TÜRKÇE ANA SAYFA LM-ANA SAYFA SANAT ILETISIM
TÜRKÇE_IÇINDEKILER ARSIV YAZARLAR YORUMLAR
INGILIZCE_IÇINDEKILER LM-TV TELEVIZYON KADRO
KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

MAYIS SIKINTISI

m. Çevik ARIKAN

 

Boston Turk Film Festivali'nde seyrettigim 'MAYIS SIKINTISI' isimli Film Uzerine Dusuncelerim:

Kizim Ilgaz ile 'Boston Fine Art' muzesine  yaptigimiz ilk ziyaretin ardindan, o gun ogrendigimiz Turk Film Senligi haberi uzerine pek sevinmis;  ilan edilen filmleri, zamanlari ve bilet fiyatlarini incelemis ve ancak  Mart ayinin 10'da ogleden sonra 3:45'de gosterilecek olan 'Mayis Sikintisi'ni' gormek icin ayarlama yapabilmistim. 

O gun uzun suredir bulusamadigimiz benim Buket Uzuner'in tabiri ile kontenjandan, esim Rasim'in ise Ankara Fen Lisesi'nden arkadasi Fahri  ve benim calistigim laboratuvardan is, Rasim'in ise kontenjandan arkadasi Amerikali Jennifer da bizim uc kisilik ailemize katildilar. 

Biz film baslamadan once, biraz arabayi parketme, biraz da  Fahri ile Jennifer'i tanistirma telasi yasadik.  Sonunda koltuklarimiza yerlesip kendimizi filmin sahneleri arkasinda buluverdik. 

Film, universite sinav sonucu basarisiz  bir delikanlinin derin uzuntusu ile gum! diye baslayiverdi.  Nasil bilmeyiz bu sikintiyi Allahim!  Iste o anda dunya basina yikildi delikanlinin.  Bakalim altindan nasil kalkacak! 

Ilerleyen sahneler de, benim gibi doga asigi birisini Canakkale'nin Yenice Kasabasi'nin guzellikleri ile buyuledi ve insanlari ile de sonuna kadar surukledi, meraklandirdi ve hasret gidertti. 

Filmden sonra biraz oturup konustuk.  Jennifer icimizdeki tek yabanci olarak filmin uzun oldugunu ama (bazilarinin filmi terk ettiklerine tanik oldugumuz halde) sikilmadigini ve filmi cok gercekci buldugunu soyledi.  Ozellikle filmde konu edilen film cekimcisi Muzaffer'in film masraflarini azaltma cabalarini ilgiyle izlemis.  Ilgaz elbette ileride film yonetmeni olma hayalleri  ( hergun degisen baska hayalleri de var) de kuran ve Amerika'da buyuyen kucuk bir Turk kizi olarak (daha 14 yasinda bile degil  ve bana hala kucuk bir kizmis gibi geliyor ama benim o yaslardaki halimden daha olgun ve bilgili oldugu kesin) nedense filmi biraz 'aptalca' buldu ama neden boyle hissettigini de aciklayamadi.

Ben filmin hemen ardindan filmi sevdigimi soyledim.  Niye mi?  Ozledim memleketimi de ondan! Minareli koylerini, sabah ezanlarini!  Ama nerede olsa severim gok yuzunun gurleye gurleye yagmasini , circir boceklerinin sesini, horoz otuslu sabahlari, yavas yavas ama bilgic bilgic yuruyen kaplumbagalari, agaclar arasinda hisirdayarak esen ruzgari, kavak agaclarini ve palamut meselerini, kirmizi olgun domatesleri, yumurta ile civcivi, kumru sesli ogleden sonralari, siril siril akan dereleri  ve  masum yuzlu ilkokul cocuklarini.  Bunlari hangi insan sevmez?  Iste bu nedenle bu buyulu sevgiden bir anda kurtulamamistim.  Ama sabah uyandigimda hala aklimda olan filmin goruntuleri  birden degisiverdi.  Yani aklim basima geldi ya da gitti.  Neden mi?  Filmi izledigim sirada  da beni rahatsiz eden ama hemen filmin arkasindan ifade edemedigim sorumsuzluklar  bir bir diziliverdiler gozumun onune de ondan. 

Filmin amaci da sanirim bu rahatsiz edici noktalar ile bizi biraz daha iyi dusunmeye ve gerceklerimizi biraz daha iyi anlamaya yoneltmek degil miydi?  Bu amaca hizmet ettigi icin filme ve yapimcilarina, Nuri Bilge Ceylan' a cok minnettarim.

Iste, Ege kiyilarinda Canakkale'nin Yenice kasabasinin dogasinin hala, onca sorumsuzluga ragmen guzel oldugunu ama koruma altina alinmasi ve kesimlerinin tarla elde etmek icin yapilmamasi gereken meseliklerinin, sorumsuz gorevlilerce ve sorumsuz gorevlilerin sorumsuz vatandaslarinca  nasil hala  yok edilmeye calisildigini gorup uzuldum. 

Filmin bas kahramani, film yapimcisi Muzaffer'in babasi, kucuk Ali'nin de dedesi, Emin, bos yere caresizlikle cabaladi ve bu yikima engel olmadi. 

Onun dogayi sevmesi, kendisini o kucuk orman parcasi ile ozdeslestirip onu korumaktan sorumlu tutmasi kimseyi etkilemiyordu.  Ondan baska kimsenin umurunda degildi o doga guzelligi.  Ama kendi yetistirdigi okumus, adam olmus oglu, Istanbul'dan kalkip gelmisti.  Oralarin hala el degmemis bir guzellik tasidigini dusunerek, belki de buyuk sehirde yasamanin ona kazandirdigi tecrubelerle artik o guzelliklerin kiymetini bilerek.  Ama Muzaffer film seti yaptigi o orman parcasini artiklari ile kirletmis, kaplumbagalari yollarindan cevirmis, masum  bir cocugun aklina kandirmacayi sokmus, siradan bir fabrika iscisi olarak cok calisarak da olsa onuru ile yasayarak ekmek parasi kazanmaya baslayan lise mezunu delikanliya Istanbul'da daha iyi is bulabilecegi umudunu verip, sonra onu hayal kirikligina ugratmisti. 

Bir film yonetmeni olmak ve iyi filmler cevirmek, insanlara belki de doga sevgisini asilamak idealleri vardi Muzaffer'in.Onca parasizliga ve imkansizliklara gogus geriyordu, bu ideale erismek icin cok calisiyordu ama bu karakter, filmdeki sorumsuz karakterler zincirinin bir parcasiydi sabah sabah hatirladigim.

Neden onun bu cabasini yapmacik buluyordum ki?   Belki de asil yapmacik buldugum Muzafferin babasi Emin'in onca kosturmasi  ve kadastrocularin elinden agaclari kurtarmaya cabalamasiydi. Zira zamaninda ogluna simdi inandigi degerler icinde yasamayi sanki yeterince ogretememisti. 

Babalik buyuk sorumluluk ister.  Iste nedense sabah sabah  filmden benim aklimda yeterince sorumluluk sahibi olmayan babalar kalmisti geriye.  Ogullarina bagiran, onlara baskalarini araya koyarak fabrikalarda is bulan babalar,  hayatlarindan bezmis babalar,  evlerinin onunde veya kahvelerde tembel tembel oturan babalar. 

Nedir bu insanlari hayatlarindan bezdiren ve gercekten baba olmalarini onleyen?  Gercek bir baba cocuguna umut verir, ona her kosulda yapmayi, kullanmayi, uretmeyi ogretir. Ornek olur, elinden tutar, zamaninda cocugu ile bir kez daha yasar cocuklugu, korumasizligi ama her durumda ogretir, ayakta kalmayi, durust olmayi, bagimsizligi.  Ama bir baba, kendi babasindan hic boyle gormemisse nasil bilecek butun bunlari?  Babalik sorumluluk demektir.   Bir insana  sorumluluk sahibi olmak nasil ogretilir?  Mayis Sikintisi'nin uzerinde durmak istedigi soru  bumuydu acaba?  Eger buyduysa filmdeki anneannenin torunu bir ilkokul ogrencisine sorumluluk sahibi olmayi ogretmek icin buldugu yol soyleydi: Eger Ali kirk gun cebinde tasidigi yumurtayi kirmaz ise istedigi muzikli teknoloji harikasi saat, ona babasi tarafindan alinacakti. Babasina bu istegi  anneannesi tarafindan bildirilecekti.  Anne ortalarda yoktu. Ya  baba neredeydi?  Ekmek parasi kazanmaya sehre gitmisti.  Cunku kasabada hayat yoktu.  Fabrika herkesi beslemiyordu.  Hem bazilari da fabrikada zorluklarla calismak da istemiyordu.  Az calisip cok kazanmak varken, yerinde ilerlemek, yoktan var etmeyi bir kere olsun denememek varken! Eldekini tuketmek, sukretmemek, olanla yetinmemek var artik. Cunku butun iyiler, zenginlikler baskalarinda!  Sebep hazir!  Babalar ortalarda yok artik.  Peki kadin ana ne

yapsin?  Bir cocugun yapamiyacagini bildigi bir zorlugu ona sorumluluk ogretmek diye yaptirmaya kalkarsa ne olur?  Babasi yasindaki Muzaffer dayisi ona yumurtayi kirmadan saati kazanmanin yollarini sakadan soylerse ne olur?   Komsu kadin da ustune ustluk bu cocuk kucuktur demeyip ona tasiyamayacagi kadar agir domates sepetini verirse ne olur?  Ali sonunda yumurtayi kirar, o anda saat kazanma umudunu kaybeder ve once komsu kadinin seyretmeye doyamadigim  o guzelim olgun domateslerinin sepetine bir tekme atar, sonra cebine hirsizlikla bir kulucka tavugun yumurtasini koyar ve yumurtayi kirmama oyununa 'hilecilik' ile devam etmeyi ogrenir.  Bu arada kendisini de kandirmayi basarmis midir?  Yaptigindan pisman olmus mudur anlayamayiz. Gorunuste olmamistir cunku benim tehlikeli ve zararli  idealist beklentim 'Ali  simdi domatesleri toplayacak' gume gider. Ali'nin kendi tabiri ile 'hilecilik' yaptigini itiaf etmesini  beklemek de bosuna tabii.    Sonunda Ali'nin istekleri elbette, cocuk oldugu icin degismis ve anneannesi ile  babasindan muzikli saat mi, cakmak mi isteyecegi konusunda pazarliga bile  oturmus ve 'hilecilik' oyununa da devam etmistir. Yine tehlikeli ve zararli  idealist beklentim itirafta bulunmayan Ali yuzunden yok olmup bitmistir.   Bu arada Ali'nin ogrenmesi gereken sorumluluga ne olmustur?  

Gocmen olmak ile sorumsuz olmak arasinda ne gibi  bir iliski vardir?  Bazilari gocmustur.  Gocerken  yirttigini zannetmistir.    Iste benim asil meselem de budur.  Sorumlugu arayan yoktur.  Bilmeyen arayabilir mi?   Iste filmin gercekciligine burada ben de hayran oluyorum ve filmden dogdugum ulkede sorumluluk ile ilgili bir sikinti icinde  oldugumu algiliyorum. 

Ben de Amerika'ya gocup gelen ve elindeki ile yetinmeyen, oldugu yerde yaratici olmayi deneyemeyen, kaynagin bol bulundugu yerde  kolayca kazanmasini ve harcamasini seven sorumsuzlardan birisi miyim? Degil miyim?  Boyle  bir sorumsuzluklar ulkesinden gelmiyor muyum?  Geldigim yer neresi iyi biliyor muyum?  Bir de kalkmis film seyretmeye  gidiyorum,  ahkam kesiyorum.

m. Çevik Arikan

22 Gage Lane,
Shrewsbury, MA 01545
USA    

11 Mart 2001          

Bu sayi Queens Public Televizyonu'na ; Amerika'da düsünce ozgürlügü ve demokrasiyi en ideal olarak uygulayan kuruluslardan biri oldugu icin ithaf edilmistir.

TÜRKÇE
Anasayfa

Ingilizce
Içindekiler

@ISIK BINYILI dergisi, Bircan ÜNVER tarafindan tasarlanmis ve uretilmistir. Altinci sayi. Bahar 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org