KARANLIKTA HIÇ BIR SEY KALMASIN!
Yeni Nüklear Silahlara HAYIR... Yeni Nükleer Hedeflere HAYIR... Nükleer Savas Için Yeni Gerekçelere HAYIR... Nükleer Testlere HAYIR...
Yildiz Savaslarina HAYIR... Uzayin Silahlandirilmasina HAYIR...
Her Çesit Silah Üretimine, Savas ve Savas Kültürüne HAYIR...
Yeryüzümüz henüz bir tane... Onu tahriplerimiz sonucu yok edersek, baska nereye gidecegiz?

Ondört Mayis

Sebnem SENYENER

Saman Sarısını okuyalı bir hafta bile olmadı
Daha bir haftasını doldurmadı kulaklarımda sesin
Kübadayız
Telli Baba olsa bu kadar tutturamazdı insan

Şaka değil Küba’dayız şu an ...
Sen yüz yaşına basmışsın meğer
hayatta olsaydın eğer

Palmiyelerde güneş şakıyor
Deniz İzmir’in kordon boyu gibi kokuyor
Barış doğduğunda
elektrik direkleri de, kordonun kaldırım taşları da aynı böyleydi
Arabalar aynı bu renkteydi
Evlerin balkonları aynı böyle yapılıyordu İzmirde
İzmir’in betonu aynı renkte
Avluları
Yüksek tavanları
Buzlu camları
Mavi pencere panjurları

Umut hala köşe başında
Köşe başındaki bakkalda
Çıngıraklı nohut gibi
Taze, yeşil, ot ot kokan, yendikçe yenesi
Memeleri inek memesi

Sovyet çöktüğünde
Ayda iki yumurta bir de et niyetine muz unundan yapılmış köfteye talim etti Küba
Bir de istemediğin kadar tütün
Limanda tütün kokusu burnunun direğini kırıyor insanın
Tütün fabrikasının arkasındaki tren istasyonunda
Basmahane’de
Şiş Kemal’e rastladım
Tombul parmaklarında cigarası
Eski Havana’daki eczanede
Kolonya şişelerinde
Renkli kokulardaydı
Necati Amca’da ordaydı sanki,
Burçak Yaylasının nagmelerini duydum
Uzaktaki meyhaneden
İşçi Partisinin toplantısından bahsettiler
İşini kaybetmiş işçinin hikayesini filme çektiler
Siyah beyaz bir istasyondan kalktı tren
Ve yataklı vagonun pencereleri
Hem de sımsıkı kapalıydı
Umut siyahtaydı, beyazdaydı, trenin gri dumanındaydı

uçaklar aynı uçaklar
Hani atlantiği
İki günde aşan cinsten
mobilyaları formika
koltukları krem rengi, deri
otomobiller de öyle renkli

Şimdi Amerikalı turistlere kiralıyorlar
Yani 1961 yazındayız hala, burada hep yaz zaten ve takvim değişmiyor
Fidel, Fidelito, sakalı aklanmış gerçi
1961’deki gibi bakıyor
Meydanlarda Che, meydanlarda Marilyn Monroe gibi asılı
Yakışıklı, 1961 yazındaki kadar yakışıklı

Küba’nın taş evlerinde zaman ağır ağır tıklıyor
heybeti kasvetine karışan, traşsız
Geçmişi güzel, şimdiki zamanda yıpranmış
Yaşlanmış, yorgun evlerin balkonlarında kadınlar, merdivenlerinde çocuklar

İçleri boş
Dolu ama insan yok içlerinde
Pencereleri karanlık
çukur çukur
Boş boş bakıyor insana
Boyaları dökülmüş panjurların
Duvarların kimisi çökmüş
Camları kırık, çinileri çatlak, virane
Yüksek tavanlar delik deşik

Palmiyeler yelpazelerini salladı başucumda
Beşikte, dünyaya gözlerimi ilk açtığımda
İzmirde doğduğum evdeki palmiyenin aksi vurdu cama
Odanın duvarına
Pencere pancurunun sıra sıra gölgesi düştü
Üzerinde palmiye dalları
Kordondan esti rüzgar
Deniz çalkantılı

Hürriyet anıtının altında, yedi yaşındayım
Barış kuşların peşine takılmış
O kovalıyor, kuşlar kaçıyor bir oyun tutturmuşlar
O kovaladıkça kuşlar kaçıyor,
onlar kaçtıkça Barış yeni bir heyecanla düşüyor peşlerine

Dalgalar vurdu kordonun beton taşlarına
Dalgalar vurdu Havana’nın beton taşlarına
Dalgalar büyük, heybetli, deniz mavi, güneşli, pırıl pırıl
Balıkçılar kılıç balıklarının peşine düştü yine
Cesur, maceracı, çocuksu balıkçılar
Arabalar geçti, kırmızı, pembe, beyaz
Arabalar iki renkli
Cadillac, Studobaker, Chevrolet

Tepeden tırnağa beyaz giyinmiş zenciler
Güvercinler
Tepeden tırnağa beyaz
Boyunlarında renkli boncukları
Batı Afrika’nın Yorubaları
Santeria duasındalar
İspanyolların zulmünde katolik putların ardına saklanan
Zenci tanrıları, tanrıçaları
Oshun kadınlarınki
Doğum meleği
Denizcilerin koruyucusu  Bakire Regla
hastaların baştacı Babalu-Aye ve Chango
Ve Aggayu,
Gak gak ediyor da vak vak ediyor da martı kuşları

Küba annesinin eteğini bırakamayan korkak bir çocuk
Küba atıl, Küba hareketsiz
Ortak müşterek fakirlik
Ancak fakirlikte eşit herkes

Küba cesur bir kadın, komünist
Korkusuz, kara tenli, kara gözlü, kara kaşlı
Bilekleri sert
Kalçaları yuvarlak
Anaç

Üç beş tavuğun boynunu eliyle çıtırdarak kıran
Mis kokulu bir yahni pişirdikten sonra
Yüksek tavanlı evinin bembeyaz taş avlusunda
Mavi beyaz yaseminlerin ortasında
Piyanosunda Mozart çalan kadın

Havana’da onbeşine basınca genç kızlar
Gözlerine sürme çekmesi yarım gün alıyor şimdi
İspanyol ordusuyla Küba’ya geldiğinde
Francisco Ferrer, Jauco doğumlu Maria Desideria Matos onbeşine yeni basmıştı
Gözleri böyle boyanmamıştı ama
Kara bakışları aklını başından aldı İspanyol askerinin
Öyle bir aşkla tutuldular birbirlerine
dillere destan oldular
Francisco, Maria Desideria için sedirden bir ev yaptırdı bir ceiba ağacının altında
Onbeşyıl sonra Küba gerillalarını koruduğu için İspanyol askerlerinin kurşunuyla öldü
Maria Desideria onu kendi elleriyle gömdü.

Yeni bir güneşin doğuşu gibi doğdu yeni bir siyaset Küba’da gözlerimizin önünde
Bir arka mahallede,
temiz, demir parmaklıkları yeni boyalı
Taş avlusu modern, tek katlı
Beyaz bir kilise avlusundan farksız
Küçücük beş adımlık bir odanın içinde
duvarda bir İsa tablosu
İki tarafında evin genç kızı gülerek bakıyor
zaman şimdiki zaman
İçindeki adam şimdiki adam
Mühendis hem de “iletişim mühendisi”
Konuşması rahat, kendinden emin
Karşı kapı istihbarat
Onbin imza toplamış referandum için yeterli
Karşı kapıda gözler var
sabah akşam gözlüyorlar ama dokunmuyorlar kılına bile
Bundan böyle onbir milyon imza toplayacak
Yanında uzun boylu bir zenci, ince uzun güzel bir adam
Dört bir yandan yağıyor telefonlar, dört bir yandan tebrikler

Endişesiz, rahat, kapısında polis yok, baskı yok
karşıki evde istihbarat.

Annem bugün hayata döndü iki yıl önce
Ondört  mayıs
İki yıl önce dün ameliyata yatırdılar onu
Aynı böyle bir geceydı, hava ılık
Pencereler kapılar açık
gelecek böyle geriye sayan bir badire
ve içim umut dolu

Küba’da yeni bir güneş, yeni bir gün doğdu bu sabah
Yavaş yavaş, bir önceki günden farksız,
Önce ufukta bir çatlama oldu, şekli şemali korkutucu
Bir perde aralandı, sonra aniden ve hızla
Küba koptu geçmişinden, bugünden
Bilinmeyen bir istikamete savruldu ---

 

14 Mayıs 2002 –Havana,

Sebnem Senyener

   
Bu sayi Nükleer Tehlike'ye karsi ortak bir bilinc olusturmaya ve de
Amerika'da "
Islam"a karsi olusmus onyargilarin azaltilmasina ithaf edilmistir.
ISIK BINYILI e-dergisi - The Light Millennium, Inc., bunyesinde
kamu yararina yayinclik ilkesiyle 17 Temmuz 2001 tarihinde
New York'ta kuruldu.

Kurucu Baskan: Bircan Ünver

ISIK BINYILI: AMAC

"ISIK BINYILI'NIN OZ'Ü SIZLERSINIZ..."
Global Baris Hareketine EVET, Birbirimizi Anlamaya ve Sevmeye EVET, Yüce Insanlik Için EVET, Biricik Yeryüzünü Korumaya EVET,
Daha Iyi Yarinlar Için Büyük Düslere EVET, Global Pozitif Bir Enerjinin Olusmasina EVET, Global Seffaflikla Iç Dünyamiz ve Düsüncelerimizi Aydinlatmaya EVET...
ISIK BINYILI ile ilgili medya bülteni ve kültürel etkinliklerle ilgili duyurulari almak istiyorsaniz,
lütfen bize yaziniz . Iletisim> contact@lightmillennium.org

Yazili ve gorsel ürünlerinizi YAYIN ILKELERIMIZ çerçevesinde,
yayinlanmak üzere dilediginiz zaman gonderebilirsiniz...
ILETISIM

TÜRKÇE
ANASAYFA

YAYIN
ILKELERI

@ ISIK BINYILI e-dergisi Bircan ÜNVER tarafindan tasarlanmis ve üretilmistir.
9ncu Sayi. Yaz - 2002, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org
ISIK BINYILI platformunun düsünsel ürünlerinizle devamini sagladiginiz ve ziyaretiniz için çok tesekkur ediyoruz.
ISIK BINYILI, Mac platformunda uretilmistir.