|
Günesin
Sakasi
Elvan ARPACIK
Günes milyarlarca
yildan beri sürdürmekte oldugu rutin görevinden
bir gün cok bunaldi ve bir kaçamak yapmak
arzusuna kapildi. Uzaktan mavi gezegene söyle bir
bakti ve gülümsedi. "Yarin görürsün
gününü ,daha dogrusu göremezsin"
dedi. Içinden
olacaklari merakla
beklemeye ve düslemeye basladi. Her sey altüst
olacakti yeryüzünde. Bütün canlılar
sasıracak en cok da insanlar panige kapılacaktı.
Günes bir günlük grevini çok uzatmamayı
tadında bırakmayı hatta insanlar çok
korkarlarsa birkaç saat içinde tekrar evrensel
görevini yerine getirmeyi kendi kendine söz
vererek sabahı heyecanla beklemeye basladı.
Sabah olmustu. Daha dogrusu günes ısınlarını
göndermedigi için olmamıstı ama
matematiksel olarak sabah saatleriydi. Günes bütün
dikkatini bu ilginç, ilginç oldugu kadar
da, eglenceli deneyimine vermisti. Düsündükçe
içi içine sıgmıyordu. Onsuz olunamayacagını,
basta mavi gezegen olmak üzere tüm evrene kanıtlayacaktı.
Bir kıs günü;
Nese sabahın altıbucugunda yatagından fırladı. Yedibucuktaki okul servisine
yetisebilmek için
alelacele kahvaltısını etti, servise yetisti.
Üniversiteye hazirlaniyordu. Hiç bos zamanı
yoktu. Okul sonrası da okulda kalıp ek derslere
devam ediyor, aksama dogru da zayıf oldugu dersler
için takviye dersler alıyordu. Her gün
sabahın kör karanlıgında okul servisine
biniyor öglen sonrasına kadar okulda, daha sonra etüt odasında
kalıyordu. Nese’nin günesin dogup dogmadıgını
fark edecek zamanı yoktu.
Murat kentin gökdelenlerinin toplandıgı bölgede
yer alan bir plazada calısıyordu. Her sabah
gün ısımadan servise biniyor, plazanın
kafelerinden birinde ögle yemegini yiyor, aksam hava
kararınca eve dönmek üzere plazanın
önünde servisi bekliyordu. Murat’ın
günesi hafta
içi günlerde görmemesi degil, görmesi
sürpriz olurdu zaten.
Günay dünyanın ve yasamın dertlerinden bunalmıs
depresif bir ruh hali içinde her gün ögle
saatlerine kadar uyuyordu. Uzun zamandır issiz oldugu
için kirasini ödeyemedigi, duvara bakan, ısık
almayan bir bodrum katında gece mi yoksa gündüz
mü oldugunu
anlayamadan yasayıp gidiyordu. Yine her günkü
gibi ögle saatlerine kadar uyumus, uyanınca
bir seyler atıstırdıktan sonra TV’ye
göz atmıs, cani dısarı çıkmak
istemedigi için eline bir kitap almıs, okurken
yeniden uyuyakalmıs, aksama dogru hava karardıktan
daha dogrusu Günay
kuramsal olarak öyle zannettiginden yogurt
ve ekmek almak için dısarı çıkmıstı.
Dogal olarak hiçbir degisiklik gözüne
çarpmamıstı.
Sefer usta madende çalısıyordu. Onun için
hafta sonları dısında her allahın
günü zaten karanlıktı. Sabah madene
girer aksam çıkardı. Yılda topu
topu 60-70 gün günesle selamlasırdı.
Billur kentin en gözde alısveris merkezlerinden baska
yasam alanı tanımıyordu. Sabah olur olmaz
bu merkezlerden birine kahvaltı etmeye gider, oradaki
kafe-barlarda arkadaslarıyla bulusur, sinemaya gider,
spor yapar alısveris yapar, yer içer, tuketir,
yasamı bitirir, yapay ısıklandırılmıs
bu hapisanemsi yerlerde karanlıklar prensesi gibi
yasar giderdi. O belki de günes diye bir varlıgın
olup olmadıgından bile haberdar degildi.
Melih Amca, hastanede muayene olabilmek için sabahtan degil,
geceden sıraya girmis, o masadan bu masaya, bu masadan
ötekine dolasıp durarak aksamı etmis, isi
bittiginden degil de çalısma saati bittiginden
ertesi gece tekrar gelmek uzere evinin yolunu tutmustu.
Evine dönerken ne bilsindi ki o gün günesin
dogmadigini.
Nadire yeni sef olmanın hevesiyle, metroyla gittigi bankasina
dogru yola koyuldugunda, hava puslu ve bulanık diye
dusunmus ama sonrasını düsünmeyi elbette
ki akıl edememisti. Onun isyeri dogrudan metro istasyonuna
açılan bir binadaydı dolayısıyla
gün ısıgıyla bulusması olanaksızdı.
Hem onun için sirket dedikoduları günesin
dogmamasından daha önemliydi.
Esref tutukluydu. Ona gün yüzü yasaktı.
Esra adı gibi esrarengiz bir kadındı. Bütün
gün imaj ugruna kara gözlüklerle ortalıkta
dolanır dururdu. Hatta onun yatakta bile gozluklerini
çıkartmadıgını iddia edenler
vardı. Belki günesten nefret ediyordu ve belki
bu nedenle dogal güneste degil, solaryumda yanmayı
benimsemisti.
Tolga Amerika’dayken alıskanlık edindigi uyku bantı
takmayı ülkesine dönünce de sürdürüyordu.
Geceleri
bir barda çalısıyordu. Sabaha
karsı eve gelip uykuya dalıyor özellikle
gün ısına uyanmamak için gözlerine birbirinden komik göz bantları
takıyordu. Aksam olunca uyanıyordu. O yasamı
kendi bildigi gibi tersten yasıyordu. Günesle
pek bir isi yoktu.
Günes gözlemlerini daha fazla sürdürmek istemedi.
Kendini sahipsiz, degersiz, küçük düsmüs,
yaralanmıs hissetti. Hiç ummadıgı
bu ilgisizlikten düs kırıklıgına
ugramıs içi burulmustu.
Aslında insanların ilgisizligine degildi buruklugu. Insanların
vurdumduymazlıgına, çaresizligine teslimiyetçiligine,
etraflarında olup bitenleri bile algılayamayacak
denli kendi dünyalari içinde hapsolup kalmıslıklarına
üzülmüstü daha çok.
Milyar yılda bir saka yapmak istemis ama kimse, günesi,
günes yerine koymamıstı. Kimse bu sakayı,
onun yoklugunu fark
etmemisti .
Insanlardan sık sık duydugu ‘’ ne olacak
bu dünyanın hali’’ sorusunu mırıldandı
kendi kendine ‘’ne olacak bu dünyanın
hali’’?
|