlike sinyalleri ise giderek derinlesmektedir. Gecici verilere gore 1999 yili Turk Ekonomi tarihinin en kotu yili olmustur. Bu yil icinde ekonomi %7 kücülmüs dis ticaret hacmi ise %15 daralmistir. Dunyanin yillardir unuttugu iki haneli enflasyonlarda Turkiye, Dunya rekortmeni olmaya devam etmektedir. Muzmin ve asiri enflasyon milletin kit imkanlarini tehlikeli boyutlarda somurup kemirmekte, gelir dagilimi surekli ve tehlikeli bir sekilde bozulmaktadir. Fakirlik ve issizligin yayginlasip derinlesmesi ile ulke, ekonomik ve sosyal patlamalara acik bir hale getirilmistir. "Sosyal Baris" ve "Huzur"u tehdit eden kutuplasmalar, asiriliklar ve catismalar yogunlasmaktadir. Dis Iliskilerimizde, onemli sorunlar ve kaygi dolu gelismeler yer almaktadir. Komsu ulkeler ile uzun yillardir cozulememis sorunlar ulkenin dis politikalarini yanlis seceneklere yoneltmekte, Uluslararasi kuruluslarin ve Buyuk devletlerin Turkiyeye yonelik politikalarinda olumsuzluklar ve baskilar giderek yogunlasmaktadir. Ekonomisinin icinde bulundugu zorluklar ve zayifliklar ulkenin dis politikalarini olumsuz etkilemekte ve onemli tavizlerin verilmesine zorlamaktadir. Kibris ve Ege konularinda ciddi tavizler verilmistir. 40 senedir bekletildigi Avrupa Birligi kapisinda, Komunist blokdan daha yeni ayrilmis bulunan Dogu Avrupa ulkeleri Turkiyenin onune gectiler. Demokrasimizin kalitesi ABD ve AB nin sert ve aci elestirilerine konu olmakta. Turkiyeyi ziyaret eden yabanci heyetler adeta ulkeyi sorguya cekmekteler. Kuzey Irak, Kafkaslar, Balkanlar. Ortadogu ve Turk Cumhuriyetlerinde Turkiyenin etkinligi marjinallesmekte ve karsilikli iliskilerde kaygi verici gelismeler yer almakta. Kuzey Irakta uzun yillar onlemeye calistigimiz ters ve tehlikeli gelismeler sessiz sedasiz olusmakta. Yureklerimizi yakan Cecenistan Faciasina devlet buyuklerimiz dunya ile birlikte duyarsiz gozlemci oldular. Turkmenistan iliskilerimizde deprem yapan Mavi Akim projesi butun itiraz ve karsi cikmalara ragmen hizla ilerlemekte. Kirsal kesimin yoksulluk ve zor sartlariyla bogusarak hayatlarini surdurme savasi veren milyonlar cok yonlu sorunlarinin yazgisi ile bas basa birakilmis ve caresiz bir fakirlik ve issizlik baskisi altinda goce mahkum edilmislerdir. Egitim, saglik ve sosyal guvenlik sistemlerinin yetersizligi ve cag disiligi yaninda, nufusu hizla buyuyen metropol ve sehirlerdeki altyapisiz, basibos iskan ve gelismeler, ulkenin gelecegi icin giderek buyuyen onemli tehditler olusturmaktadir. Devlete, politika kurumlarina ve toplumun her yerine derinlemesine sizdigi her gun biraz daha ortaya cikan mafyalar, ceteler, siyasi kirlenmeler ve yolsuzluklar dehset verici boyutlara ulasmistir. Genel olarak toplumda Adaletin goz ardi edilip buyuk haksizlik ve zulum yapildigi ve buna karsin ozellikle de "Yargi"nin yavas calistigi ve yetersiz kaldigi kanisi yaygindir. Haksizlik ve yolsuzluklarin bu boyutlara ulastigi iddialari ile Devlete ve siyasete duyulmasi gereken guven asinip yok olmaktadir. Adalet dagitimindaki bosluk ve islevlerin giderek mafya ve siddet kuruluslarinca ustlenildigi kanaati yayginlasmaktadir. Bu baglamda son aylarda ulke gundemini dehsetle dolduran "Hizbul-Vahset" olgusunda bazi sorular acilen ciddi cevaplar beklemektedir; Bu olgunun boyle korkunc boyutlara varincaya kadar basibos birakilmasinin sebebi nedir? Boylesine yaygin ve karmasik bir orgutlenme ve vahset ulkeye kanser gibi yayilirken niye mudahale edilmemistir? Bugun yapilan mudahale mesela bir sene once yapilamaz miydi? Pek cok masum insanin boyle vahsice oldurulmus olmasindan o gunlerde ulkeyi yonetenlerin hic bir sorumlugu yok mu? Var ise bunun hesabini kimler, kimlere, nasil ve ne zaman soracak? Demokrasimiz insan haklari, katilimcilik, cogulculuk ve hukukun ustunlugu ilkelerini geregi gibi gerceklestirememistir. Bazi kavramlar subjektif veya kasdi davranislarla birbirine karistirilarak insanlar, kamplara bolunmekte ve baski altina alinmaktadir. Antidemokratik yasalarla fikir suc haline getirilip, siyaset adamlarimiz, medya yazarlari ve devlet memurlari kiyima ugratilmaktadirlar. Turkiye yazamayan, soyleyemeyen ve bir yerde dusunemeyen insanlar ulkesi haline donusmustur. Universitelerin hukuk, gelenek ve yasalara uymayan bazi uygulamalari pek cok genci okuyamayan insan haline getirmistir. Ulkemiz iyi ve guzel bir sekilde yonetilememekte, kalkinma ve buyume cabalarimiz arzu edilen basariya ulasamamaktadir. Demokrasiye gectigimiz yillarda bize yakin sosyal ve ekonomik degerlere sahip bazi ülkeler kalkinma, gelisme ve entegrasyonda bizi fersah, fersah gecmislerdir. 1950 lerin basinda Turkiyenin fert basina milli geliri 200 $, Ispanyanin ki ise 150 $ idi. Bugun Ispanyanin fert basina milli geliri 15 000 dolar olup bizim 3000 dolarlik fert basina milli gelir rakamimizi bese katlamistir. Eger ulkemiz son 50 yil boyunca Ispanya kadar basarili bir performans gosterebilseydi bugun 200 milyar dolarlik milli geliri ile dunya siralamasinda 24 uncu olma yerine, 900 milyar dolari asan milli geliri ile dunya siralamasinda ilk 10 nun icinde olabilecekti.
Bir tarafta cok agir bir ic savasa ragmen, Demokrasisi 224 yildir arizasiz devam eden Amerika Birlesik Devletlerine karsin Demokrasi ile yonetilmege gectigi son 50 yil icinde yonetimine ucu dogrudan ve birisi de post-modern olmak uzere 4 defa mudahale edilen bir Turkiye. Bu carpik ve izahi zor olgunun sebebi ne? Burada yanlisligi kim yapti? Kisiler mi? Kurumlar mi? Yaklasimlar mi? Yoksa butun Sistem mi? Ulkenin her zaman sorunlari olacaktir. Bu sorunlari Kamu Yonetimi ve onu idare eden Siyaset kurumunun cozmesi gerekir. Ne var ki Devlet ve Siyaset kurumlari cogunlukla sorunlari cozemeyip bunalima donusturmektedir. Uke Cumhuriyet rejimi icinde her cesit Devlet yonetim modelini denemistir. Tek partili donem, cok partili donem, ihtilaller, askeri hukumetler, azinlik hukumetleri ve koalisyonlarin hepsi yasanmistir. Teskilat-i Esasiye Kanunu ile hayata gelen Anayasa defalarca yenilenmis ve degistirilmistir. 1924 Anayasasi, 1961 Anayasasi, 1982 Anayasasi ve ara degisiklikler. Ne varki bu degisiklikler ile evrensel demokrasi degerleri gerceklestirilememistir. Mesela halen yururlukte olan 1982 Anayasasi ve bununla olusturulmus diger yasalar Millet iradesinin guclu ve istikrarli iktidar olusturmasina da, siyasi iradenin devleti yonetim butunlugu icinde idaresine de imkan vermeyerek Demokrasiyi bicimsellestirmis ve gostermelik bir hale getirmistir. Bicimsellesen bir demokrasi ise calisamamakta ve Siyasi sistem tikanmaktadir.
1960 yilindan bu yana yasananlar Turkiyenin asil sorununun devlet yonetiminin tam manasi ile tikanmasi ve bunun bas sebebinin de siyaset kurumu oldugunu gostermisdir. Siyaset kurumu ve kurallari tikanmanin acilmasini basarma imkan, yetenek ve gucune sahip olamayinca da bunalim tirmanmakta ve silahli kuvvetlerin mudahelesi ile demokrasi tekrar sifirlanmaktadir. Ne var ki mudahele neticesi yeniden olusturulan Anayasal sistem evrensel demokrasi degerlerinden yoksun olarak sekillendirilince, demokrasi ve kurumlari saglikli olarak çalisamamakta ve sistem bir yerde tekrar tikanmaktadir. Siyasetin niye tikanmis oldugunun cok iyi incelenip anlasilmasi lazimdir. Acaba bu yanlis bazilarinin iddia ettigi gibi sadece kisilerin yanlisindan mi ibaret? 1960-80 yillari arasindaki 20 senede 3 defa bu olay tekrarlandigina gore kusurun sadece kisiler ve kurumsal dinamiklerde olmasi mumkun degil. Devlet yonetiminin anatomisi bize bu tikanmalarin gercek nedenlerini acikca gostermektedir;
Devleti olusturan ve Anayasaya gore birbirinden bagimsiz olmasi gereken Yasama, Yurutme ve Yargi erklerinin ucu de bagimsiz degildir. Parlamento, yurutme erkinin sultasi altindadir. Yurutme erki ise buna vucut veren siyasi partilerin, siyasi partilerde mutlak egemen olan Genel Baskanlarin sultasindadir. Genel Baskanlarin sultasina ise basta guclu is cevreleri, medya, burokrasi ve sivil toplum kuruluslari olmak uzere siyaset disi gucler cok derin ve devamli etkiler yapmaktadirlar. Liderler Demokrasisi ile yonetilen ulkemizde Siyasi Partiler Demokratik degil Genel Baskanlarin Mutlak egemen olduklari Feodal kuruluslardir. Bu yapi yaninda, ulkede Evrensel Insan Haklari Degerlerinin hala gerceklestirilememis olmasi insanlari kimliklerini siyasi partilerle temsil etme yoluna suruklemekte ve Ortak Hizmet Kurumlari olmasi gereken siyasi partiler giderek belli kimlikleri temsil eden radikal kuruluslar olarak tekellesmektedir. Genel Baskanlar partilerinin, TBMM meclis gruplarinin, ve katildiklari hukumetlerin yonetimine, bu hukumette gorev almasalar dahi, egemendirler. Bu ozellik dolayisi ile hukumeti teskil eden parti veya partilerin liderleri bir yerde yasama erki TBMM nin gorevini ustlenebilmektedirler. Bunun en son ornegi Ocalan Davasinda TBMM nin yapmasi gereken yasal bir gorevi ona iletmeyerek fiilen durduran Liderler Zirvesidir. Simdi Hukuk Sistemimizin icinde bu zirvenin Yasal yeri ve yetkileri ile Yasama erkinin bagimsizligi ve Anayasadaki kuvvetler ayriligi prensibinin ne derecede gercek oldugu hususlari sorgunlanmaktadir. Secimlerde atilan
reyler milletvekillerine degil partilere verilmekte, kimin milletvekili
olacaginin kararini ise secmen degil partinin ust organi, cogu zaman
Genel Baskan, vermektedir. Milletvekillerinin belirlenmesinde Genel
Baskanin bu onemli yetkisi ve rolu bir yerde parti yapilarinin hiyerarsik
hale gelmesine ve milletvekillerinin Genel baskan ile olan iliskilerini
bagimli ve oligarsik bir yapiya donusturmektedir. Secmen iradesi karar
mekanizmalarini etkileyememektedir. Demokrasinin temel katilimcilik
ilkesi dislanmaktadir. Hukumetler Istikrar ve Iktidardan Yoksundurlar: Ulke gecici, istikrarsiz ve yetersiz Devre-Mulk hukumetlere mahkum edilmistir. 1995 seciminden bu yana kurulmus ve yikilmis hukumetler Yurutme erkininin icinde bulundugu hazin durumunu sergilemektedir. 52 inci hukumet secim yenilgisi ile, 53 uncu hukumet guvensizlikle, 54 uncu hukumet post-modern bir darbe sonucu istifa ile, 55 inci hukumet ise ayyuka çikan bir yolsuzluk olayi uzerine verilen gensoru onergesi ile dusurulerek gorevden alinmislardir. TBMM nin %10 una dayali 56 inci hukumetinin tek isi ulkeyi secime goturmek olmustur. Bu donemdeki ortalama hukumet omru sadece 8 aydir. Diger taraftan Devlet Yonetimi, asiri merkeziyetcilik, hantal burokrasi ve korkunc bir borc ve masraf kiskacindadir. Iktidar ve Istikrardan yoksun hukumetler koklu icraat yapamayinca, rant dagitma politikasi ile ayakta kalmaga calismaktadirlar. Iktidari olusturan partiler Ulkeden cok kendilerinin ve yandaslarinin cikarlarini esas alan bir cikar kisir dongusu icine dusmektedirler. Kamu ekonomisinin muflis duruma dusmesinin ana nedeni politikacilarin Devlet imkanlarini bu sekilde Rant uretme, dagitma ve bolusme politikalarina alet etmeleridir. Bir taraftan Dunyaya hizla acilan ve entegre olan guclu ve dinamik ozel kesimi ile buyuk umitler veren Turkiye, diger taraftan da sorunlarina cozum degil bunalim ureten siyaset ve kamu yapisiile zor ve kaygi verici bir kisir dongunun cikmazindadir.
Bu kisir donguden cari secim kanunlarina gore yapilacak bir secimle cikabilme olasiligi yoktur. Secim kanunlari istikrarli iktidar olusturmaktan cok, oligarsik partilerin kisir cikarlarina hizmet etmektedir. 1991 ve 1995 erken secimleri ile ulkenin sorunlari cozulememis bilakis derinlestirilmistir. 1997 bunalimi ise zaten bicimsel olan demokrasiyi bir ara-rejim haline donusturmustur. Devlet ve Siyasetin yapisinda gerekli degisikler yapilmadan gidilecek bir secimin ulkeyi daha agir bir bunalima dusurecegi uyarilari yetkili agizlarca yapilagelmistir. Buna ragmen 1,5 sene one alinarak yapilmis olan 18 Nisan erken secimleri siyaset kurumunun bir tarafta buyuk olcude itibar kaybettigini ve diger taraftan daha cok radikallestigini gostermektedir. Bu secimlerinden sonra yer alan ve almakta olan gelismeler sadece secim araci kullanilarak ulke sorunlarinin cozulemeyecegi gorusunu bir daha dogrulamaktadir. Bir zamanin %50 ler civarinda rey alarak tek basina iktidar olan o guclu buyuk partiler devri bir daha acilmamak üzere kapanmistir. Bugun yapilan kamu oyu yoklamalarinda butun siyasi partilerin baraj altinda veya civarinda bir reye sahip olmalari ise vatandasin artik siyasi sistemden buyuk bir bir beklentisi kalmadigini ilan etmektedir. Siyasi partilerin boylesine ufalanip kuculmesi ile uclu koalisyon hukumetleri ulkenin bahti ve kaderi olmustur.
18 Nisan seciminden sonra kurulan 57. hukumet beklenenden daha ahenkli ve basarili calisiyor goruntusu vermekte ise de bu basari ulkenin temel sorunlarina cozum uretmeden cok, ABD, AB ve IMF gibi dis cevrelerin taleplerinin aynen ifasinda yogunlasmaktadir. Gecmise gore çok yogun calistigi gozlenen Parlamentonun basarisi da daha cok bu taleplerinin yasalastirilmasi ile sinirlidir. Ulkenin ve milletin acil ve asil ihtiyaci olan hic bir temel mesele bu gune kadar ele alinabilmis degildir. Uzun pazarliklardan sonra cikarilabilen ve Cumhurbaskani vetosu ile meclise iade edilen Af kanununun basina gelenler, hukumetin yapisindaki duyarlilik, farklilik ve kirilganligi yansitmaktadir. Son haftalarda Parlamentonun gundemi Cumhurbaskanligi secimine kilitlenmistir. Millete kendi Cumhurbaskanini dogrudan secme imkani vermek icin degil, belli kimse veya kimselerin Cumhurbaskani secilme hakkini kazanabilmesi icin Anayasa degistirilmek istenmektedir. Cumhurbaskani secimi ile hic ilgisi olmayan bazi Anayasa degisiklik tekliflerinin de bu pakete sokulmasinin, Anayasa degisikliginin iktidarin istedigi gibi cikmasini kolaylastirma amacini guttugu iddia ve soylentileri yayginlasmaktadir. Bu gune kadar bu konuda yer alan gelismeler Cumhurbaskanligi secimi sathi mailinin siyasi sistemde ve hukumette pek cok taslari yerinden oynatacagi izlenimini vermektedir. Diger taraftan Toplumun goren gozu, dusunen beyni, konusan agzi ve haksizligi sorgulayan araci olmasi gereken 4 uncu kuvvet MEDYA ise tarafsiz yansitici rolunu onemli olcude terk ederek daha cok siyasi sistemi yonlendiren etkin ve cok onemli bir guc ve arac haline donusmustur. TBMM calismalari da dahil ulkedeki butun siyasi faaliyetler Medyatik hale gelmistir. Medya, ozellikle son yillarda, buyuk sermayenin yakin ilgisini cekmis ve bu ilgi medya kuruluslarinin tekellesmesine ve kartellesmesine yol acmistir. Politika-Medya-is alemi-Burokrasi ve Mafya iliskileri artik karmasik ve interaktif bir yapidadir. Ulke de Millet de her bakimdan sahipsiz bir gorunumdedir. 1999 yilinda ulkeyi vuran ve yaralari hala sarilamamis deprem felaketi, genel olarak Yurutme erkinin ve ozellikle Kamu kurum ve kuruluslarinin icinde bulundugu, yetersizliklerin ulkeyi ne derecede sahipsiz biraktigi hazin gercegini vurucu bir sekilde ortaya koymaktadir. Ulkenin bu hale dusmesinin sorumlulugu da, bu halden kurtarilmasinin yukumlulugu ve gorevi de, parti Genel Baskanlari ve siyasi partilerden olusan siyaset kurumunundur. Genel Baskanlar ulkenin yapisal degisimlerinde mutabik kalsalar, insan haklari ve hukukun ustunlugune dayali cagdas, ozgurlukcu ve cogulcu bir demokrasiyi sivil bir insiyatifle gerceklestirebilirler. Ne var ki; 1991 den bu yana hepsi de iktidar olmus partiler, sistemi demokratiklestirme yerine, bir ara rejim urunu olan 1982 Anayasasi ve ona bagli cogu antidemokratik yasalari oldugu gibi kabullenip bu zemin uzerinde siyaset yapmayi tercih edegelmislerdir. Bu Anayasa, bu Kanunlar,
ve bu tekelci ve sultaci politik yapi ile Siyaset giderek tekellesmekte,
radikallesmekte, yozlasmakta, marjinallesmekte ve siyaset disi guclerin
sultasina girmektedir. Demokrasilerde Basarili Ornekler Vardir: Ulkemizin ve Milletimizin
Yazgisi bu olamaz. Bu vahsi somuruye bir son verilmesi ve bu bozuk duzenin
ve tehlikeli gidisin sona erdirilmesi zorunludur. Ulkemizin ve Milletimizin
hakki olan gercek bir demokrasiye ve onun butun bireylerce esitlik ve
adalet ilkeleri ile paylasilan nimetlerine ulastirilmasi lazimdir. Aralarina
katilmayi amacladigimiz Bati Demokrasileri Turkiye icin basarili cozum
ornekleri icermektedir. Bati ulkelerinin basarili yonetim sistemleri
gercek bir demokrasi ve bunu tasiyan saglikli bir toplum ve devlet altyapisi
ile ayakta durur, iktidar mucadeleleri secimlerle sona erer. Devlet
yapisi ve toplumsal duzen Hukumetlere istedikleri gibi tasarruf edebilecekleri
genis rantlar vermez. Devlet millete hukmetme degil hizmet etme icin
vardir. Siyasi etik ve denetim, yolsuzluklar yapilmasini ve kirlenmeleri
buyuk capta sinirlar. Seffaf sistemler ve denetim mekanizmalari yolsuzluk
ve kirlenmelerin uzerine gerektigi gibi gidilmesini saglar. Bu ornekler goz onune alinarak gerceklestirilecek; Kapsamli bir Devlet Reformu ve demokratiklesme hareketinde Devlet ve Siyasetin yapisinda asagidaki degisimlerin yapilmasi zorunludur:
BU DEGISIM ULKEYI BUYUK BIR DUNYA DEVLETI YAPAR Bu degisim ulkenin kronik hale gelmis butun sorunlarini cozecek guclu ve istikrarli bir siyasi irade ile onu her yonu ile denetleyen ve yonlendiren bir Milli Irade olusturur. Kamu kesiminde politik cikar uretilmesi ve rant olarak dagitilmasi imkanlari ortadan kalkar. Kimlik partilerinin radikallestirdigi siyaset alaninda artik bireyler ve onlarin olusturdugu siyasi insiyatif ve aksiyonlar one cikar. Siyaset artik cikar kavgasi degil hizmet yarisi alanidir. Etkin ve guclu bir denetim ile Siyaset ve devletteki kirlenmelere son verilir. Devlet erkleri arasinda kuvvetler ayrimina dayali bir denge ve karsiliklii kontrol ve denetim sistemi kurularak sorumsuz yetkilerle, dikta ve darbe davranislari gundemden cikar. Demokratiklestirme yolu ile siyasal, sosyal ve ekonomik faaliyetlerde bireyler ve sivil toplum one cikar ve araci kuruluslarin sultasi son bulur. Ulke ekonomisinin ana hareket gucu millet olur. Devlet milletin hizmetine girer. Ekonomi kuresellesip dunyaya acilir. Ulke guclu ve atilimci bir surece girer. Yerel ve yerinden yonetimler demokratik kuruluslar olarak her yonu ile yetkilendirilip guclendirilince çogulcu ve katilimci demokrasi ulkeye yayilir. Ulkenin en uc noktalarina kadar butun insanlara hizmetin saglikli, guclu ve etkin olarak ulastigi bir kamu yonetim yapisi hayata gelir. Ulke hizmetlerindeki merkeziyetci tikanma da sona erer. Saglikli calisan bir toplum duzeni ile, adalet, ic ve dis guvenlik ve sosyal devlet gibi asli gorevlerini eksiksiz yapan, makro politikalarla ekonomiye istikrar ve dinamizm getirerek vatandasinin mutlulugunu gerceklestiren bir merkezi hukumet olusur. Alt yapi gelismesi, vasifli egitim, teknolojik acilim, tasarruf, yatirim ve kalkinma hizlanir. Turk Lirasi istikrar ve guven kazanarak, verimlilik, tasarruf, yatirim, uretim ve gelir buyuk olcude artar, ulkenin kalkinma hizi onemli olcude yukselir serbest piyasa ekonomisi tam anlamiyla calisir. Enflasyon ve issizlik gundemden cikar. Halkin gecim zorlugu ortadan kalkip insanlar; bilim, kultur, sanat, spor ve sosyal faaliyet ve gelismelere daha fazla kaynak ve zaman ayirabilir hale gelir. Yasamin seviye ve kalitesi boylece yukselince de toplum, insan haklarina dayali gercek demokrasiyi ozunde gerceklestirir, korku ve tabulardan arinir, gelecege tam bir guven ve umit icinde bakarak kaynasir ve kenetlenir, demokratik, cagdas ve dinamik bir toplum duzeni olusturur, Ulkeyi ekonomik ve politik yonden istikrarli bir sekilde yoneten, halkina guvenen, kulturel ve etnik farkliliklari ulkemizin zenginligi olarak kabul eden, her turlu yolsuzluk ve kirlenmelerden arinmis bolgesinde kalici barisi ic ve dis politikanin vazgecilmez bir unsuru haline getirebilen boylesine bir devlet yonetimi, ulkemizi layik oldugu yere tasir, ulkenin insanlari tahminlerin otesinde bir kalkinma, refah ve mutluluk seviyesine erisir. Boyle bir sistemle idare edilen Turkiye, bolgesinin en buyuk cazibe merkezi haline gelerek, Bolgesel bir Super Devlet olur.
TURKIYE'NIN
ACIL DEGISIM IHTIYACI: PART 1 |
|
@Isik
Binyili dergisi Bircan
ÜNVER tarafindan tasarlanmis
ve uretilmistir. Sayi# 3, Yaz 2000, New York. |