TÜRKÇE ANA SAYFA LM-ANA SAYFA SANAT ILETISIM
TÜRKÇE_IÇINDEKILER ARSIV YAZARLAR YORUMLAR
INGILIZCE_IÇINDEKILER LM-TV TELEVIZYON KADRO
KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

Evren ve Insan

Prof. Hamit SERBEST


Uygarligin dogusundan bu yana insanlar dogadaki olaylari aciklanamaz gormekten hoslanmamis ve surekli olarak, dunyasini yoneten duzeni anlama gayreti icinde olmustur. Bugun bile hala niye burada oldugumuzu, nereden geldigimizi ve nereye gidecegimizi ogrenmeye calisiyoruz.

On binlerce yildan bu yana suren bu arayisimizin nedeni insanoglunun ogrenmek icin duydugu derin arzudur, kisaca "merak"tir. Istegimiz, icinde yasadigimiz evreni olabildigince eksiksiz tanimlayabilmektir. Hicbir insan dusunemiyorum ki yildizli  bir gecede basini yukari kaldirip gokyuzunu seyrederken bunlari merak etmemis olsun!

Insanlar uzun yillar boyunca bu sorularin cevaplarini oncelikle dinlerin soylemlerinden almaya calismistir. Ancak, bircok toplumda oldugu gibi, Islam toplumunda da bu dini soylemleri sorgulayan ve olaylara bilimsel aciklamalar getirmeye calisan  insanlar olmustur. Islam dunyasi icin bu konuda akla ilk gelen kisi matematikci, gok bilimci ve ayni zamanda sair olan Iranli Omer Hayyam'dir. Hayyam, 1100'lu yillarda yasamistir ve gunumuzde daha cok rubaileri ile taninmaktadir. Rubailerinin cogunda gercekligin ve sonrasizligin niteligini, var olmanin sureksizligi ile belirsizligini, insanin Tanri'yla iliskisini isler.

Su dortlukte de insan yasaminin sureksizligini, ozellikle dogumdan onceki ve olumden sonraki belirsizligi anlatir:         

Sen nesin, varlik denir, nerden bileceksin?

Dunyan, esen yel ustune kurulmus senin.

Iki yokluk arasinda bir varlik seninki:

Hiclik ne varsa cevrende, sen de bir hicsin.

 

Yunus Emre de ayni gorusu soyle anlatiyor:

Geldi gecti omrum benim sol yel esip gecmis gibi

Hele bana soyle geldi bir goz acip yummus gibi

Isbu soze Hak taniktir bu can govdeye konuktur

Bir gun ola cika gide kafesten kus ucmus gibi

 

Bugune kadar elde edilen bilimsel verilere gore, evren hakkinda  artik sunlari soyleyebilecek durumdayiz.  Evren, 15-20 milyar yil once "buyuk patlama" diye adlandirilan buyuk bir enerji patlamasi ile olusmustur. Bu patlama sonucunda sacilan enerjiler zaman icinde  gok cisimlerini olusturmuslardir. Bilim adamlarinin gelistirdigi teoriler buyuk patlama anindan sonra yasanan olaylari aciklayabilmekte, ancak oncesi icin hic bir sey soyleyememektedir. Bu nedenle, bizim icin zaman  "buyuk  patlama" ile baslamistir diyebiliriz. Ilk anda, zamanin bir baslangici olmasi dusuncesi dini tanimlamalara aykiri gibi gorulebilir. Ama, degildir; bu saptama Yahudilik, Hristiyanlik ve Muslumanlik dinlerindeki "yaradilis" gorusune uygundur. Zaten, Katolik Kilisesi de 1951 yilinda yaptigi aciklama ile bu gorusun Incil ile uyum icinde oldugunu bildirmistir.

Evrenle ilgili saptamalar, dunyamizin icinde bulundugu gunes sisteminin 4.6 milyar yil once ortaya ciktigini gosteriyor. Gunes sistemimizi olusturan yildiz kumesi, evrende bugun varligi bilinen ve her biri 100 milyar yildiz iceren 100 milyar yildiz kumesinden sadece bir tanesidir. Bir uctan bir uca yaklasik 100.000 isik  yili uzunlugunda ve yavas yavas donen bir yildiz kumesinin icinde yasamaktayiz. Dunyamiza en yakin yildiz (Proxima Centuri) 4 isik yili uzakliktadir, yani bu yildzdan cikan isigin dunyaya ulasmasi 4 yil surmektedir (38 trilyon km). Dunyanin gunese uzakligi ise  149,600.000 km'dir ve isik dunyaya 8 dakikada ulasmaktadir.

Simdi, bu bilgilerle insanoglunun dunya uzerindeki varliginin suresi hakkindaki bilgilerimizi karsilastirmak istiyoruz. En eski ve en eksiksiz insansi yaratik iskeleti 3.18 milyon yil oncesine ait olup 1972'de Etiyopya'da bulunmustur. Akilli insan grubuna ait en eski bulgu ise 92 bin yil oncesine ait olup Israil'de cikarilmistir. Anatomik yonden modern insanlarin tipik ozelliklerine sahip olan bu buluntular, modern insanin Ortadogu'yu  yaklasik 100  bin yildan bu yana  isgal ettigini gostermektedir.

Evren ve insanlik tarihi hakkinda verdigimiz bu bilgiler karsilastirilacak olursa soyle ilginc bir tablo ortaya cikmaktadir: Bir ucundan bir ucuna uzakligi 100.000 isik yili olan, her biri 100 milyar yildiz iceren yildiz kumelerinden 100 milyar tanesinin var oldugu bilinen bir evren icinde 4.6 milyar yasinda olan bir dunyadan bahsediyoruz ve insanoglunun bu evrende sadece son 100 bin yil icinde diger canlilardan farkli ve ustun bir davranis bicimi gelistirebildigini goruyoruz. Aklimizi kullanmaya basladigimizdan bu yana icinde yasadigimiz dunyaya ve evrene iliskin cok seyi bilir hale geldik; ama ya bildiklerimiz... Hayyam, su dortlugu ile  doganin gercekleri  karsisindaki bilgisizligimizi ve yetersizligimizi cok guzel ifade etmistir:

 

Dedim: artik bilgiden yana eksigim yok;

Su dunyanin sirrina ermisim az cok.

Derken aklim geldi basima, bir de baktim:

Omrum gelip gecmis, hicbir sey bildigim yok.

 

Hayyam'in yasadigi donemden bu yana cok sey degismekle birlikte, onun yargisini degistirecek bir gelismenin oldugunu soylemek henuz zordur. Bilgi acisindan bugun bulundugumuz noktayi daha iyi degerlendirebilmek icin insanoglunun evrenle ilgili dusuncelerinin zaman icindeki evrimine bakmak gerekir. Evrenle ilgili yapilan ilk tanimlamalarda dunya tepsi gibi duz kabul edilmistir. M.O.340 yillarinda Aristo dunyanin duz degil yuvarlak oldugunu; gunes, ay, gezegenler ve yildizlarin dunyanin etrafinda dairesel hareketler yapmakta oldugunu ileri surmustur. Yaklasik 5 asir sonra, Batlamyus  kurdugu modelde bu hareketlerin ic ice sekiz kure tarafindan  cevrelendigi gorusunu dile getirmistir. En distaki kurenin, birbirine gore  ayni konumu koruyan ve gokyuzunde birlikte donen  duragan  yildizlari tasidigi dusunulurdu. En son kurenin disinda ne oldugu ise hicbir zaman acikca ortaya konmamisti. Zaten, evrenin ondan otesi insanoglunun gozlemleyebildigi ve tanimlayabildigi bir sey degildi. Tipki bugun oldugu gibi!  Gunumuz halk ozanlarindan Asik Veysel  bu tanimlayamama olgusunu "Mimar" isimli siirinde dile getirmis ve “Bu dunyayi kuran mimar / Ne bos saglam temel atmis" diye baslayarak, demis ki:

Kazmasi yok kuregi yok

Ustasi var ciragi yok

Gok kubbenin diregi yok

Muallakta bina catmis


Tum bilimsel ve teknolojik ilerlemelere ragmen, bugun bile evren hakkinda bildiklerimiz tanimladigimiz bu ortamin disinda veya otesinde ne olabilecegi konusunda bir sey soyleyemiyor. Insanlarin bugunku bilgisi evrendeki davranislari kismen aciklayabilen iki teoriye dayanmaktadir. Bunlardan birisi, gok cisimleri gibi buyuk kutelelerin davranisini ve enerji ile madde arasindaki iliskiyi aciklayan "Genel Gorelik Teorisi"dir. Digeri ise, milimetrenin milyonda biri buyuklugundeki cisimlerin davranislarini açiklayan "Kuantum Mekanigi Teorisi"dir. Bu iki teori birbiri ile celismektedir; bu nedenle, bilim adamlari her iki duruma da aciklama getirebilecek bir "Birlesik Teori" arayisi icindedirler. Boyle bir teori varsa, acaba, insanoglu bunu bulabilecek yetenekte midir?  Boyle bir birlesik teori bizlerin davranisini bile belirleyecek kadar guclu olabilir! Eger oyle ise, bu birlesik teori kendini ortaya cikarmamiza yarayacak davranis bicimlerini gostermemize izin verecek midir?

Bazi bilim adamlari insanlarin yaptigi gozlemlerin isiginda dogruyu bulabilecek akil ve yetenege sahip oldugunu dusunurken bazilari da buna kuskuyla yaklasmaktadir. Ornegin, taninmis bir fizik profesoru bu cabalari gercegi aramak olarak adlandirmakta ve biz insanlarin hicbir zaman ciplak gercegi goremeyecegimizi dusunmektedir. Gorusunun gerekcesini aciklarken gercegi bir balerine, insani bir terziye ve insanlarin gelistirdigi teoriyi de balerine giydirilen elbiseye benzetmektedir. Terzi ne kadar yetenekli olursa dikecegi elbise vucuda o kadar guzel oturacak, boylece balerinin vucut hatlari da o kadar belirgin olacaktir. Ama, bu hicbir zaman balerini, yani gercegi ciplak olarak gormemize imkan vermeyecektir. Yani, insanlarin gelistirecekleri teoriler ile evrenin kurallarini kismen aciklayabileceklerini onu tam olarak anlamalarinin mumkun olmadigi ileri surulmektedir. Bu evrenin kurallarinin ancak doga ustu yaklasimla yani tanri gorusu ile aciklanabilecegi anlamina gelmektedir. Bilindigi gibi, bu konuda da her dinde cesitli egilimler vardir ve Islam dininde de en yaygin olanlardan birisi tasavvufun bir ogretisi olan "vahdet-i vucud" yani varligin birligidir

Yunus Emre de gercegi baska yerlerde aramanin anlamsiz oldugunu soylemistir:

 
Hak cihana doludur

Kimsene Hakki bilmez

Onu sen senden iste

Ol senden ayri olmaz

 

Benzer bicimde Asik Veysel de diyor ki:

 

Goz gezdirdim dort koseyi aradim

Ne sen var ne ben var bir tane Gaffar

Istersen dunyayi gez adim adim

Ne sen var ne ben var bir tane Gaffar

 

Hayyam'a gorunmus kadehte meyde

Neyzen'e gorunmus kamista neyde

Veysel'e gorunur mevcud herseyde

Ne sen var ne ben var bir tane Gaffar

 

Hayyam'in kendi gorusunu ifade edisi de cok guzeldir:


Dun ozledim de seni costum birden bire;

Ciktim senin yerin dedikleri goklere.

Bir ses yukseldi ta yukarda, yildizlardan:

Gafil dedi; bizde sandigin Tanri sende!

Evrenle ilgili olarak soz konusu edilen  zaman ve uzunluklarin boyutlari insanin yasayabildigi zaman dilimine ve erisebildigi uzakliklara gore oylesine buyuk ki! Iste insanoglu evrenin bu azameti ve mukemmelligi karsisinda her zaman hayranliga kapilmis, kendini gucsuz ve caresiz bulmustur.

Insanoglunun evrenle ilgili cehaleti ve doga  karsisindaki gucsuzlugu bir cok sair ve yazarin eserlerine konu olmustur. Bu kavrami en iyi ifade edenlerden birisi de Omer Hayyam'dir. Ornegin, su dortlukte insanin acizligi ne guzel anlatilmaktadir:

 

Biz gercekten bir kukla sahnesindeyiz;

Kuklaci Felek usta, kuklalar da biz.

Oyuna cikyoruz birer, ikiser;

Bitti mi oyun sandiktayiz hepimiz.

 

Diger taraftan, insanoglu'nun olumden korkusu ile daha fazla yasama arzusunun bu evren icindeki anlamsizligini da su misralarla dile getirmektedir:

Gonlunce de donse bu dunyanin sonu ne?

Okunup bitse de omur destanin, sonu ne?

Yuz yil diledigince yasadin diyelim.

Bir yuz yil daha yasasaydin, sonu ne?


Insanoglu, on binlerce yildan bu yana  yapmakta oldugu gibi, kimi zaman bir sanatcinin kalemiyle veya fircasiyla ortaya cikardigi eserde kimi zaman da bir bilim adaminin ileri surdugu teoride evreni ve onun kurallarini sorgulamayi surdurecektir. Bu arayisin nereye kadar  surecegini her insan gibi  ben de merak ediyorum. Yani sonunda bir "birlesik teori" bulmak veya "gercegi" ciplak olarak gormek mumkun olabilecek mi bilmiyorum. Ancak, bunlari merak ediyor olmam bir birey olarak kendimi dusunmemi engellemiyor. Belki de insan, dogasinin bir sonucu olarak farkinda olmadan o noktaya geliyor.  Hepimiz bir insan olarak bazi seyleri, maddi veya manevi, daha fazla onemsemisiz onlar icin daha fazla zaman ayirmis daha cok ozen gostermisizdir. Ancak, bu seyler; ister bir dervisin veya bir rahibenin yasam felsefesindeki gibi tamamen manevi olsun, isterse bir mafya babasinin yasam felsefesindeki gibi tamamen maddi gorunsun, sonunda mutlaka her birey kendi kendine yasantisinin bir muhasebesini yapmaktadir. Bu hesaplasma  bazan olum dosegine kadar gecikmekte ve kisinin kendisine bir sey kazandirmamakta sadece geride biraktiklarina bir nasihat verebilir. Sanirim, dogrusu bu hesaplasmayi hayatimizin her doneminde yapmak ve yasadiklarimizdan ders cikararak hayat tarzimizi duzenlemek. O nedenle, evreni ve yasami isterseniz fizik isterseniz meta-fizik acidan yaklasimlarla inceleyin, buna bir itirazim yok! Ama kendinizi de inceleyin! Hayat o kadar kisa ki! Ozellikle, evrenin boyutlariyla ve evrende soz konusu olan yaslarla kiyasladigimizda; o nedenle bizler cok cok kucuk kaliyoruz. Tipki mikroskop altinda inceledigimiz kucuk canlilar gibi; kimbilir belki bizi de mikroskop altinda inceleyen baska dunyalarin canlilari vardir.

Ornegin, Hayyam zihnini kurcalayan sorulara doyurucu yanitlar bulamadigi icin, kendi felsefesine gore, maddi dunyanin guzelliklerinin tadini cikarmayive yasadigi anin kiymetini bilmeyi onerir:

Vefasiz dunya diye yakinip durma;

Dunya elindeyken tadini cikarsana!

Herkese vefali olsaydi bu dunya

Sira mi gelirdi senin yasamana

 

Cahit Sitki Taranci da "Otuz Bes Yas" siirinde insanlarin hayati anlamakta ne kadar gec kaldiklarini, tipki bir ders verir gibi,  cok guzel anlatmistir:

Gokyuzunun baska rengi de varmis!

Gec farkettim tasin sert oldugunu.

Su insani bogar, ates yakarmis!

Her dogan gunun bir dert oldugunu,

Insan bu yasa gelince anlarmis.

 

Siirin bitisinde cok daha anlamli bir uyari vardir:

N'eylersin olum herkesin basinda.

Uyudun uyanamadin olacak.

Kimbilir nerde, nasil, kac yasinda

Bir namazlik saltanatin olacak.

Taht misali o musalla tasinda.

 
Bu uzun sohbeti gunumuz sairlerinden Murathan Mungan'in "Sari Lira Gibi Omrumuz" isimli siiri ile noktalamak istiyorum. Bu siirden hepimizin kendi adina cikaracagi cok onemli dersler olduguna inaniyorum.

"Yasamak degil / Beni bu telas oldurecek"

dedigi gibi sairin;

o telasla, birakin Paris yolunda ilik ruzgarlara

taratmayi saclarimizi,

sevdigimizle doyasiya bir sohbet bile edemedik biz...

Gozumuz saatte soylestik hep,

Kosusur gibi sevistik, yarisir gibi calistik.

Hep yetisilecek bir yerler vardi,

Aranacak adamlar, yapilacak isler...

Bir sonraki gunun telasi, bir oncekinin terine bulasti;

baskalarinin hayati bizimkini asti.

Kor karanlikta calar saat sesi yerine,

kusluk vakti, kizarmis ekmek kokusu

veya yavuklu busesiyle uyanma duslerini ha babam erteledik.

20'li yaslardayken 30'lara kurduk saatin alarmini,

30'larimizda 40'lara, belki sonra 50'lere...

Lakin oyle yanlis kurgulanmis ki hayat,

Kuslukta uyanma firsatini sundugunda size,

Artik uyku girmez oluyor gozlerinize...

Doyasiya soylesmek, telassiz sevismek icin bol zamana kavustugunuzda

Soylesecek, sevisecek kimsecikler kalmiyor yaninizda...

Ozenle yarina sakladiginiz bir sari lira gibi omrunuz

Vakti gelip sandiktan cikardiginizda

Bir de bakiyorsunuz ki tedavulden kalkmis...

Bu sayi Queens Public Televizyonu'na ; Amerika'da düsünce ozgürlügü ve demokrasiyi en ideal olarak uygulayan kuruluslardan biri oldugu icin ithaf edilmistir.

TÜRKÇE
Anasayfa

Ingilizce
Içindekiler

@ISIK BINYILI dergisi, Bircan ÜNVER tarafindan tasarlanmis ve uretilmistir. Altinci sayi. Bahar 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org