Ondört
Mayis
Sebnem
SENYENER
Saman Sarısını okuyalı bir hafta bile
olmadı
Daha bir haftasını doldurmadı kulaklarımda
sesin
Kübadayız
Telli Baba olsa bu kadar tutturamazdı insan
Şaka değil Küba’dayız şu
an ...
Sen yüz yaşına basmışsın meğer
hayatta olsaydın eğer
Palmiyelerde güneş şakıyor
Deniz İzmir’in kordon boyu gibi kokuyor
Barış doğduğunda
elektrik direkleri de, kordonun kaldırım taşları
da aynı böyleydi
Arabalar aynı bu renkteydi
Evlerin balkonları aynı böyle yapılıyordu
İzmirde
İzmir’in betonu aynı renkte
Avluları
Yüksek tavanları
Buzlu camları
Mavi pencere panjurları
Umut hala köşe başında
Köşe başındaki bakkalda
Çıngıraklı nohut gibi
Taze, yeşil, ot ot kokan, yendikçe yenesi
Memeleri inek memesi
Sovyet çöktüğünde
Ayda iki yumurta bir de et niyetine muz unundan yapılmış
köfteye talim etti Küba
Bir de istemediğin kadar tütün
Limanda tütün kokusu burnunun direğini kırıyor
insanın
Tütün fabrikasının arkasındaki
tren istasyonunda
Basmahane’de
Şiş Kemal’e rastladım
Tombul parmaklarında cigarası
Eski Havana’daki eczanede
Kolonya şişelerinde
Renkli kokulardaydı
Necati Amca’da ordaydı sanki,
Burçak Yaylasının nagmelerini duydum
Uzaktaki meyhaneden
İşçi Partisinin toplantısından
bahsettiler
İşini kaybetmiş işçinin hikayesini
filme çektiler
Siyah beyaz bir istasyondan kalktı tren
Ve yataklı vagonun pencereleri
Hem de sımsıkı kapalıydı
Umut siyahtaydı, beyazdaydı, trenin gri dumanındaydı
uçaklar aynı uçaklar
Hani atlantiği
İki günde aşan cinsten
mobilyaları formika
koltukları krem rengi, deri
otomobiller de öyle renkli
Şimdi Amerikalı turistlere kiralıyorlar
Yani 1961 yazındayız hala, burada hep yaz zaten
ve takvim değişmiyor
Fidel, Fidelito, sakalı
aklanmış gerçi
1961’deki gibi bakıyor
Meydanlarda Che, meydanlarda Marilyn Monroe gibi asılı
Yakışıklı, 1961 yazındaki kadar
yakışıklı
Küba’nın taş evlerinde zaman ağır
ağır tıklıyor
heybeti kasvetine karışan, traşsız
Geçmişi güzel, şimdiki zamanda yıpranmış
Yaşlanmış, yorgun evlerin balkonlarında
kadınlar, merdivenlerinde çocuklar
İçleri boş
Dolu ama insan yok içlerinde
Pencereleri karanlık
çukur çukur
Boş boş bakıyor insana
Boyaları dökülmüş panjurların
Duvarların kimisi çökmüş
Camları kırık, çinileri çatlak,
virane
Yüksek tavanlar delik deşik
Palmiyeler yelpazelerini salladı başucumda
Beşikte, dünyaya gözlerimi ilk açtığımda
İzmirde doğduğum evdeki palmiyenin aksi vurdu
cama
Odanın duvarına
Pencere pancurunun sıra sıra gölgesi düştü
Üzerinde palmiye dalları
Kordondan esti rüzgar
Deniz çalkantılı
Hürriyet anıtının altında, yedi
yaşındayım
Barış kuşların peşine takılmış
O kovalıyor, kuşlar kaçıyor bir oyun
tutturmuşlar
O kovaladıkça kuşlar kaçıyor,
onlar kaçtıkça Barış yeni bir
heyecanla düşüyor peşlerine
Dalgalar vurdu kordonun beton taşlarına
Dalgalar vurdu Havana’nın beton taşlarına
Dalgalar büyük, heybetli, deniz mavi, güneşli,
pırıl pırıl
Balıkçılar kılıç balıklarının
peşine düştü yine
Cesur, maceracı, çocuksu balıkçılar
Arabalar geçti, kırmızı, pembe, beyaz
Arabalar iki renkli
Cadillac, Studobaker, Chevrolet
Tepeden tırnağa beyaz giyinmiş zenciler
Güvercinler
Tepeden tırnağa beyaz
Boyunlarında renkli boncukları
Batı Afrika’nın Yorubaları
Santeria duasındalar
İspanyolların zulmünde katolik putların
ardına saklanan
Zenci tanrıları, tanrıçaları
Oshun kadınlarınki
Doğum meleği
Denizcilerin koruyucusu Bakire Regla
hastaların baştacı Babalu-Aye ve Chango
Ve Aggayu,
Gak gak ediyor da vak vak ediyor da martı kuşları
Küba annesinin eteğini bırakamayan korkak
bir çocuk
Küba atıl, Küba hareketsiz
Ortak müşterek fakirlik
Ancak fakirlikte eşit herkes
Küba cesur bir kadın, komünist
Korkusuz, kara tenli, kara gözlü, kara kaşlı
Bilekleri sert
Kalçaları yuvarlak
Anaç
Üç beş tavuğun boynunu eliyle çıtırdarak
kıran
Mis kokulu bir yahni pişirdikten sonra
Yüksek tavanlı evinin bembeyaz taş avlusunda
Mavi beyaz yaseminlerin ortasında
Piyanosunda Mozart çalan kadın
Havana’da onbeşine basınca genç kızlar
Gözlerine sürme çekmesi yarım gün
alıyor şimdi
İspanyol ordusuyla Küba’ya geldiğinde
Francisco Ferrer, Jauco doğumlu Maria Desideria Matos
onbeşine yeni basmıştı
Gözleri böyle boyanmamıştı ama
Kara bakışları aklını başından
aldı İspanyol askerinin
Öyle bir aşkla tutuldular birbirlerine
dillere destan oldular
Francisco, Maria Desideria için sedirden bir ev yaptırdı
bir ceiba ağacının altında
Onbeşyıl sonra Küba gerillalarını
koruduğu için İspanyol askerlerinin
kurşunuyla öldü
Maria Desideria onu kendi elleriyle gömdü.
Yeni bir güneşin doğuşu gibi doğdu
yeni bir siyaset Küba’da gözlerimizin
önünde
Bir arka mahallede,
temiz, demir parmaklıkları yeni boyalı
Taş avlusu modern, tek katlı
Beyaz bir kilise avlusundan farksız
Küçücük beş adımlık
bir odanın içinde
duvarda bir İsa tablosu
İki tarafında evin genç kızı
gülerek bakıyor
zaman şimdiki zaman
İçindeki adam şimdiki adam
Mühendis hem de “iletişim mühendisi”
Konuşması rahat, kendinden emin
Karşı kapı istihbarat
Onbin imza toplamış referandum için yeterli
Karşı kapıda gözler var
sabah akşam gözlüyorlar ama dokunmuyorlar
kılına bile
Bundan böyle onbir milyon imza toplayacak
Yanında uzun boylu bir zenci, ince uzun güzel
bir adam
Dört bir yandan yağıyor telefonlar, dört
bir yandan tebrikler
Endişesiz, rahat, kapısında polis yok, baskı
yok
karşıki evde istihbarat.
Annem bugün hayata döndü iki yıl önce
Ondört mayıs
İki yıl önce dün ameliyata yatırdılar
onu
Aynı böyle bir geceydı, hava ılık
Pencereler kapılar açık
gelecek böyle geriye sayan bir badire
ve içim umut dolu
Küba’da yeni bir güneş, yeni bir gün
doğdu bu sabah
Yavaş yavaş, bir önceki günden farksız,
Önce ufukta bir çatlama oldu, şekli şemali
korkutucu
Bir perde aralandı, sonra aniden ve hızla
Küba koptu geçmişinden, bugünden
Bilinmeyen bir istikamete savruldu ---
14 Mayıs 2002 –Havana,
Sebnem Senyener
|