|
Gelmekte
Olanlar Üzerine...
Bircan ÜNVER
Evrim
teoirisinin,
bilimsel
bir teori oldugunu bazi bilimciler reddediyor ve bilim
yasalariyla çeliskili oldugu tezi one sürülerek,
bilimsel bir olgu ve sonuç degil, daha çok
felsefi bir bakis açisi olarak degerlendiriliyor.
Evrim: Kanit veya Inanç mi? (Belgesel'den...)
"Evrim"
teorisinin "bilimsel" bir kanit degil felsefi
bir olgu oldugu tezi tartisilmakta. Eger "evrim"lesme
diye bir olgu yoksa, "Big Bang" (Büyük
Patlama) adli bir tez'den de soz edilemeyecegi varsayimi
isleniyor, "Evrim: Kanit veya Inanç mi?"
adli belgeselde.
Orijinal
adi, "Evolution: Fact or Belief?" olan belgeselde,
grafikler galaksileri ve "süt yolu - milky way"i
isaret ediyor. Ola ki biz evrimlesmeyle bugünlere
ulasmadik ve Evren'in boslugundan farkli noktalardan yeryüzüne
"gen"lerimiz gonderildi, düsüncelerine
referanslar veriyor.
Oyle
gozüküyor ki, onümüzdeki on yila kadar
bugüne kadar temel aldigimiz bütün bilgi,
bilim ya da fiziksel olçü ve degerlendirmeler,
bir çok farkli yaklasim ve bulusumla çok
büyük degisimlere ugrayacak...
Içinde
bulundugumuz Solar Sistem'deki diger gezegenlerle uzakliklarimiz
ve onlara bugünkü fiziksel verilerle gitme düs
ya da planlari (saatte 100 mile hiz ve 24 saat sürekli
gidis ritmiyle) ve bugünkü fiziksel veriler
üzerinden matematiksel ornekler sergilenmekte. Bazi
gezegenlere gidebilme uzakligi 40bin yildan 2000 binli
yillara kadar uzanan farkli zaman dilimlerini kapsamasi,
bizlerin bugünkü kosullarda baska gezegenlere
gidebilme olasiliklarini da, biyolojik yasam diliminin
maksimum boyutlarini çok çok astigi icin
düs kirikligina ugratmakta...
Bu noktada binyil yasama olanagini elde etmis olsak bile,
Pluto gezegenine ya da daha uzak yildizlara gidebilmemiz
icin sadece o yolculuk icin gerekecek olan zaman dilimi
açisindan 1000 yillik bir yasam süresinin
bile yetersiz kalacagi, bir çok durumla karsi karsiya
oldugumuzu sezmek, ayrica tedirgin edici... Daha yeryüzünde
ortalama olarak tam fonksiyonlu-saglikli "yüz
yil" yasayabilmek dahi henüz soz konusu degil!
Binyil yasamayi düslemek bile çilginlik, aklini
kaçirmis sinirlarinda yorumlanirken, fiziksel olarak
binyil yasayabilme gerceklesse bile, yine o sürenin
de bir çok yildiz ve gezegene ulasmak icin çok
yetersiz olacagi, aklima baska bir dayatmayi getiriyor.
Birincisi, elbette uzaydaki gezegenleri seyahatta olçü
birimi olarak 100 mile surat degil "isik hizi - speed
of light" sozkonusu. Ikincisi, isik hiziyla dahi
yildizlara bugün gidilebiliyor olsa dahi, bizim solar
sistemindeki gezegenlerin günese ve yeryüzüne
uzakliklarini bugünkü fizik olceginde kisaltmak
mümkün gorünmüyor!
O zaman dayatma soyle geliyor... Mutlaka baska bir kanal
olmali! Bugünku verilerle 40 bin, 70bin, 240bin,
1000 ya da 2000 yillik uzakliklarda duran gezegenlere,
günler, haftalar en fazla aylik uzakliklarla gidilebilmenin
fiziksel bir formülasyonu olmali mutlaka ya da bulunacak...
Belki "zaman tüneli" belki yildizlar arasi
bir çarpisma sonucu, uzaydaki gezegenler ve yildizlarin
arasindaki mesafeler ciddi degisimlere ugrayacak! Yoksa
daha kaç onbin yil gerekecek bize bu sorunlari
asmak ve yildizlara gidebilmek icin... Üstelik Nazim
Hikmet, "Stransium-90" adli muhtesem
kisa siirinde, bir taraftan atom denemelerini elestirirken,
diger taraftan da sadece uzak yildizlara gidebilmekten
degil, oralara hayati gotürebilmekten ve bunu basaramazsak,
o zaman da yeryüzüne gelecek olan olüme
dikkatimizi cekmekte:
"Kendi kendimizle yaristayiz gülüm
Ya olü yildizlara hayati gotürecegiz
Ya Dünyamiza inecek olüm."
6 Mart, 1958, Varsova
Icinde yasadigimiz Solar sistemizdeki en yakin bir gezegene
seyahat düsleri, bugünkü elde olan teknoloji
esas alindiginda, simdilik yasam sinirlarimizi çok
astigindan 'olanaksiz' gorünüyor! Yine de Jupiter,
Saturn ve Uranus'un etrafinda donen Ay'larin çokluguna
bakildiginda, ola ki o gezegenlerde her bir ay, bizim
bir kitamiz ya da kutbumuz gibi farkli atmosfer ve cografyalara
uyum saglama yetenegi olçüsünde, gelecekte
yasam ve de seyahat olanaklari oralara mümkün
olabilecektir!
Iste
bu noktada, belki de "evolution-evrim" teorisinin
anti tezleri dallanip budaklanip, fizige ve biyolojik
olusumlara, genlere, bio-enerjiye yeni boyutlar kazandirarak,
simdiki "realite" üzerinden olanaksiz gorünen
fiziksel olusumlar, bir baska olçek ve temel bilgiler
çercevesinde olanakli kilinabilecegine dair ipuçlarini
da beraberinde getiriyor.
* * * * *
Bugün yeryüzü atmosferinin çok yukarisinda
ve dünyanin çevresini sürekli izleyen
çalismalar yapilmistir. Bu Çalismalarin
fotograflari NASA'da bulunmaktadir. Ayrica, kirmizi gezegen
MARS'a 2003'de yeni bir ROKET gonderilmesi gündemdedir.
Jupiter'e 1989'da gonderilen, astronotsuz Gallileo Roketi,
alti yillik bir zaman diliminden sonra ulasmistir ancak
JUPITER'in üzerindeki mevcut gaz kütlelerini
asagiya dogru dikeyine dogru bolerek yüzeyine dogru
60 dakikalik bir mesafe de inerken, o esnaya kadar edinilen
verileri de yeryüzüne ilettikten sonra, henüz
JUPITER'in yüzeyine ulasamadan, Gallileo roketiyle
iletisim tümden kesilmistir.
Tüm
bu uzakliklar ve güçlükler düs kirikligina
ugratirken, bazi roketler de bir daha izi bulunmamak üzere
kaybolurken, mevcut olan teoriler içinden gerçeklesme
orani en yuksek ya da en olasi gorunenen teori ise, Sir
Arthur C. Clarke'in "Uzay Asansorü" ile
sadece astronotlarin degil, dileyen herkesin uzaya seyahat
edebilecegi tezi. Ustelik çok da ekonomik uçus
paket programlariyla mümkün olabilecegi ile
ilgili düsünceler de gelistirmistir, Sir Clarke.
Boylece sadece Uzay'in bosluguna ya da yeryuzunun 250
bin ya da 500 bin km yuksekliginde Yeryuzu'nu izleyebilme
olanagindan cok daha baska boyutta, o yuksekliklerde kurulacak
uzay istasyonlari araciligiyla baska gezegenlere seyahatler
nicin gerceklesmesin? Uzaydan ilk cekilen, kurgu ve cekim
icin hazirlanmis plato yerine Uzay'in gercek atmosferi
ve Uzay Istasyonu'ndan cekilen, "Space Station 3D"
(IMAX, New York) adli belgesel, bu anlamda umutlari arttirmakta...
Ola ki icinde yemselik, dusleyemedigimiz turden rengarenk
bitkilerin, ciceklerin oldugu ve canlilarin da yasadigi
daha uzak yildizlara da seyahat de, "Uzay Asansoru"nun
ve sayisiz "Uzay Istasyonlari"nin gerceklesmesiyle
birlikte devreye girecektir. Bugunku mevcut verilerdeki
biyolojik yasam dilimi bunun gerceklesmesine izin vermese
de, ola ki baska teoriler ve bilimsel cozumlemelerin yeni
bir kombinasyonuyla, bu sorunlar, ongorulen surelerden
daha once de asilabilecektir... .
Onumuzde yigilmis, gittikce de tirmanan, uzayan, derinlesen
temel "insanlik" sorunlari ile bilimsel ve teknolojik
sorunlarin hizlica asilabilmesi icin:
"Buyuk Insanlik" kavgalari ve savaslari terketme
olgunluguna hizlica kavusmasi ve "akil gucunu"
tum insanlik adina gelistirmesine ve tum yeryuzu kaynaklarini
ve "insanlik" birikimini" de, "savas"a
degil "insanliga ve gelecege" kanalize etmesiyle,
ancak mumkun olacaktir.
Bizler
o zaman dilimlerini goremeyecek dahi olsak bile, bu turden
gelismelerin sinyallerini yakalama sansina ve bu dusleri
paylasma onuruna sahip olucagiz. Bunun sonucu olarak da
bizim kusak ya da cocuklarimizi assa da bu duslerin gerceklestigine
birebir tanik olmak, daha ileride dogacak olan torunlarimizdan
biri mutlaka boyle bir dusun gerceklestigi ortamlarda,
bizler adina yasayabilme ve bizlerin izlerini gelecege
tasima olanagina sahip olacaktir. O zaman bu cok soyut
gibi gorunen dusunceler de bir "dus" olmaktan
cikip onlarin "gunluk" yasaminin bir parcasi
haline gelecektir. Onlar da bugun bizim icin imkansiz
gorunen ya da henuz dusleyemedigimiz yeni duslerin pesinde
olacaklardir, hic kuskusuz...
Ahhh,
yeter ki su ic ve kisir kavgalardan "insanlik' bir
kendini kurtarabilse! Ve tum birikim ve enerjisini, kendini
olumlamaya ve olgunlastirmaya yoneltse... O zaman henuz
hayal dahi edemeyecegimiz ne gorkemli boyutlar acilacaktir
insanligin yakin ve uzak geleceginde...
Yeryuzuyle
uyumsuzlugumuzun kokenlerinde ise bu sureci geciktirenlerln
ciddi bir payi vardir.
Hadi
siz de kendi bencilliginizi asamasaniz da, 'cocuklarinizi'
ve de 'torunlarinizi' dusunun!
Hep
birlikte tanik olduk ve yasadik, eger yeryuzunde tum insanlik
adina BARIS'i saglayamazsaniz, siz ve cocuklariniz ve
de hic kimse "guvence altinda" degildir. Ve
silahlara yatirdiginiz ve yatirmakta oldugunuz birkac
yuzmilyar dolari asan onca olu harcamalar, bu anlayis
ve uygulamayla size de "Baris ve Huzur" getirmeyecektir!!!
Er
gec "insanligin" ve "doganin" hovardaca
yokettiginiz oz kaynaklari ve onlarin onarilamaz yoklugu;
sizin varliginizi ve de yasamlarinizi da direkt etkileyecektir.
Gelin yol yakinken bu kaynaklari, tum insanlik adina kullanalim.
Bunun sonucunda; ey karar ve guc sahibi, dunyayi kendi
oyun sahnesine donduren guc kaynaklari, SIZ'lerin de hayal
dahi edemeyeceginiz kadar kazancli cikacaksiniz ve de
yeryuzu insanligi, dolayisiyla tum evren de kazancli cikacaktir!
Evrim
teorisinin bilimsel bir gercek degil de, sadece felsefi
bir yaklasim olup olmadigini tanimlayacak bir donanim
ya da bilgi birikimine sahip degilim ancak bu tur ciddi
belgeseller, yeryuzunun belli basli universitelerinden
bilim adamlari ve onlarin kitap ve tezlerini, kaynak alarak
yapilan bu tur bazi calismalar da, bize farkli kanallardan
"gelmekte" olana dikkati cekmektedir.
© B.Unver, 9 Agustos 2002, Isik Binyili, New York
|