TURKISH INDEX PAGE SANAT & SANATCILAR MANIFESTO OCAK 2000
ENGLISH INDEX PAGE SIIRLER TANITIM SAYISI KUNYE/KADRO
MAKALE & YAZARLAR LIGHT MILLENNIUM TV LINKLER ILETISIM

Suzan Batu: Turkiye'de anlasilamamak urkutucuydu...

Bircan Unver

New York’ta yasayan ressamlarimizdan Suzan Batu, 15 Ocak’ta Manhattan’da Jeffrey Coploff Sanat Galerisi’nde bir sergi acti. Batu’nun resimleri renk, enerji ve eglence cumbusu cagrisimlariyla dolu, siyah-beyaz ve organik-geometrik kontrasti ile soyut duzeyde dogu ve bati sanatinin sembolik degerlerini biraraya getiren, farkli bir yorum ve duzenleme icinde sunuldu.

Ozellikle bu sergide yer alan ve cok somut olan bir cagrisim; dansoz kostumu ile Mondrian’i animsatan soyut kompozisyonun, tek bir yapit olarak sergilenmesi, bu yaklasimin seckin bir ornegiydi. Acilista yer alan izleyicilerin de dikkatlerinin yogunlastigi, cok ilgi ceken bir enstalasyon oldu. Batu, bu sergisinde sanat yasaminin yeni bir doneminde oldugunu kanitliyor. Bu degisim video, komputur oyunlari, televizyon grafikleri, neon isiklari, fotograf gibi, el degmemis hissi veren ve buyuk boyutlu resim anlayisindan; cok fragmantasyonlu, irili-ufakli, sadece tual ve akrilik boya degil, pom-pomlar, dugmeler, isiltili boncuklar, simler, parlak paket kagitlari, rafya gibi cok farkli malzemeleri de degerlendiren bir anlayisa donustu. Batu, ozundeki renkci ve organik-geometrik kontrasti iceren soyut yaklasimini bir baska boyut, duzenleme ve isik altinda, yeni sergisinin butununde de barindiriyor.

Suzan Batu ile yeni sergisi ve ‘94 yilindan beri yeni sanat anlayisina damgasini vuran degisimler uzerine konustuk.

Sergi icin Jeffery Coploff galerisinin hazirladigi basin bulteninde, ozet olarak resimlerinin gelenek disi malzemelerden yapildigi, bunlari pom-pomlar, pariltili kostum aksesuarlari ve mucevherler olarak tanimlaniyor. Bunun sonucunun ise "kitschy" ve Batu’nun Turk geleneksel sanatini siradisi bir bicimde donusturdugu yorumunu getiriyor. Bu yorum ve degerlendirmeye katiliyor musun? Bu konudaki dusuncelerini aciklarmisin?

Yapitlarimda "kitch" olarak tanimlanabilecek malzemeleri kullaniyorum. Kompozisyonlarimda, resimlerimde asiriliktan kacinmiyorum, tam aksine asirilik yapitlarimda bir unsur olusturuyor. Gerek tek tek gerek butun enstelasyonun genel gorunusu olarak. "Kitsch" kavrami zaten asirilik icerir. Bu bakimdan kelimenin yapitlarimdan bahsederken kullanilmasiyla ilgili hic bir problemim yok. Bir tek sey eklemek isterim: Yapitlarimi gorunce acik olarak ortaya cikiyor zaten, ben bu malzemeleri gercekten begendigim, onlari daha "zevk"siz buldugum ve bu yuzden bir enerji, bir hayat icerdiklerine inandigim icin kullaniyorum. Bu konuya ironi veya alayla yaklasmiyorum. Neden kitsch? sorusuna cevap olarak ise ancak "zevk", cansiz bir uyumu simgeliyor benim icin. Bu cansiz uyuma hayat katmak istedim.

Turk geleneksel sanatini, resim yaparken bilincli olarak hic dusunmedim. Ilk defa da bu son Bulent Erkmen’in hazirladigi katologu gordugumde bir alaturkalik sezdim. Katologa girecek resimleri, iki tanesi haric Bulent Bey secti, yani Turkiyeli bir sanatci. Katologa buradan tepki de her zamankinden daha kuvvetli bir "dogulu" yorumu oldu. (Genellikle bir karisim sezdiklerini soylerler, Turk oldugumu bilmeseler bile.) Turkiye’de dogup buyumus olmak, elbette ki yapitlarimda gozukecektir.

Yine, basin bulteninde benim de katildigim bir tanitim girisi var. Enerji dolu renkleri, yogun optik gucu ve fantazi dolu bir yapisi var, bu sergide yer alan yapitlarinin. Bu resminin icerigindeki degisim nasil bir surec sonucu ortaya cikti ve gelisti?

Aslinda buyuk bir degisim yok. Resimler hala el degmemis, daha dogrusu sanatcinin elini hala gizliyor. Resimler ve diger daha uc boyuta yaklasan isler, hala fabrikasyon ozelliklerini tasiyor. En buyuk fark belki de boyutta. Daha kucuk boyut bana, daha buyuk bir serbestlik veriyor. Bir suru degisik fikri daha cabuk ve direkt olarak isleyebiliyorum. Sonradan butun olayi duvar boyutunda gorebiliyorum. Aslinda benim acimdan resimlerin boylari 2.5X2.5 idiyse simdi butun bir duvar veya butun oda oldu. Kompozisyon sonuc olarak, butun duvarda gerceklesiyor.

Ilk soruya donerek, degisen malzemelerin (pom-pomlar, rafya kagitlari, renkli, pariltili boncuklar, bazi enstelasyonlarinda resimlerini birer hediyelik paket gibi sunusun, cingene pembesi-yaldizli, piriltili bir malzemeden dil formunu, tualden uzaklasan ve heykele yaklasan bir yaklasimla sergilemen), kisaca , teknigin, resimlerinin parcalanmasi ve fiziksel boyutlarinin siradisi bir anlayisla degismesini anlatir misin?

‘94’ten beri yaptigim islerde, daha onceki keskin geometri belki biraz azaldi. Daha organik sekiller yer aldi. Bunun bir sebebi icinde yasadigim dunyayi daha iyi yansitabilmek. Algiladigim dunya ile yarattigim dunya arasinda daha az mesafe olmasini saglamak. Daha kisisel bir yoruma dogru yonelmek. Bu surecin de devamli olarak degisecegini dusunuyorum. Yasadikca da, her zaman daha derine dogru degisen bir surec umit ediyorum. Her yaptigim renkli sekil benim icin uc boyutludur. Ben bu ucuncu boyutu yanyana koydugum renk secimiyle elde ediyorum. Bu objeler benim icin bu surecin devami. Yani bu renkli ve iki boyutlu sekillerin kendini alamayip, ucuncu boyuta firlamasi adeta.

Sergi katologu, Bill Arning’in makelesi ile hazirlanmis. Arning’in makelesinde, senin sergi duzenlemen ile ilgili bu anlamdaki yenilikci yaklasimin kisa bir tanitimini yaparken, Darwin lojiginden soz ediyor. Ve buna karsin, senin sergi duzenlemen ve amplifikasyonlarindaki farkliligin birincil bir duzeyde yer aldigini vurguluyor. Bize kisaca hem Arning’in sozunu ettigi Darwin lojiginden hem de senin birincil duzeye aldigin irili-ufakli tuallerle tavandan, yere ve yataylamasina dagilan duzenleme anlayisindan soz eder misin?

Bill Arning’in katolog yazisinda bahsettigi Darwin lojigi su: Her yapit yanindakilerden daha goz alici olmaya, ilgiyi kendine cekmeye calisiyor. Boylece en cok dikkat ceken "kazanma" durumunda oluyor. Sergi duzenlemesi konusu ise, aralarinda bir elektrik, bir aykirilik olabilecek yapitlari bir araya koymaya calisiyorum. Boylece her yapitin ozelligi, yanindakilerce vurgulanmis oluyor ve bazi bolumleri atonal, digerleri ise buyuk bir tatlilikla armonik bir senfoniye donusuyor.

Gectigimiz Eylul ayinda studyonu ziyaretimden sonra, yepyeni siyah-beyaz ve yanlis saymadiysam irili-ufakli otuz parcadan olusan bir "installation"la karsilastim. Duzenleme ise hem tavana, hem yere hem de yataylamasina olarak, duvarda kurgulanmis. Bu cok parcali, fragmanli, organik-geleneksel sanatlari cagristiran kompozisyonlarla, contras olarak, keskin, geometrik komposizyonlar bir butunun parcalari olarak kompoze etmissin. Yine ‘90’li yillarin baslarindaki resimlerinle karsilastirdigimda, birden bire bu inanilmaz parcalanma ve bu parcalanmisliklari bir araya getirerek, parcadan butune gitmek, hangi gereksinmelerin sonucu gelisti?

Bu da yine Bill Arning’in yazisina ilginc olarak donuyor. Resimleri secerken verdiginiz karar belirleyici oluyor. Yani bir koleksiyoncu veya seyirci olarak bu kadar birbirinden farkli ve cok sayida yapit arasinda secim yaptiginiz zaman siz de aktif olarak kendinizi ortaya koymus oluyorsunuz. Adeta interaktif bir komputur programi kullanirmis gibi, siz de aktif olarak yalniz size ozgu bir icerigi olan bir kucuk enstalasyon yapmis oluyorsunuz. Bu yapitlarin karsisinda kendi tepkinizden kendinizle ilgili gerceklerle yuz yuze gelebiliyorsunuz. Ortaya cikan tamamen minimalist bir kompozisyon olabilir veya tam tersine tamamen cilginca renkler, erotik objelerden olusabilir. Fakat ilginc olan bunlarin hepsinin tek bir sanatcinin eserlerinden kaynaklanmis olmasi. Sergime gelen seyirciden aktif bir rol oynamasini istiyorum. Kendinden bir seyler katmasi, sanatciyla bir yerde isbirligi yapmasi gerekiyor. Ayni dusunceyi izlersek, Bedri Baykam’in seyirciyi, birden cok anlamda olaya ortak etmeyi amaclayan eylemi akla geliyor. Bir sergisinde seyirciye karanlik bir cadirin icindeki erotik resimleri gorebilmesi icin pilli fener yerine, elle calistirilan jeneratorlu el feneri kullandirmisti. ‘94’deki sergimde Aylin Turegun Pamuk ve ressam Selim Sebeci, her biri birer duvara kendi enstalasyonlarini yapmislardi. Sonuc birbirinden tamamen farkli, renk, malzeme, kompozisyon ve en onemlisi icerik olarak birbiriyle alakasi olmayan birer duvarin ortaya cikmasiydi.

Gecen yil Isvicre’de bir sergi actin. Ve serginin ilgi ile karsilandigini biliyorum. New York’ta ve sanirim her yil Istanbul’da duzenli sergiler aciyorsun. Ozellikle resminin surekli izleyicilerinden, sanatindaki bu degisimlere bazi tepkiler aliyor musun? Evet ise ornekler misin?

‘94’e kadar yaptiklarim aslinda gercegi soylemek gerekirse, Turkiye’ye yonelik idi. Turkiye’de anlasilamamak benim icin cok urkutucuydu. Biraz bu yuzden kendimi tutuyordum. Tualden, boyadan uzaklasmiyordum. Fakat calisma sureci icinde yapilmasi gerekeni yapmaya devam ettim ve bu noktaya geldim. Kaldi ki Turkiye’de izleyicilerden son derece pozitif ve coskulu diyecegim, tepkiler aldim. Fakat New York ve Belcika’da bu yaptiklarima karsi ilgi, "avant garde" diyebilecegim yenilikci kesime yayildi. Bu sergimi katologda yorumluyan Bill Arning ile tanismam da, bu farkli tepki, ilgi ve gelismelerin bir sonucudur.

(Bu roportaj Ocak 1998'de yapilmistir.)

SUZAN BATU BIO

Home
English index page

@Isik Binyili dergisi Bircan Unver tarafindan tasarlanmis ve uretilmistir. Mart-Nisan 2000, New York