|
BIN
YIL DAHA...
Bircan
ÜNVER
Bir
Uzay'liya ...
Cahit
Sitki'nin "Yas
Otuzbes" adli siiri; yasa, zamana ve hayata bakisa,
her
yas donumunde ve her bes yilda; bir daha, yeniden bakabilmek
icin bir heykel gibi yerlesti yuregime... "Yas otuzbes"i;
simdiye kadar gelinen noktadan, bundan sonrasina geciste
yeni bir evre, yeni bir baslangic noktasi olarak yorumlamistim.
Aradan bes yil gecti ve simdi yas kirk... Yer, mekan,
zaman ve yasama bicimi anlaminda bu sure icinde ciddi
bicimsel degisimlerden gecmekteyiz... Hayatin nehri Istanbul
yerine New York'a akti, ikibucuk yasinda olaganustu bir
oglum yasamima katildi ve Baris da, onsekiz yasinda, simdiden
cok gelecekte yasayan, ve arkadassiz yasayamayan harika
bir genc oldu. Bu goruntunun diger yuzunde ise beyin ve
yurek olarak; gecen yillara tezat kendi sinirlarimi kontrol
edemedigim bir boyutta sayisiz proje ve dusunceleri yasama
gecirme derdine dustum.
Tepemizde
her zaman bir 'ne zaman' sorusu asili durur boslukta...
Hic kimse bize sormasa bile, biz kendimize sormaktayizdir.
Peki ama ne zaman ve nasil bitecek, baslanmis olanlar.
Amaci ve varilmak istenen nokta neresi? Ve ne zaman baslanacak
diger sayisiz beyinde biriken ve ertelenmekte olan proje
ve planlara. Hicbiri akildan gecen, sessiz dusunceler
olarak unutulmaya birakilamaz. Ki bu dusunceler, davranis
ve yasam ile iliskileri yonlendiren temel eksenler gibi
yerlesmis beyne ve hucrelere. Artik degil yasamin dayatmalari,
kendime soz gecirecek gucum yok. Icguduler aldi aklin
ve yuregin ic degirmenlerini, donduruyor hic durmaksizin...
Durum
boylesine soyut ama sahibinin dahi soz geciremedigi bir
yurek ve beyin olunca; hem kendi icinde hem de cevresi
tarafindan, isler cift yonlu catallasmakla birlikte, ayni
zamanda gorunmez soru sutunlari ormanlasiyor karsimda.
NE ZAMAN?, NASIL?... NE ZAMAN?, NASIL?...
Bu
yuzyila tahammul edemedigim cogu zaman, ilerideki bir
yuzyila ait oldugumu dusunmekte, buldum cozumu. Ve her
boyuttan gelen 'ne zaman ve nasillari da reddederek, 'zaman
yoktur' kavraminin uzerinde durmayi seciyorum. Rus sinema
yonetmeni Tarkovsky, sinemayi 'zamanin heykelini yapma'
sanati olarak tanimlarken, "Sculpting in Time" adli kitabinda,
'zaman yoktur' diyor. Zaten yeryuzunun zamani, kozmos'un
zaman diliminde cok minuskul kaliyor, dolayisiyla bizim
omurlerimiz de... Bu nedenle YIL UCBIN KLUBU'nun manifestosuna,
yeryuzunun zaman olcegini protesto ederek de baslayabiliriz!!!
Hangimiz
gercekte tam olarak biliyoruz, kendi sinirlarimizin, zamanimizin
nerede baslayip bittigini. Artik ortalama biyolojik olceklerden
birseye bakmak da anlamini yitirdi. Varsayalim ki, bin
yillik bir yasamimiz var. Hani dolu dizgin olume dogru
kosmuyoruz. O zaman ne telasa, ne de panige gerek var...
Tum varligin ve sorumlulugun duslerini, dusuncelerini
bicimlendirmek, onun formasyonlarini bulmak ve en iyi
ve etkili araclarla bicimlere, anlatimlara donusturmek.
Dolayisiyla, temel ve kulturel ihtiyaclar ile sosyal baskilarin
hayatimizi ele gecirmesine izin vermemek. Insanlar bunlarin
girdabinda sikayet ve mutsuzlukla milyarlarca hayat tuketiyorlar
ve sonucta da sorunu simdiye dek kokten hicbir ulke ya
da toplum cozmus degil!!!
O
zaman bu kadar insanin ortak sorunu ve dilegi bu temel
sorunlarin cozulmesi ise, ve bu hala cozulmemis ve bu
durum ozellikle insanligin yuzde yetmisinden fazlasi icin,
amansiz bir yasama mucadelesini de kacinilmaz kilmaktaysa,
o halde ortada gozardi edilen cok vahim ve cok buyuk yanlisliklar
var... Tum insanligin motorunu hizla ileriye ceken birkac
on vagona ragmen, ve bu vagonlar globalizme dogru hiz
alirken, -ve belki de bir otuz yila kalmadan 'macrocosmisizm'/evrensellesme
kavramini tartisir hale getirebilecekken-, nasil oluyor
da ayni tren, daha orta vagonlarina gelmeden, Orta Cag'a
dogru, ayni anda geriye dogru hizla yolculuk ediyor. Durum
iki basli canavarin ve iki farkli yone dogru zit guclerin
cekim ve catisma alanina donusunce, yeryuzu zamanindan
uzay zamanina gecis surekli bir engellenmeyle karsi karsiya
kaliyor.
Hicbir
politikacinin ya da sistemin tum agirligiyla devam eden
temel sorunlari tek basina ne cozecek gucu var ne de gercekten
bunu cozmek istegi. Dunya sahnesine bir saniyelik bir
bakis bile yeter, yansitmaya bu gercegi... O zaman birakalim
yasamin dayatmalarini, cunku biz girdikce o cemberin icine,
kirkbin kez sarmalaniyor ve mevcut mekanizmalarin ya bir
civatasi haline geliyoruz ya da tamamen disinda bir endustri
atigi. Iste bu yuzden dogal yasam surecinin dayatmasini
da, bir binyil yasayacakmis gibi projelere devam etmek
kosuluyla, bilincle gozardi edelim. "Hic olmeyecekmis"
gibi yasama anlayisi, cilginca degil, bilinclice... Gelmekte
olan gelecektir nasilsa... Ayni zamanda tum dayatmalari
protesto ederek, bugunden itibaren, gercekustu ya da degil,
bundan boyle en az BIN YILLIK bir yasam talep ediyorum.
Kimsenin boyle birseyi sunmasini da elbette ummuyorum.
Bu talebi, yeryuzunden beklentilerim ve yapmayi
dusunduklerimi
gerceklestirme eylemi olarak, dile getiriyorum.
Elbette
konunun biyolojik ve dogal dayatma boyutu, yeryuzu verileri
esas alindiginda, dusunsel bir oyun olmaktan oteye gitmez.
Tum bunlarin 'ucuk, kacik, sacma-sapan, kanitlanamaz,
somutlanamaz' sozler ve sozcukler yigini olarak degerlendirilme
riski cok yuksek... Hatta, 'aklini kacirmis' ya da 'aklini
takmis' gibi tanimlar da gundeme gelebilir. Onsekiz yasindaki
oglum Baris dahil, bir kac arkadasim, "Neden bin yil yasamak
isteyeceksin ki... Bilmiyorum ben ister miydim?", ya da
"Ben o kadar yasamak istemezdim" gibi tepkiler aliyorum.
Arkadasim Carie, "ikiyuzyil bana yeter" diyor. Bir tiyatrocu
arkadasim muthis ofkelenmisti, bundan besyil once. "Ne
buluyorsun ki bu hayatta da, binyil yasamak istiyorsun?
Yetmis yil bile cok!" Sonra ofkesini, ortak bir arkadasimizla
iletti ve bir daha da hic aramadi.
Dun
evde (2 Mayis) kayinbiraderime bugun kirk yasima girdim
ama bin yil yasamak istiyorum. Sinirleniyorum bu kirk
yas anlayisinin getirdigi sinirlamalar ve beklentilere;
deyince, 'niye telas ediyorsun ki, onunde bir altmismilyon
yil var gidecek, deyince cok mutlu oldum... Neyse ki BIN
YIL o kadar da gerceklesemez bir dilek degilmis!!! Biz
once BIN YIL'I cozelim. Oncelikle, cocuklarimla, tum dostlarimla,
sevdiklerimle ve iliskili oldugum tum nesnelerle bir bin
yillik bagim olsun istiyorum. Buna cesaret edemeyen, yorucu
bulan, istemeyen ya da degmez bulanlara da saygim var
elbet... Ozellikle bu dus ya da dusuncelerden hoslananlarla
da, YIL UCBIN KLUBU'nu kurmayi planliyorum. Bu ayni zamanda,
'gencligin onsekizinde intihari' sectigi ve bu dusunceyi
klanlastirip tum dunyaya hizlica yaydigi bir donemde,
alternatif bir klan onerisi de...
En
azindan bunu gerceklestirebiliriz. Internet'te YIL UCBIN
adli bir dergi ve bu dergide herbirimizin yil ucbinden
beklentileri, nasil bir yasamin olacaginin varsayimlari.
Kadin-erkek iliskileri, anne-cocuk, baba-cocuk, is-isveren,
kira-evsahibi, gecim-hayat, yasadigimiz mekanlar, kullandigimiz
araclarin neler ve nasil olacagi varsayimlari uzerine
kurulu bir dergicilik anlayisi... Baska gezegenlerle,
dunyanin iliskileri. Uzaylilarla, dunyalilar arasinda
asklar ve evlilikler olmaya baslayinca, ne tur bir dil
ve iletisim aracinin etkin olabilecegi. O zaman Ingilizce
bile kucuk bir koyde konusulan dile donusebilir ornegin...
Kitapla, muzikle, sanatla, bilimle alisverisimiz ve kendimize
oyle bir yasam diliminde, nasil bir rol edinmek isteyecegimizin
imajinasyonlarini, uretime donusturmek... Internet'i gercek
anlamda bir 'sanal gezegen' olarak degerlendirebilir ve
kendimize ait YIL UCBIN adli bir gezegen yaratabiliriz.
Bulusma mekanimiz Internet.
Boylece,
uyanikken dus gormeye davet ediyorum tum dost ve arkadaslarimi.
Hicbir ilaca, alkole ihtiyac duymadan... Soyle ya da boyle
toplumlar surekli ya bir beyin yikanmasindan ya da bir
uyusturulma surecinden geciyor. Baskasinin degil, bizim
sectigimiz bir uyusma evresine gecelim ve bu evrede herseyi
yeniden bicimlendirelim... Bunun sonuclarinin, uyanikken,
'uyutulmus' olmaktan cok daha etkili olabilecegine hic
kusku yok.
Bu
yazi, sacmalamanin sinirlarini ne kadar zorlayabilirimin
de bir denemesi olabilir... Hosgorun...
Yaslar
neler getirdi, neler goturuyor... Icine girilen yasin
merkezinden yasama anlayisimi, beklentilerimin uzantilarini
yazi araciligiyla tanimlayabilmek, beynimde ve yuregimde
bu anlamda bir geziye cikmak, daha once atlamis olunanlari
yakalamak umudu ve yeniden icine almak arzusu, bu denemeyi
yazmanin motor gucu... Her bes yilda bir yas ve zaman
kavramlariyla bir hesaplasmanin, denemesi...
Simdi
yas kirk...
Yas
kavramini sorgulamamin cikis kaynagi Cahit
Sitki Taranci. Bu anlamda ki bir ilk yaziyi bes
yil once yazmis ve ona ithaf etmistim. Bu yaziyi ise varligini
bildigimiz ama henuz sirlarini cozemedigimiz, UFO olarak
tanimlanan, bir uzayli bilinmeyen yaratiga ithaf ediyorum.
Yeryuzunde gercek biyolojik ve ruhsal degisimin uzaydaki
bu yaratiklardan yeryuzune gelecegi ve yeryuzunu tumden
degistirecegi sezgisiyle... Bunun pratik bir beklentisi
de var. Onlarin 500 yillik bir yasam sureleri oldugu iddiasi...
Bu noktaya geri donecegim.
Gecen
yaz Istanbul'da, dindiremedigim kabaran ofkelerime, yasam
ve sistemdeki hatta daha genelde yeryuzundeki kor tikanmalarin
vardigi nokta, dussel ve dusunsel kacis yollarinin kapisini
sonuna kadar acti... Kor tikanmalarin, karanligin gunu
gasp etmesinin, neredeyse kulturumuzun, kulturlerin dogal,
sorgusuz kabul edilen olculeri haline gelmesi. Bir birey
olarak da, bunu degistirmeye gucun yetmeyeceginin bilinci
ve ofkesi... Ayni zamanda, bugunden itibaren bir bin yil
sonrasini ya da ucbin yilini gormek ve bu cagi yasamak
icin duyulan muthis bir ozlem ve dilek...
Ucbin
yilinda yasamak ve var olmak idealini tasiyan bu klube,
uye olmaya hala tereddut mu ediyorsunuz? Ucbin yilinda
yasami, insanligin geldigi boyutlari bugun ile kiyaslama
olanagi olabilsin, duslemez misiniz? GECMISI DEGIL, GELECEGI
DUSLEMEYE BIR CAGRI... Gecmis bir tekrardan ibarettir,
gelecegin de gecmisin tekrarlarinin ve o tekrarlarin tekrarlarinin
toplaminin olmadigini gormek. Ucbin yilinda; atom bombasi,
nukleer silah, tabanca, her turlu saldiri, insani oldurmek
icin kullanilabilecek araclarin; tarih oncesi alet ve
yasam anlayislari kategorisinde degerlendirildigi 'vahsi
insanlar ve teknolojileri' muzesinde yer alacagini duslemek...
Yeryuzu diger gezegenlerle birlessinler; kuresellesme
denen kavram, 'macrocosmosizme'/vrensellesme'ye donussun.
Maskeli buyuk yalanlar ve sahtekarliklar ile herseyin
ya siyasal guc/para ya da toprak icin kurgulandigi bir
sahnede, figuran olarak varligimizi surdurmeyi protesto
etmek. Bu pasif bir protestodan ibaret degil. Sahnenin
icinde yer alarak, ama sahnedekilerle birlikte esgudumlu
davranmayarak... Sahneden cekilmek yok!
Eger
biz butun insanligin bugune uzandigi son toplam isek,
bu anlayisla zaten endise etmeye hic gerek yok, o zaman
da ucbin yilindaki son toplamda birarada bulunacagiz,
demektir. Ama bir farkla... Uzaylilar, aile uyelerimizden
birileri olarak... Diger gezegenler de, uzay gemileriyle
gidecegimiz diger ulkeler gibi... Uzaydaki akrabalarimizi
ziyaret etmek ya da baska bir gezegene yerlesmek, gunumuzde
baska bir ulkeye yerlesmekten cok daha kolay olacak...
Ve ciddi bir biyolojik ve ruhsal degisimlerden gecmis
olacagiz. Sezgilerin en keskin olani yasam suresi uzerine
ve bu bir sorun olmaktan cikacak. Belki besyuz yil belki
binyil olarak. Ancak genler, ruhsal ve beyinsel yapinin
getirecegi temel degisimler, bicimleri ve canlilarin birbiriyle
iliskilerinin varacagi boyutlari sezmek cok daha guc.
Amacimiz buna benzer konularda hayal gucumuzun sinirlarinda
dolasarak ya da dussel bir oyun olarak, varsayimlarda
bulunmak...
Dogada
olaganustu bir guc olduguna inaniyorum ama anlamadigim
ve cozemedigim su; bu olaganustu gucun, neden hep kumpaslar
ve karanliklari basat kildigi... Tum tarih ve politika,
neredeyse bir entrikalar ve kumpaslar zincirinden olusuyor.
Neden yeryuzunde, her yuz yilda ve donemde
milyonlarca insan; en saldirgan vahsi liderleri tanrisallastiriyor?
Yoksa insanoglunun ortak enerjisi, karanlik mi?
Sinema,
televizyon, bilgisayar oyunlari ve binbir cesit eglence
turuyle, siddetin vahsetin dozunun tavana vurmasi ve ortaokullara,
liselere inen organize bir vahsetin-saldirisinin baslamasi
bir rastlanti mi? Bir tarafta yerel savaslar pompalanirken,
bir yanda ikiyuzmilyondan fazla silahin serbestce satilip
alindigi, demokratik ve bireysel haklar adi altinda, insanin
insani ozgurce oldurebildigi ulkeler... 'Oldurme Ozgurlugunun',
ne yazik ki su ya da bu bicimde, tum sistemlerin ortak
gucunu olusturmasi...
Oysa
bir bin yil yasarsak; bu kotuluklere, onune gecilmez dozdaki
siddet eylemleri ve savas senaryolarina son verecek tohumlari
ekebiliriz. Boylece onlari da filizlendirmeye ve yesertmeye
calismak icin yeteri kadar zamanimiz olacaktir...
Ve
bunu siradan bir dilekmis gibi her saniye, her firsatta
dile getirelim. Hani birseyi kirk kez soylerseniz, olurmus,
atasozunun bilincaltini, bilinyuzeyine cikararak; sanki
ne kadar cok dile getirir, islersek bu dilegi, bu dusunceyi,
belki gerceklesme olasiligi da artabilir, umuduyla...
Bu
dile getirmelerden biri de gecen yaz, cok degerli dostlarim
Emre ve Emire Konuk'larla birlikte oldugumuz bir aksamdi.
O aksam 'bin yil yasamak istiyorum' dusuncesini, yapmayi
istedigim projelere zamanin yetmeyecegi endisesiyle dile
getirdigimde, Emre Bey, bir UFO'lunun
omrunun 500 yil oldugunu, belirtti. O zamandan beri bir
UFO'lu ariyorum.
Her
ne kadar binyil degilse de besyuz yila da, baslangic icin
ikna olabilirim. O zaman birlikte bir teori gelistirmeye
basladik. Belki bir UFO'luya yasanacak buyuk bir askin
sonucu; bitkiler ornegi, asilanabilir ve boylece yasama
suresi hem besyuz yila cikar, hem de yari-insan yari-uzayli
olabiliriz. Hani masallardaki deniz kizlar gibi... Ya
da kaplumbaganin bir prens'e donusmesi benzeri... Yeryuzunu
ziyaret ettigi soylenen tuhaf yaratiklar, ola ki olaganustu
yetenekli, akilli ve guzel prenses ve prenslere donusecektir
bir gun!
Iste
o zaman, bu askla ve insan-uzay, yari uzayli cocuklarimizla,
Adem'le Havva'nin insanligi baslattigi teolojisi gibi,
belki biz ve uzayli prens ve prenseslerimizle yeryuzu
ile uzayin evliligini baslatabiliriz. Tum evreni bir daha
hic geriye donmeyecek ve birbirini tekrarlamayacak bicimde,
bambaska bir evreye tasiyabiliriz.
Bu
dusunceler henuz Salvador
Dali'nin resimlerinden daha surrealist
degil. Elbet kanitlayamadiklarimiz, kanitlayabildiklerimizden
daha gercek. Ayrica insanoglunun ciddi bir biyolojik ve
ruhsal degisimden gecmesi zorunlu, kacinilmaz. Yoksa bir
otuzbinyildir devam eden insanlik trajedisi, evrimlesmesini
coktan tamamlamis olurdu. Bunun da kisa zamanda cozulebilmesinin
tek bir temel kosulu var. Temel ihtiyaclarin giderilmesinin,
yeryuzundeki tum sistemler tarafindan idealize edilip,
kuresel bir cozum uretilip, uygulanmasi halinde. Boyle
olmadigi icindir ki, insanlik bunca gecen yuzyila ragmen
ne Klasik Yunan'in "ideal insan"i ne de Niethsche'nin
"ustun insan" onermelerini, yaygin olarak gerceklestiremedi.
Ve Marx'in sosyalizm teorisi de, mevcut cercevede gume
gitti. Umut yine 'evrensellesme'nin ozunu, insan-uzay'lilarin
sevgi temelleri uzerine kurduklari yasamda, yaratici bir
anlayisla, sevilen bir meslekte ve onun en iyi ve en guzel
bicimde uretilmesinde.... Ve bu uretimin de tum evrenin
hizmetine ortak bir deger olarak sunulmasinda...
Stephen
Hawking'in bio-insan teorisi ve uzaylilar ile
yasanacak buyuk ask, bu asklarin cocuklarinin insanligi
degistirecegi varsayimi bir noktada bulusuyor gibi. Hawkings'in
teorisine gore, 200 ile 400 yil arasinda, insanlik cok
ciddi biyolojik-fiziksel, beyinsel ve ruhsal bir degisimden
gececek. Belki artik anilarimiz olmayacak. Belki kiskanclik,
intikam, kin duygulari olmayacak. Bu belki de bir anlamda,
tum gecmisin ve tarihin agirligini sirtimizdan ve hucrelerimizden
tumuyle firlatip atacagimiz anlamina da gelebilir. Bu
da bizim gecmise donuk tokezlenen ayaklarimizi ve aklimizi
kurtarir da, uzayin bosluklarina dogru dev adimlar atmamizi
saglar.
Bir
yoruma gore, bir UFO'nun insanoglundan sevgi anlayisinda
ayrilan farki suymus: Insan, sevince karsilik beklermis,
uzayli sevince karsiliksiz ve sonsuza kadar severmis...
Iste bazen sadece bu nedenle, insanlik bir an once UFO'lularla
ask iliskilerine girmeli. Sevince karsiliksiz ve sonsuza
kadar, sevmesini ogrenebilmesi icin.
Sizler
de Ucbin Yil'i kutlamalarina katilmak istemez misiniz?
Ucbin yilinda, yeryuzu ne durumda, diger gezegen ve yaratiklarla
iliskilerimiz nasil olacak, merak etmiyor musunuz? Etmiyorsaniz
bile boyle dusunmenin pratik bir yarari da var... Gunluk
yasamda, sistemde tahammul edemediginiz herseye boyle
bir boyuttan bakinca, tahammul etme gucunuz artiyor ya
da kendinizce bir dussel dunyada yasiyorsunuz... Bu bir
kacis belki de bir cikis yolu!
Fizikci
Seth Shostak,
"Stephan Hawkings'in
Evreni" adli belgeselde, "Bugunun dusunulemeyeni,
yarinin gelenegi" diyor. Insanin aklindan gecen herseyin
evrende mutlak bir karsiligi vardir, bugun gercekustu
ya da sacmalamanin sinirlarini asiyor gibi gelen dusunceler,
ergec kendi bilimsel formul ve aciklamalariyla gun isigina
cikacaktir. Dolayisiyla, bu dusuncelerin izinde giderek,
Misir Uygarligi'nin da ucbin yilinda yeniden dirilecegine
inaniyorum, cunku onlar bunu ucbin yil once duslemisler,
planlamislar ve olulerini bunun icin mumyalamislar. Ucbin
yili, Misir Uygarliginin, Antik Yunan'in yeniden canlandigi
ve ayni zamanda yeryuzunun de baska gezegenlerle birlestigi,
butunlestigi bir binyil olacak... VE HOSGELDIK YIL UCBINE...
(New
York, 28 Nisan -3 Mayis 1999)
Not:
Derginin adi, Yil 3000'den, Isik Binyili/The Light Millennium'a
degisti. Deneme'nin ilk adina "DAHA..." kelimesi ilave
edildi. Ithaf ise "Bir UFO'luya" dan "Bir
Uzay'liya" olarak degisti. Ayrica yukaridaki metinde
kisaltma ve bazi duzeltmeler yapildi. New York, Ocak 2000.
LIGHT
MILLENNIUM
|