|
SUYA
YAPILAN RESIMLER ya da "TURKISH PAPER"
Ebru Ustasi
Hikmet Barutcugil ile soylesi
Berat
ALANYALI
|
Insanligin
son bes yuzyilinda neler oldugunu kim bir solukta sayabilir?
Neler yasandi,
nerelerden gecildi, ne kesifler, savaslar, inanclar, asklar
eskitildi; bilimde ve sanatta
ne adimlar atildi, neler denendi ve tuketildi... Bu kocaman
zaman diliminde insanlik
bunlari yasayip bitirirken, bir sessiz tanik, hic eskiyip tukenmeden
varligini surdurup
gunumuze kadar geldi: Ebru sanati...
Turk-Islam
sanatinin, baslangicta Bati'yi sasirtan ve uyandirdigi hayranligi
gunumuze kadar
koruyan kolu ebru, 5 yuzyili askin tarihinde, yalnizca kaligrafilere
fon olmaktan cikip,
kendisini duvara astiracak kadar deger kazanan bir cizgi izliyor.
Bir yaniyla tasavvufa, diger
yaniyla cagimiz insaninin kendini arayislarina dayanan; dekorasyonun
otesinde, degerli
resmi evraktan psikoterapiye kadar kullanim alani bulan ebru
sanatinin bu renkli
yolculugunu, kendisini Ebru sanatina adamis, bu koklu sanata
buluslariyla taze kan getirmis,
yapitlari uluslararasi sanat muzelerine girmis, kurdugu okulda
yuzlerce Ebruzen adayini egiten
ve tum bunlara ragmen buyuk bir alcakgonulluluk icinde kendisini
'sanatci' olarak
nitelemekten cekinen buyuk usta Hikmet Barutcugil'den dinledim.
Isinin boyalara
yuzme ogretmekten ibaret oldugunu soyleyen Barutcugil ile
sohbetimiz, sanatcinin calismalarini surdurdugu Ebristan'in her
yani essiz ebru
ornekleriyle bezeli atmosferinde gerceklesti. Sizlere aktaracaklarim
arasinda, keske
yaziya ve goruntuye dokulmesi cok zor o buyulu hava da olabilseydi... Simdi,
buyurun sohbetimize:
|
5 yuzyil geride kaldi, ebru
sanatinda. 15. Yuzyil - Turkistan cikisli oldugunu ve Ipek Yolu ile
Anadolu, Iran ve Hindistan'a yayildigini biliyoruz. 17. Yuzyil Avrupa'sindan
baslayarak
dunyada "Turkish Paper" diye aniliyor. Ebru sanati ne kadar
Turk"tur ve boyle anilmasini neye
borcludur?
Koklerinin
nereye kadar gittigi uzerine elimizde yazili bilgi yok. Belki 8.- 9.
yuzyila kadar uzaniyor.
Ilk ornekler
10. - 11. yuzyildan; fakat o ornekler tekamul etmis, mukemmel ornekler.
O hale gelebilmesi icin birkac yuzyillik
bir gecmis gerekiyor. Ebru Turkistan'dan cikip, Selcuklular doneminde,
belki de daha once, Anadolu'ya Iran uzerinden
gelmis. Osmanli Imparatorlugu doneminde de Ipek Yolu ile Bati dunyasina
ulasmis. Bu nedenle Turk Kagidi olarak
aniliyor. Selcuklular doneminde Ebru, gunluk hayatta cok kullanim alani
bulmus. Resmi devlet belgeleri, evlenme,
kira akitlerinin yazildigi kagitlar, onemli anlasmalar, hep ebrulu kagitlara
uygulanmis. Bunun nedeni de tahrifati
engellemek. Bugunku cek defterlerinde, bonolarda, banknotlarda karmasik
desenler var ya, ebru ile ayni islevi goruyor.
Mantigi ayni. Ebru uzerinde bir tahrifat yaptiginiz zaman, duzeltmek
mumkun degildir, hemen belli olur. Bu gelenegin
hala yasatildigi yerler var, mesela ticari defterlerin sirtlari ebrulanir.
O ebrulanan defterden bir sayfa kopardiginiz zaman
hemen izi belli olur. Hic kacak yok! Bugun noterlerin yaptigi her sayfayi
muhurlemek, numaralamak da, bu tur
kacaklari onlemek icin; ama eskiler bunu ebru gibi cok estetik ve cok
guzel bir yontemle cozmusler.
Ingiliz
seyyah George Sandy tarafindan, 1608 de yazilip 1627de basilmis bir
kitapta, ebru hakkinda Bati'ya giden ilk
bilgi, su sozlerle yer aliyor: "Turklerin bizim bilmedigimiz ilginc
bir sanatlari var. Boyayla yagi karistiriyorlar, sonra
bunu bir suyun ustunde yuzduruyorlar, sonra bir hile ile bunu kagida
aliyorlar..." Avrupa"nin ebruyla tanismasindan
sonra oyle bir donem yasanmis ki, ozellikle Italyada, birbirlerine bir
yaprak-iki yaprak ebru hediye ediyorlarmis.
O kadar kiymetli bir meta sayilmis.
Ebru, hicbir teknoloji,
cagdas malzeme kullanilmadan, tamamen ciktigi donemin kosullarina,
arac ve gereclerine sadik kalinarak surdurulen bir sanat. Dogal kok boyalar, sigir odu, gul
dali ve at kilindan fircalar... Ozel bir ritueli, teorisinin yani sira
felsefesi var. Nedir ebrunun
felsefesi?
Bu oyle bir soru ki, kac yuz
sayfalik bir makale cikar. Ebru sanati, Islam sanati icinde cok muhim
bir yer tutuyor.
Islam sanatinin ozunde, bir ilahi guzellik arayisi, kisaca Tasavvuf
var. Sanat yolu ile ilahi guzellige ulasmak; yani,
Allah'i aramak. Bunun icin de belli sartlar var. Tasavvufta
yollar vardir: "Seriat, tarikat, hakikat, marifet". Seriat,
sartlar demek. Ebrunun sartlari gul dali ve at kilindan firca, kitreden
su, dogal boyalar... Bunlar yapilacak, once
bu sartlari ogrenecek ebruzen. Sartlari yerine getiren kisi, bir yola
girecek: Tarikat (yollar). Bu yol, manevi
hastaliklardan kurtulma yolu. Yani sanatla ugrasa ugrasa, bugun modern
psikolojinin kabul ettigi bir katarsis, yani
arinma olayi gerceklesecek. Haset, kin, kiskanclik gibi negatif duygulardan
kendini arindiracak. Bundan sonra sira
gelecek isin hakikatini aramaya. Bu isin hakikatine, arindiktan sonra
varilacak. Kisinin, ilahi
guzellige ulasmak amaci
yolunda ilk vazgecmesi gereken, kendi egosu, kendi nefsidir.
Dolayisiyla bir ebruzen bir eser yaptigi zaman onu para,
pul, san, sohret icin yapmaz. Kendini Allah'a yaklastirmak icin yapar.
Bir ogrencim Bilim - Teknik
dergisinde bir fotograf goruyor, uzun uzun bakiyor "ne guzel ebru"
diye. Bir de altini
okuyor ki, bir kan hucresinin elektro-mikroskopla cekilmis bir fotografi...
Onun uzerine ebru sanatina yoneliyor.
Aslinda gordugu, mikroalemde kendisinden bir parca. Tip doktorlarinin
kullandigi bir kitap var, "Histoloji Atlasi" diye.
Insan vucudundaki kan hucresi, protein hucresi, deri dokusu gibi cesitli
dokularin binlerce kez buyutulmus fotograflari.
Hepsi ebru... Ebrusuz hicbir sey yok aslinda, gorme olcusune bagli olarak.
Sanatci eger bunun farkina varirsa, o
yoldan gecerken, orada Vahdaniyet'i goruyor, yani yaradilistaki tekligin
ozunu aliyor. Bir battal ebrunun bir kan hucresine
cok benzemesi, dusunduruyor onu. O ici su dolu tekne, bir tefekkur ekrani.
Tefekkur sahibi olan usta, orada Bigbang'leri
gorur; bir mermer kesitinde, bir kan hucresinde ebru gorur. Kaos teorisi
orada, geometri orada, her sey orada.
Ucuyorsunuz. Baska alemler, baska kapilar aciliyor. Acilan kapilar,
o isle ugrasan sanatciyi Yaradan'a yaklastiriyor.
Bir
ibadet gibi.
Evet, bir zikir, bir meditasyon
gibi. Ya da bir terapi..
Ebrunun terapi ozelliginden
soz eder misiniz?
Eskiden 'darussifa'lar (sifa
kapisi) vardi. Ilk darussifa, 9. yuzyilda Sam'da kuruldu. Daha sonra
2. Mahmud
donemine kadar Kayseri'de, Amasya'da, Edirne'de ve baska yerlerde kurularak
sayilari artti. Burada, zihinsel ozurlu
hastalar tedavi edilirmis. Yani psikoterapi kliniklerini, biz neredeyse
yuzyillar once kurumlastirmisiz. Buralarda
yapilan tedavinin iki temeli var: Muzik ve sanat. Devrin en meshur sanatcilari
gelip, darussifalarda konser
verirmis. Darussifalarin medrese gibi bir yerlesim plani vardir; ortada
bir avlu, avluda bir fiskiyeli havuz - su sesinin
tedaviye yardimci oldugu dusuncesiyle-. Darussifalardaki hastalara uygulatilan
sanatlar ise ebru, tezhip ve hat. Bu
sanatlarin insan ruhuna cok olumlu tesirleri var. Bunu bugun yasatmak
icin de cok caba sarf ettik. Rahmetli Prof.
} Dr. Ayhan Songar, I.
U. Cerrahpasa Tip Fakultesi Psikiyatri Bolumu Baskani iken, Oruc Guvenc
ile birlikte
hastalara muzik terapi ve sanat terapi yaparak calismalara basladik
ve cok olumlu sonuclar elde ettik. Bu calismalar
2-3 sene surdu. Ancak hastane yonetimi tarafindan hos karsilanmadi
bu yontemler ve bitirdik.
Peki bu sure zarfinda bu
calismalardan sifa bulanlar oldu mu?
Tabii mutlaka olmustur, cok
olumlu neticelerle karsilastik. Bu zaten tarih icinde de yapilan ve
faydasi gorulen bir sey.
Hem yapan, hem seyreden icin ebru bir terapi. Bunu yurtdisinda da yaptik.
Oruc Guvenc'in, Viyana'da kurdugu bir
muzik ve sanat terapi okulu var. Ben de o okulun ogretmeniyim. Okulda
muzik ve sanatla terapi yapan kisiler
yetistiriliyor. 15 - 20 tane sanat dali branslasti ve okul, Viyana Universitesi'yle
birlesecek yakinda. Benzeri bir
calisma, Viyana'daki okuldan bir ogrencimle gerceklesti. Avusturya'nin
guneyinde Klavyenfod kasabasinin hapisha-
nesinin psikologu idi. Adi, Andi. Sonradan Musluman olup Adnan adini
aldi. Bizden rica etti, birlikte hapishanede bir
tezgah kurduk, mahkumlara ebru yaptirdik. Insanin aklina ebru yaparken
kotu bir sey gelmesi, imkansiz. Bu mah-
kumlar uzerinde de etkili oldu. Sonra gardiyanlardan birkacini egittik,
ebru ogrettik. Bu sistem orada yillarca devam etti.
Ebru,asla reproduksiyonu
yapilamayacak bir sanat sanki. Bir ebru, digerinin tipkisi
olabilir mi? Desenler belli, renkler belli, yontem belli.
Ama herkesin ebrusu farkli oluyor. Icine
katilan ruh, nasil katiliyor? Bunu saglayan ne?
Ebru, kisinin icinin aynasidir.
Bu yuzden herkesin ebrusu farklidir.
Buyuk ebru ustasi Ethem Efendi (1829/1940) demis ki: "Ebru buyu
gibidir. Bazen tutar bazen tutmaz." Bu soz
bana, ebrunun rastlantisal sonuclari olan bir sanat oldugunu dusunduruyor.
Hedef ile sonuc ayni olmayinca,
sanatci bulduguyla yetinmek zorunda. Bu mutsuzluk veriyor mu sanatciya?
Sanatin cok fazla tarifleri var. Bu tariflerden biri
de sanatcinin ic dunyasinin aciga cikmasi. Bu bizim sanatlar icin
cok gecerli. Biz bu sanatlarda ilahi guzelligin ortaya cikmasina vesileyiz.
Bu gizemli yolculugun hazzi yetiyor bize.
Ethem Efendi'nin sozu ise, bu ise yeni baslayan kisiler icin bir tesellidir,
laf aramizda.... Tesaduf diye hicbir
sey yok aslinda. Her sey bir ilahi iradenin neticesi oluyor. Bir yaprak
bile kimildamiyor Allah'in izni olmadan
diye dusunuyor, bu yolda giden. Isin hakikatini arayan kisilerin vardiklari
nokta, bu oluyor.
Onun icin mi imzanizi adiniz
yerine "Hikmet-i Huda (Allah'in hikmeti)" olarak atiyorsunuz?
Yaptigimiz is icin bize sanatci
diyorlar. Aslinda bu yanlis bir sey. Sanatci terimi 19. yy sonuna kadar
Leonardo,
Mozart, Mikelanj gibi cok nadir kimselere verilen bir unvandi. Simdi
bir usta 500 sene once bir battal ebru yapmis,
bunu bugun biz de yapiyorsak, biz zanaatciyiz. Zanaatci imza atamaz,
ancak sanatci imza atar. Ebruya imza atmak,
bir marangozun yaptigi sandalyeye imza atmasi gibi olur. Fakat oyle
bir devirde yasiyoruz ki, kimsenin isine
gelmiyor, imzasiz bir eser almak. Maddi karsiligi hemen degisiyor. Eh,
degirmenin suyu da bir yerden gelecek...
Cok basima geldi, cercevesinden cikarip bir ebrumu imzalamak durumunda
kaldim. Bu durumda, ben "Hikmet-i Huda"
diye imza atiyorum. Hem "Allah'in hikmeti" deyip kendimi aradan
cikariyorum, hem "hikmet"i orada gorenler, "Imzali
bu" diyorlar.
Siz 27 yildir Ebru sanatinin
icindesiniz ve onu "gercek bir bilim dali gibi" gelistirme
yaklasiminiz
var. Ebru, bilimsel olcekte nasil, hangi acilariyla yerini bulacak?
Burada kast edilen su: Sanat
oyle buyuk bir kavram ki, bilim onun icinde kucuk bir parca. Sanatta
yenilik yapmak,
her seyde oldugu gibi ilk basta cok yadirganiyor, ozellikle gelenekli
sanatlarda. Bir yenilik yaptiginiz zaman hemen
tepkiler geliyor, sanat bozuluyor, yozlasiyor, gibi. Galile dunya yuvarlak
dedi diye, Hezarfen Ahmet Celebi kanat takip
uctu diye olduruluyor. Yenilik yapmak, her ne hikmetse, kimsenin isine
gelmiyor. Bilimde bu yadirganmiyor da
ozellikle eski sanatlarda yadirganiyor. Ayni seyleri uzun sure goren
insan, bir sure sonra bikar. Bu her gun baklava
yemek gibi bir sey. Mesela tezhip sanatinda bugun hala Fatih Devri tezhipleri
yapiliyor. Istiyorum ki, bunlara bir
yenilik gelsin, gelissin. Sanat bilimden daha genis bir kavramken, niye
yenilige kapali olsun?
"Barut
Ebru" da boyle bir dusuncenin urunu mu?
Evet.
Barut ebrusunu ilk yaptigimda, hakaret derecesine varan elestiriler
aldim.
Hangi
cevrelerden?
Kendi
cevremizden. Ama bu yurtdisinda begenildi, tescil edildi, muzelere girdi.
Ondan sonra takdir edilir oldu.
Ebruzen sozcugunu de ben urettim, o da cok tepkiler aldi. "Abru",
Farsca'da "su yuzu"
demek. "Ebru de "bulut"
demek. "Ebri" ise "bulutumsu" anlami tasiyor. "Ebru"
da oradan geliyor kok olarak. "Zen" eki ise Farsca'da "vuran"
demek. Neyzen, ney vuran. Semazen, sema vuran gibi. Biz ebruyu da vurarak
yapmiyor muyuz? Parmagimiza
fircayi vurarak...
Barut
Ebrusuna donelim: Nedir bunun sirri? Hic kimseye ogretmeyecek misiniz?
Ogrettigim bir kisi var. Ayrica yaziya da doktum. Bulurken,
yaparken cok buyuk sikintilar cektim. Ebruya basladigimda bildigim iki
sey vardi: Su ve boyalar. Benim zamanimdaki tek ebru ustasi, beni kovmustu
yanindan "Sen yapamazsin, bu zordur" diyerek. Ebruyu kendi kendime ogrendim. Bu ask sonmedi icimde. O arada
bu ilhamlar, bu lutuflar geldi. Barut ebru, dunya literaturune de gecti.
Hele bir muddet daha gecsin, icra bir yerlessin, ogretecegim bunu da.
Bu benim borcum.
Kirmizi
boyanin sirri nedir?
Ebruda kullanilan renkler,
kirmizi disinda toprak boya. Yani metal oksitlerden elde ediliyor. Bir
tek kirmizi, pigment
boya. Yapay. Eskiden 'kirmiz bocegi' diye bir bocekten elde edilirmis
bu renk. Brezilya'da yetisen bir agacin kabugu
da parlak kirmizi icin kullanilmis. Bordoya yakin bir ton da gulden
elde edilmis. Bunlar son derece pahali ve bulunmasi
zor boyalar, artik muzelik.
Ebru, gelenege sadik, ama
bir yandan da kendi icinde kesiflerini, gelismesini surduruyor.
Onceleri soyut desenler olarak baslamis,sonra Necmeddin Okyay ilk cicek
desenlerini
yapmis sanirim...
Ilk ciceklerin Turk ebrusunda
yapildigi dogru. Ilk desenler, 1773 yilinda Hatip Mehmet Efendi tarafindan
yapilmis.
Hatta daha da eskiden yapilanlar var. Leipzig Kutuphanesi'nde, 1650
tarihli cicekli ebrular var. Okyay ise lale,
sumbul, karanfil gibi cicekleri kismen soyutlastirarak 'Necmeddin ebru'
diye anilan tarzi gelistirmis.
Ebruda
temel olarak kac desen var? Bunlar sayilabilir mi, yoksa sonsuzlugun
icindeki olasiliklar kadar cok mu bu
desenler?
Sonsuzlugun icinde temel olarak
8-10 desen var: "Battal, gelgit, bulbul yuvasi, tarakli" gibi.
Islam sanatlarinda sanat
adedi fazla degil; ama bir sanat icinde cesitleme cok fazla. Sadece
bir battal deseninin 20-30 cesidi var; taraklarla
yuzlerce farkli desen yapma imkani var.
Siz
kagit disinda malzeme de kullaniyorsunuz ebru yaparken. Teknik ve estetik
olarak nasil farkliliklar oluyor? Gelecek-
te bu zemin olanaklari nerelere varabilir, mesela bir gun ebru uygulanmis
bir otomobil gorecek miyiz?
Neden
olmasin? Insanin aklina gelen her sey sonunda mutlaka kesfediliyor.
Ben bunu cok dusundum dogrusu. Ama otomobil icin bir yuzme havuzu ve
vinc gerekir... Metale denedim. Ahsap, kumas ve kumasin farkli turleri
icin ayri boya gerekiyor. Ebru sanatinin ic mimariye girmesi yonunde
calismalarim var. Ilk defa Ebristan'da denedim. Ebruyu tavan suslemeleri
icin kullandim, bir de mobilyada.
Cok genis bir alanda kullanim bulabilir ebru. Mesela sinema sektorunde,
'2001: Uzay Macerasi'filminde de ebru kullanilmis, uzay efekti vermek
icin. Guiness Rekorlar
Kitabi'na "en buyuk ebru" kategorisinde giren, 2 metre 20
cm boyunda tek parca bir ebru da var. Gerci biz 3,5 - 4 metrelerini
yaptik... Her malzeme icin dogru boyar maddeyi bulduktan sonra, teknik
ayni. Su yuzu resmi. Bizim esas meslegimiz, boyalara yuzme ogretmek.
Boya bir kez ogrendi mi yuzmeyi, gerisi kolay...
Hikmet
Barutcugi kimdir?
Daha fazla bilgi icin:
www.ebristan.com
E-mail:
hikmetihuda@ebristan.com
|