TÜRKÇE ANA SAYFA LM-ANA SAYFA SANAT ILETISIM
TÜRKÇE_IÇINDEKILER ARSIV YAZARLAR YORUMLAR
INGILIZCE_IÇINDEKILER LM-TV TELEVIZYON KADRO
KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

Kitap: KADININ YAZISIZ TARIHI


Insanin Bitmeyen Serüveni Dil

Yildiz CIBIROGLU


ONSOZ

Bu arastirma on yil once uc-bes sayfalik bir yaziydi yalnizca. Sozcuklerdeki seslerle, onlarin gosterdigi nesneler ve kavramlar arasinda iliski olup olmadigini irdeleyen bir calismaya giristim. Sira "M" sesine geldiginde "M" nin Turkce'de sozcuklerin basinda neden kullanilmadigini merak ettim ve bu sesi baska dillerde kesfetmeye calistim. Karsima "dev bir baglantilar agi" cikti. Harf sesleri icinde hicbirinin bu acidan "M" ile yarisamayacagini saniyorum. Arastirmalarimin sonunda vardigim dusunceye gore harf seslerinin icinde en gorkemlisi ve anaerkil cagla en cok yasamsal baglari olani "M" sesidir. Gecmisi ise en az sigir ve davarin sesine oykunuldugu zamanlar kadar uzun olmali. Bundan oturu "M" harf sesini calismamin basina aldim. Onceleri bu seslerin hemen hepsini iceren ince bir kitap olusturacagimi dusunurken, tek basina "M" nin iki kitaba ancak sigacagi hic aklima gelmemisti. Bunun bir nedeni de bildigim kadariyla, "M" sesine iliskin kapsamli bir calismaya rastlamamis olmamdi. Elimde hicbir olcut, hicbir ornek olmadigi icin karsima ne tur konularin, baglantilarin cikacagindan, hangi siniflamalari yapmam gerekeceginden habersizdim. Ses ve anlam iliskisini kabul etmeyen dilbilim kuramcilarinin sayisi, kabul edenlerin cok ustundeydi. Buna karsin "M" sesi beni elimden, omzumdan tutmus cekiyor, goturuyordu.

Henuz alti yasimdayken babamin soyledikleri bana guc verdi: "Herkez yanilabilir, hem de binlerce yil; sen herseyi yeniden dusun." Karanlikta el yordamiyla giden bir korden farksizdi durumum. Ancak daha once cesitli bicimlerde ve bilgece dile getirildigi gibi kor oldugumuzda ic-goru artiyor, ( Kral Lear da kor olduktan sonra gercegi ayrimsamaz mi?), icimizde bir pencere aciliyor ve karanliklari aydinlatan, sezgi diye adlandirdigimiz, bir ic-isigi dusuyor onumuze. Sezgi, baglantilari kuran dizgeyi gorecek olan akli; ogeleri siniflandiran muhakemeyi; o gune kadar cozulmeyen sifreyi cozmeyi saglayacak kuskulari ve sorulari harekete gecirir.

Topragin altinda cok guclu bir damar oldugu her gecen gun biraz daha anlasildikca, kaziyi surdurmede cesaretim gitgide artti. Baska baska dil obeklerine bagli diller de ayni seslemlere, ayni baglantilara sahiptiler. Dil sayisi cogaldikca anlam butunlugu olusuyor, genisliyor, eksikler tamamlaniyordu.


1.   GOZLE GORULEN DUNYANIN SOZCUK SESLERINE CEVRILMESI

Cogumuz bugun konustugumuz dilin, sozcuklerin hangi seruvenlerden gectiklerini hic dusunmeyiz. Sozcukler ve dil, farkinda olmadan edindigimiz oteki aliskanliklar gibi bize verilmis hazir recetelerdir. Ancak cocuklarda bu hazir receteler henuz kemiklesmedigi icin, dili ve onun mantigini buyuklerin hic aklina gelmeyecek bicimde iliskilendirenler ve sorgulayanlar onlardir. Her anne ve babanin henuz okula gitmeyen cocuguyla ilgili boyle bir anisi olabilir. Uc dort yasindayken oglumun, "Anne,senin soyadinda yanlislik var; senin soyadin Cibiroglu degil, Cbirikizi olacak," demesi gibi. Burda "yasamla dil" uyusmazliginin cocuk tarafindan farkedilisi vardir.

Insanligin cocukluk caginda atalarimiz ses ve anlam iliskisinin bugunkunden daha cok ayirdindaydilar. Yolun en basinda dil, kisilerin toplumda ustunluk kurmaya iliskin endise ve beklentilerine gore (yukardaki soyadi orneginde oldugu gibi) belki cok daha az olcude yapilandigi icin, ses ve anlam iliskisi dilin kendi gereksinmelerine yanit verecek bicimde yalin olarak ortaya konulabiliyordu. Ayrica onlar dili en kucuk parcalari yan yana koyarak kurmaktaydilar.(1) Biz, dili anlamak icin tam tersini yapiyoruz. Ufalaya ufalaya sondaki en kucuk parcaya dogru gidiyoruz; karsimiza sesbirim(fonem) ve anlam birim(monem) cikiyor.

Ne var ki sesle anlam arasindaki iliskiyi kurmakta zorlaniyoruz. Kolay degil, araya binlerce, yuzbinlerce yil girmis.

Ilk insanlarin beyinlerinde buyuk bir olasilikla nesne-imge-seslem(hece) iliskisini kuran; nesnenin o cografyada en cok dikkat cekici niteligine es gudumlu seslemi ureten bir merkez, bir duzenek vardi. Simdilerde ise(insanligin yasliligi mi acaba) beyindeki o merkez cok uzun zamandir kullanilmadigindan gerilemis, unutulmus olabilir. (Sairlerin bu duyarligi beyinlerinin bir kosesinde sakli tuttuklarini dusunebiliriz. Reklam slogani ve propagandayla ilgili metin yazarlari da sairlerden sonra bu konuya en yakin kisiler olabilirler.)

Insanligin bebeklik doneminin tabula rassa'si(2) ile simdi gelinen yer arasindaki bolumlerin pek cok katmanla ortustugunu; bu katmanlarin hem evrimle, hem de beyin kirliligiyle(dunyanin maddi kirliliginin zihindeki izdusumu) olustugunu soylemek pekala olasi.

Dil bir ceviri isidir ayni zamanda. Ceviri olarak ortaya cikar. Ama her ceviri gereksinimiyle ortaya cikis, bir sonra ki basamakta kendini asar, aslindan bambaska bir yere varir. Ilk basta yalin ve kucuk olcekteki ceviri isi gunumuzde oyle boyutlara ulasmistir ki, ilk duyarliliklarin izini surmek dipsiz bir kuyuya inmeyi goze alacak kadar yureklilik gerektirmektedir. Dil, isin en basinda da ceviriyle basladigi icin yabancilasma orada da kacinilmazdi. Ancak daha ilk  noktada baslayan yabancilasmayi, bir acinin baslangicindaki kucuk acikliga benzettigimizde, caglar sonra o acinin iki kenari arasindaki alanin ne kadar cok buyudugunu daha iyi kavrayabiliriz. Dort-bes bin yil onceki insanin dilde karsilastigi yabancilasma ile gunumuzdeki insanin dilde karsilastigi yabancilasma arasinda muthis bir fark vardir. Bu da bize dilin yapilanmasinin insanin denetiminden ciktigini, kendi bagimsizligiyla yol aldigini gostermektedir. Dil, en basinda da boyle miydi? Bir  dusunelim o mitolojileri...Hep bir kaostan cikip, yaratma, bicim verme, duzene sokma, duzen yasalarinin ortaya cikisi anlatilir o oykulerde. Dilin kendisi de kaostan cikmanin, toparlanmanin seruvenini yasamis olmali. Kadinlarin bitki kulturunde yapilandirdiklari dil yatay ve bu nedenle de az cok denetlenebilir bir dildir. Bizim aradan bunca bin yil gecmesine karsin iz surebilmemiz,"M"li sozcuklerin butun dillerde hala anlamli bir butun olusturmalarindan oturudur. Demek ki kadinlar dunyanin bazi yerlerinde doganin ve kendi dogalarinin, kendi imge tunellerinin icinden gecerek sescil gostergelerini buldular, kendi dillerini kurdular, ad koyma evresinde yonlendirdiler. Dunyayi toparlamak, duzene sokmak savindaydilar, dilde de bunlari yaptiklarini goruyoruz.

Bugun ise, dunya acaba yeniden bir kaosa mi gidiyor, sorusu pek de bosuna sorulmuyor olsa gerek. Medya ile birlikte etkileri cok buyumus reklamlar, gercek gereksinimlerden dogmayan teknolojiler, savaslar dunyamizi kirlettigi gibi; onlarin, zihinsel devinimi baltalayan, salt kar amacli (yoz) sozcuk bombardimanlari dilleri ve beyinleri de kirletiyor. Yesiller butun cografyalari somut kirlilikten kurtarmak icin harekete geciyorlar. Oteki kirliligi nasil temizleyecegiz? Insanlar, her iki alanda da kirlilik uretilmesini ne zamana kadar demokrasinin geregi sayacaklar?

DIL BIR RUBIKONDUR(3)

Seslemlerin, sozcuklerin bulunmasi ve duzene konmasiyla birlikte insanin kafasinin icinde yeni imler, imgeler, seslemler, sozcukler ve anlamlar olustu. Onlarin, zihinde birbiriyle olan iliskisinden yeni imgeler, imgelemler cikti ortaya. Insan o yeni imgeleri alete, esyaya cevirdi; onlar yeniden seslere, adlara ve zihinde yeni imgelere cevrildiler. Yeni imgeler hic vakit kaybedilmeksizin nesnelere cevrildi; ev esyalarina, yiyecek ve giyecege...Insanin urettigi nesnelerle iliskisinden yeni imgelemler, imgeler olustu zihinde; ve onlar yeni nesnelere cevrildi. Dil, imge, nesne iliskisi ve onlarin evrilmesi, cevrilmesi ile cadirlar, evler, yerlesim birimleri, yollar, kopruler cikti ortaya. Kullanilmaz olan nesneler unutuldukca karsiligi olan sozcukler ve imgeler de oldu. Ust uste kurulan hoyukler gibi yeryuzunde kac kez ust uste kurgusal dunyalar kuruldu. Onlarin karsiligi olan dil de ust uste dil katmanlarini olusturdu; hepsi birbirinden cikmis, ama bir onceki anlamlari yitirilmis. Her yitiriste insan dogadan ve  kendi dogasindan biraz daha uzaklasmis. Bu neden boyle oldu? Insan, zihnindeki imgelerden nesneleri uretti, dogada tipatip ornegi olmayan nesneleri. Dogada ornegi olmayan nesnelerle iliskisinden de yeni sesler, seslemler cikti ortaya. Zamanla kurgusal nesneler cogalip dogayi gerilettikce, dil (nesneler gibi kurgusal olmaya yazgili olan dil) de kurgusallasti ve zihindeki doganin imgelerini geriletti. Cunku insan nesneyi uretirken dogaya oykunmuyor, kendi yaptiklarina oykunuyordu artik. Insan, yarattigi en guzel urun olan "sanat"i da zihnindeki imgelerden ve imgelemlerden cikardi ortaya. Yaraticiligin sinirlarina doganin uzaklarinda ulasmaya calisti(4).

Gozumuzun gordugu kurgusal dunya ile kurgusal dil dunyasi birbirlerini her gecen gun daha hizli, daha hizli tuketip ureterek; her iki alanda da guzellikler, ne yazik ki daha cok da coplukler yaratarak, birbirine hem bagimli, hem de bagimsiz bicimde buyumekteler. Acilarin birinden bakinca, sanki, tek vucut bir insan gibi, ilksiz ve sonsuz bir insan gibi insanlik hep ayni dili, tek bir dili buyutmustur. Obur acidan bakinca insanlik tek bir dili bole bole cogaltmistir. Cemil Meric Bir Dunyanin Esiginde adli kitabinda Hintli bir bilgenin "Dil Berekettir" dedigini belirtir.

Bu soz burada bir kez daha yinelenmeye deger. Yazisiz tarih caginda gorulen ve tanri-anadaki dol yolunun sonsuz ilerleyisini gosteren spiral cizimli bezemeler, tanri-ana dilinin disil karakterini, dilin bereketini ve geri donulemez olusumunu da gostermektedir. Spiral, ilksiz ve sonsuz zamanda akan bir yasam suyudur ayni zamanda. Deniz kabugu ve yoldur. Spiral onceleri tanri-analarin imi; cunku onlar oluler ulkesine giden  dolambacli ve karanlik yolu bilir, olen kisinin aci cekmeden ve zaman kaybetmeden bulmasinda yardimci olurlar. Iste bu yolu bulmayi saglayan buyulerde, formullerde tanri-ana spiral ya da cift yonlu spiral cizer. S imi farkli yonleri gosteren cift spiralde dogar ve su sesine oykunen S sesi ile birlesir. Suyun sesi birbirine ulanan s-s-s-s seslerinden olusur. Yilanin tozlu bir kir yolunda biraktigi iz de uc uca birlesen "S"ler cizer. Uc uca takilan "S"ler zincir olur. Muselsel(Arapca) hat sanatinda zincirleme duzenlemeyi gosterir. Belki butun bu nitelikler "S"nin bazi bati dillerinde cogulu gostermesiyle de iliskilidir. Anadolu kilimlerinde oldugu gibi mitoloji ureten baska cografyalarda da bu isarete cok rastlanir.

Spiral oylumlu bir deniz kabugunu kulagimiza dayadigimizda, duydugumuz derinden gelen ugultu, cok uzaklardan gelen bir dalgalar ve ruzgarlar orkestrasinin sesidir sanki; baslangicin bilinmeyenlerinden gelir ve sonun bilinmeyenlerine dogru gider. Gercekte damarlarimizda akan kanin sesinden baskasi degildir duydugumuz.

Biz  "M" sesinin koyunlarin, kecilerin melemesinden, inegin seslenmesinden geldigini bilmedigimiz gibi, yazidaki "S" iminin de deniz kabugunun ustundeki spiralden ciktigini bilmeyiz. Baska seslerin ve imlerin de nereden geldigini unuttuk.

Insanin kendi yarattigi kurgusal dunyaya oykundugunu, onu yucelttigini ve onun cevirisinin, cevirisinin, cevirisinin.... cevirisini yaptigini fark etmiyoruz. Ortaya cikan ne cok dil var? Onlar birbirlerine cevrildiler ve daha da cevrilecekler. Hukuk dili, ekonomi dili, sibernetigin dili, haberlesmenin dili,  askerligin dili, medyatik dil, mekanigin dili, tip dili,siir dili, felsefe dili, bilgisayar dili, elektronigin dili, balenin dili, sinema dili, resmin dili, trafik dili... ve onlarin birbirine cevrilisi... muzik dilinin matematik diline, futurolojinin resim diline, resmin bilgisayar diline, siirin sinema diline, hukuk dilinin ticaret diline...daha pek cok dilin, pek cok dile cevrilisi...

Insan olmanin olcutu sayilan ceviri dili ile kurgusal dunyalarimizi buyuttukce kendi ic dogamiza ve dogaya yabancilasmisiz. (Yeryuzunun en buyuk, en isin icinden cikilmaz celiskisi bundan baska ne olabilir?) En basit sorunumuzu, yarattigimiz yeni kaosta yitirdigimiz icin taniyamiyor ve cozemiyoruz. En basit sorunlar icin psikolaga, psikiyatrise gitmek zorundayiz. Ama buna karsilik pek cok bilgi kazandik. Bu gune degin hicbir turdesimiz bizim ulastigimiz bilgi birikimine ve bizim bilgicligimize yaklasamadi. Ne var ki biz de onlarin bildigi , fark ettigi cok, ama cok basit "sey"leri goremiyoruz. Iste ses ve anlam iliskisi de goremedigimiz, cok, ama cok basit "seyler"den biri. Acaba bilgelikten yoksun bir bilgi birikimini sorgulamak yanlis mi olur? Acaba bilgeligi yitirmemizin beyin kirliligi ile iliskisi var mi? Acaba bilgeligi tekrar yakalama sansimiz olabilir mi? Bu sorularin yanitlari simdilik belirsiz. Bunca belirsizligin icinde belirlenen, kesinlik kazanan hic mi yok? Belki de tek kesinlik su: Dil spiral ve rubikondaki ortak nokta, ucunde de geriye donusunun asla olmayisi.

Ses, Yazi ve Anlam Iliskisini Gosteren Ornekler

Wittgenstein bir roman kahramani olarak soyle der: "Yine V isareti yapan Wittgenstein,` bu butun dillerin icsel bicimini ortaya koyuyor,` dedi....`Burdaki dayanilmaz gizi goruyor musun? ` "(Tery Eagleton, Azizler ve Alimler, s.23.)

Nabakov ise romanina neden  "Lolita" adini verdigini aciklarken, L sesinin saydam ve ari oldugunu, romanin kahramani genc kizdaki guzelligin bu sesle anlatilabilecegini, guzellikteki kusursuzlugu gosterdigini belirtir ve ekler: Bu iliskiyi cok az kisi fark eder. (Nabakov'la yapilan bu soylesi Metis Ceviri ya da Defter dergisinin eski sayilarindan birinde yayimlandi.)

Kugular tanricaya kutsanir. Beyazliklari ve ucarken ( V ) durumunu almalari dolayisiyla bu bicim, disilik, yani kadin apisarasi simgesiydi. (Halikarnas Balikcisi, Arsipel, s.94)

Ornegin Fransizca'da "Amour"u soylemek icin dudaklar opmeye hazir bir durum alacak, ondan sonra Fransizca (r)sinin yuvarlanan "grrr!"i gelir. Fransizca roman ve dramlarin yuzde 90'inda sevgi diye bildirilen gecici ve dogal sehveti hangi otus bundan kusursuz tanimlar: Ornegin Almanca'da ki Liebe'nin o, ay isikli mahmur ve baygin gozlu sentimental (ie) sesinde Alman romantizmi belli olmaz mi? Bu durum dogal olarak Ekspressiyonistce ve gunumuzun vahsi hayvanligina donecekti. Ingilizce "lav" da hic yanardaginin lavi gibi degildir. Orada cok iki yuzlu bir planotizm kokusu vardir. Italyanca Amore sozu sanki bir bariton tarafindan soylenir. Ikinci hece ta cigerlerin dibinden titretile titretile soylenecektir. (Hal. Bal. Ayni yapit, s.128.) (5)

Omer Asim Aksoy harf seslerinin bir anlami olabilecegi dusuncesini 1936'da ortaya atmis, ama sonradan vazgecilen "gunesdil teorisi" dogrultusunda yonlendirmeye calistigi icin zorlama olmus. Degerli bilim adami her biri iki uc cumlelik tanimlamalarla, yedi maddede M, N, S, L, T, D, R ve K'yi yorumlamis. O.A . Aksoy'un yaptigi cok degerli calismalar yaninda bunlari anmaya pek deger gormuyorum. Iclerinden yalnizca "M" hakkinda yaptigi aciklama kanimca bugun de dogru. "M" sesini malik olmakla, benlik'le iliskilendiriyor: Diyor ki: Bu mana icin turlu dillerden su kelimelere nazari dikkati celbetmek istiyorum: Turkce: ben'im, benim; Farisi: men em, ma; Fransizca: moi, me, mon; Ingilizce: me, my, mine,
i am
. (Gunes-Dil Teorisi ve Ucuncu Turk Dil Kurultayi, s.10.)

Bazi Dil Bilimcilerin Gorusleri

Dogan Aksan'in Her yonuyle Dil __ Ana Cizgileriyle Dilbilim adli uc ciltlik yapitinda, (elinizdeki kitabin konusuyla, yani "M" harf sesinin yapisi, "M"li seslem ve sozcuklerin nasil ortaya ciktigi ve nerede, kimler tarafindan gelistirildigi konusuyla ilgili olarak) soylediklerimi dolayli bicimde destekleyen ya da yadsiyan icerikte cesitli dilbilimcilere deggin dusuncelere rastladim. Kisa alintilarla bu dusunceleri de okuyucuya aktarmak istiyorum. Kitabi okuyup bitirdikten sonra son karari vermek okuyucunun hakkidir.

"M" ve "N" sesi konusunda; Bu unsuzler, yumusak damagin alcalmasi, yutaktan gelen havanin hem agza, hem de buruna gecirilmesi yoluyla olusur. Kapanma agiz kanalinda gerceklesir; tinlama daha cok burundadir. Ayni zamanda bir kapanma unsuzu olan "m", cift dudak sesidir; "n"nin cikis yeri dis etidir. Turkce'de eskiden daha sik rastlanan ve yazida gosterilen, bugunse yalnizca kimi Anadolu agizlarinda gecen burun "n"si__ozel isaretiyle (ή)__ise yumusak damak sesidir; "n"nin bir cesidi olan bu unsuz, dil sirtinin yumusak damakta kapanma yapmasiyla olusur. (Ayni yapit, II., s.36).

Burada bizim icin onemli olan nokta "m" ve "n" sesinin fiziksel olusumlarinin bir arada incelenmesidir.

Harf sesleri ve cozulmeleri konusunda:
Saussure'un, Fransizca pere(baba) ve mere(anne) sozcuklerini ele alarak onsesleri disinda ayni olan bu sozcuklerdeki karsitligi yaratanin "p" ve "m" oldugu yolundaki yorumu, burada hatirlanmalidir. Bilgine gore, dilde yalniz ayriliklar vardir. Bu ayriliklar hem ses, hem de kavram acisindan olup adina dil dedigimiz dizge, bunlarin bilesiminden kurulur. Ancak bu ogeler karsilastirilinca ayrilik karsitliga donusur. Yas, kas, tas, bas sozcuklerindeki "y ", "k ", "t ", "b" sesbirimleri tek baslarina hicbir anlam tasimadiklari halde karsitligi dogururlar. (Ayni yapit, ll., s. 64, dipnot.)

Dilin dogusu ve dil sesleri konusunda:
Dilin kokeni konusunda daha bircok gorusler vardir. Bunlar arasinda, dille muzigin ayni kaynaktan ciktigini ileri surenlere, sozcuklerin sesleriyle anlamlari arasinda iliski bulundugu gorusunu benimseyenlere de rastlanir. (...) Yine XlX. yuzyilin sonlarinda kimi bilginler, dilin dogusunda ortak calisma, birlikte is yapmanin etkili oldugu gorusunu benimsemislerdir. Bunlardan ornegin L. NOIRE, insanda dusunce ve konusma yetenegini uyandiran genel etkenin ortak calisma oldugunu ileri suruyor, yapilan ilk islerin kazmak oldugunu; ilk insan seslerinin bununla ilgili bulundugunu varsayiyordu.

Volkerpsychologie adli buyuk yapitinin ilk cildini (Stuttgart, 1921) dil konusuna ayiran taninmis Alman bilgini Wilhelm WUNDT'un kurami ve kimi bilgilerin sonradan ona eklenen katkilari, dilin dogusu sorununun kimi noktalarinin aydinlatilmasini saglayan yargilara varilmasina yol acmistir. Wundt, ruhbilim verilerinden yararlanmakta, jest dilini derinlemesine incelemekte, dilseslerini, hayvanlar arasidaki canli sesler, cocuktaki dil sesleri, dildeki doga sesleri ve yansimalar acisindan ele aldiktan sonra soyleyis denen seyi, agzin icini de kapsayan genis anlamda bir mimik hareketi olarak kabul etmektedir. Dil seslerinin ilk asamasi, bilgine gore, ses aygitinin meydana getirdigi fiziksel ve ruhsal anlamlilik tasiyan hayvansal ses belirtilerinden olusmustur. Bu belirtiler once icgudusel iken daha sonra, zaman zaman bilincli olarak kullanilan anlatim araci olmuslardir. Bagirma durumundaki ilk sesler, sonradan perdeli sese donusmustur. Wundt, cocugun dili ogrenmeye baslarken cikardigi, hayvan seslerine benzeyen bagirmalara dikkati cekmektedir.(...) Gercekten, dilin dogusuyla cocugun ilk sesleri, ilk sozleri ve bu sozlerin anlattigi kavramlar arasinda bir kosutluk olmalidir.Daha Wundt’un calismasinda belirtildigi gibi, konusmaya baslamadan once cocukta birtakim bagirmalara rastlanir.Bilginin ’hayvan seslerine benzer bagirmalar’ olarak nitelendirdigi bu sesler her halde konusan ilk insanlarin yildirim, vahsi hayvan saldirisi ve duyulan acilar karsisinda cikardiklari sesler gibi icguduseldir; zamanla baska insanlar onunde yinelendikce belli kavramlarin temsicisi durumuna gelebilirler.Boylece, zamanla sozcuklere donusen sesler ve ses birlesimleri bir toplumun dili durumuna gelmis olmalidirlar.(ayni yapit, l., s.97) Dilin dogusunda yansimalari temel alan gorus hakkinda Dogan Aksan sunlari soylemektedir: Hangi dili ele alirsak alalim, dogadaki sesleri yansitmaya, taklit etmeye yonelen ogelere rastlariz.Bu ogeler insan ve ses bagirmalariyla kukreme, havlama gibi insan seslerini yansittiklari gibi, ses cikaran her turlu varligin seslerini vermeye de yonelirler.Turkcemizdeki miyavlamak, havlamak, bagirmak, bogurmek, kukremek, gidaklamak, melemek...gibi hayvan seslerini gosteren eylemlere egilirsek bunlarin temelde belli seslerin taklidine dayandigi sonradan dilin belli kaliplarina dokulerek eylemlestigini goruruz.Uflemek, hohlamak,horlamak,inlemek gibi, insanin seslerini gostereneylemlerde de durum aynidir.Soz varligi icindeki oteki ogelerden bircogu da yine bir belli sesin betimlenmesinden ortaya cikmistir; takir tukur, takirti, catirti, sirildamak, sarildamak,gumburdemek, gumburtu, catir cutur (farklarina dikkat ediniz) ogeleri bunlarin yalnizca birkac ornegidir.

Latince tintinnare ya da tintinnere eylemi Turkce'de tinlamak ya da ses vermek biciminde karsilanabilir. Arapca'da "tani:n" (tinlama), "tana:n" (tinlayan) demektir. (D.Aksan burada Arapca sozcuklerin Arap alfabesindeki yazilis bicimlerini de vermis.) Turkce de kedi icin kullanilan miyavlamak eyleminin baska dillerdeki karsiliklari ( ornegin Alm. Miauen, Fr. Miauler) goz onunde bulundurulursa konunun butun dillerde gorulen ortak bir egilimin, ozelligin belirtisi oldugu ortaya cikar. Buna yansima (onomatop'ee, onomatopoeia) adini veriyoruz. XIX. yuzyilin sonlariyla XX. yuzyilin baslarinda ortaya cikan yansima varsayimi, iste bu olayin insan dilinin dogusunu aydinlattigini benimsemekte, dil ogelerinin yansimalardan olustugunu kabul etmektedir. Alman Dilcisi W. OEHL' un aralarinda bulundugu kimi bilginler, dilin dogusunu bu tur sozcuklere dayatirken bunlarin her dilde sozvarliginin ancak kucuk bir bolumunu olusturdugunu goz onunde bulundurmamislardir. Ornegin Turkce'de bu turden ogelerin sayisi, olsa olsa birkac yuz kadardir. Dildeki oteki ogelerin varligi bu durumda nasil aciklanabilir?

Ote yandan dilin sozcuklerinin genellikle birer soyutlama urunu olduklarini, nesneyle sozcuk arasinda ses acisindan bir uygunluk bulunmadigini da gozden uzak tutmamalidir. (Ayni yapit , s.96.)

Kanimca, yukarida ileri surulen goruslerin hicbiri dilin dogusunda tek basina neden olamaz, ama hepsinin birden payi vardir. Saniyorum D. Aksan da bu goruste olmali ki az sonra (ayni yapit, s.98) su aciklamayi yapmaktadir:

Bu kuram ve goruslerden hic birinin hic degilse birer parca gercek payi tasidigi kuskusuzdur: Her ne kadar, dilde ses taklidi ogelerin sayisi fazla degilse de sozvarliginin bir bolumunun bu yolla meydana geldigi, herkezce benimsenen bir gercektir. Buna-kucuk sayida olmakla birlikte- unlemlere dayanan ogeleri de katabiliriz. Ancak, sozvarliginin geri kalan bolumleri, nesneyle, gosterdikleri seyle aralarinda ses yonunden hic bir baglanti bulunmayan, bir uzlasma, uyusma urunu olan ogelerden kurulur.

Unlu Latin dilbilgisi yazari VARRO'nun da (IO.1.yuzyil) bu turden bircok yorumlamalari vardir. Ornegin Latince'de "gunes" anlamina gelen sol'a bu adin, gokte tek basina (solus) parladigi icin verildigini soyler. (Ayni yapit,lll., s.53.) Phlosophie der symbolishen Formen adli (Berlin, 1923) unlu kitabin yazari Ernst CASSIRER de dilin bugunku duruma gelinceye kadar uc anlatim basamagindan gectigini kabul etmektedir; Mimik, analojik anlatim, sembolik anlatim. Ilk asamada cikarilan sesler, duygulari yansitir. Ikinci evrede, oncekilere benzetilerek yeni isaretler meydana getirilir; ucuncusunde, sembolik anlatimda kavramlar, sembollerle anlatilmaktadir (bugunku dillerde oldugu gibi). (Ayni yapit, s.98.)

Anlambilim konusunda:
Ornegin IO IV. Yuzyilin unlu Hint dil bilgini PANINI'nin Asthadhyayi adli cok onemli yapitini butunlemeye ve aciklamaya calisan oteki Hint dilcileri sozcuklerin, nesnelerin kendisini mi yoksa tumunu mu gosterdikleri, tek tek harflerin anlamlari olup olmadigi gibi sorunlar uzerinde durmuslardi.(6) NAGESA BHATTA adli bilginin de sozcukle nesne arasindaki iliskisinin niteligini aydinlatmaya yonelen kuramlar koydugunu ogreniyoruz.

Bugunun anlambiliminin de sorunlarindan olan nesneyle sozcuk iliskisi unlu dusunur PLATON'un da (IO 429-347) uzerinde durdugu bir konuydu. SOKRATES'in hakemliginde, iki kisiye dil konularini tartistirdigi KRATYLOS adli yapitinda Platon, sozcukle, anlattigi sey arasinda tam bir uygunluk oldugu yolundaki gorusunu soyle savunuyordu: Kratylos herhangi bir nesnenin yaratilistan kendine uygun adi oldugunu, rastgele herkesin ad kurma ve verme ustasi olamayacagini, bunu yalniz bir nesneye yaratilistan verilmis olan adi goz onunde tutan, bu adin seklini harflere ve hecelere vermesini bilen kisinin yapabilecegini soylemekle dogru soylemis oluyor!

Bircok dilbilim kavramini yerlestirmis ve dilbilgisine onemli katkilarda bulunmus olan ARISTOTALES (IO 384-322) "dilsel deyimlerin ruhsal izlenimlerin isaretleri" oldugunu soylemekteydi; Diogenes EPIKUROS ise (IO 341-270) "sozcuklerin baslangicta keyfi bir bicimde konarak dogmadigini, her ulusta, insanlarin dogasi geregi, ozel bir izlenim bicimi olusturdugunu" ileri suruyordu.

Kendine ozgu yontemlerle yurutulen filoloji, dilbilim ve felsefe calismalari sirasinda, XIX. Yuzyila gelinceye kadar anlam sorunlarina zaman zaman deginildigini goruyoruz. Ornegin XVII. yuzyilin unlu Ingiliz dusunuru John LOCKE, Essay Concerning Human Understanding, adli yapitinda sozcuklerin anlami uzerinde onemle duruyor; yine ayni yuzyilda Francis BACON, XVIII. yuzyilda Alman dusunurleri LEIBNIZ - HERDER ve daha sonralari Wilhelm  von HUMBOLDT dilin dusunceyle olan ilgisi konusuna egiliyorlardi. LEIBNIZ, dil ogelerinin anlam acisindan dogru cozumlenmesinin, zihnin isleyisini en iyi yansitan sey oldugunu ileri suruyordu.(Ayni yapit, III., s.142.)

Yukardaki orneklerde sozcukle nesne arasindaki iliskilerin, cesitli caglarda ele alindigini ve hakli olabilecek pek cok etkenin incelendigini goruyoruz. Ama unutulan biri var: Tanri-ana (ya da kadin tapimlari, kadinlar). Dilin ilk olusumundaki en onemli oge, o unutulmus. Biz bu anahtari koydugumuzda, acaba, cozulemeyen pek cok sifreye aciklik getirebilecek miyiz?

 

Turkce'de Neden "M" ve "N" Sesi ile Baslayan Sozcukler Yok?

Bu arastirma yapilirken ilginc sorunlar cikti ortaya; "M"nin neden Turkce sozcuklerin basina gelmedigi gibi. "M" ile baslayan sozcukleri sozluklerde, ansiklopedilerde, sozluk ansiklopedilerde, etimolojik sozluklerde, mitoloji ve din kitaplarinda taradigimda inanilmaz zenginlikte malzeme olustu. Eski caglarda ulke, kent, kultur merkezi, tanrica, tanri, dil, din, kabile, uygarlik, dag, akarsu, gol ve denizler icin kullanilan adlarda "M" sesine cok sayida yer verildigi, sozcuklerin en basina getirildigi goruldu. En eski kulturlerin odaginda temel sozcuklerin de "M" ile basladigi anlasildi. Ama Turkce'de "M" ile baslayan sozcuk neden yoktu? Acaba tanri-ana eksenli tapinak, ruhban sinif, kuttoren ve nesnelerin olmayisindan mi?

Bazi kultur ve cografyalarda ise "M"nin yerini "N" aliyordu. Bu durum oteki sesbirimler icin de gecerliydi. Her sesin ona en yakin olan bir baska ses secenegi vardi ve bazi uluslar onu, bazilari da otekini daha cok kullanmislardi. Kadin tapimlarinda secilen ses daha cok "M" idi ve bu kitabin one surdugu sava gore kadinlar bu sesi "M" sesi cikaran disil sigir veya davara oykunerek bulmuslardi. Kanimca "M"nin yerini "N"nin almasi ataerkil toplum yapisindan etkilenmektedir. Eski Turkler, Sumer ve Ibraniler'de "N", "M"ye yeglenir gorunmektedir. Ne var ki bircok Turk boyunda ben yerine "men", bana yerine "mana", benim yerine "menin" kullanilmaktadir.Turkiye'de kullanilan Turkce'de ise  ben-im, biz-im, ev-im derken iyelik eki "M" ile gosterilmektedir. (Bu konu Besinci Bolum'de genis bicimde ele alindi.)

"B" sesi "M"den daha sonra bulunan bir ses, benim saptamalarima  gore "P" ile birlikte ataerkil donemde gelisiyor ve erilige iliskin kavramlari gosteriyor daha cok. Baska dillerde de "boga" imgesi "B" ya da "P" ile gosteriliyor. Ama Misir'da boga "M" sesi ile basliyordu. Cunku insanlar onceleri her sesi inegin sesiyle baslatmaktaydilar. Daha sonra inekten farkli olarak boganin "boo" ya da "bee" diye bogurdugunu fark ettiler ya da boyle yorumladilar. Bagirmak ve bogurmek sozcuklerinin Turkce'de "B" ile baslamasi bosuna degil; boganin sesine oykunmeden. Orhun Yazitlari'nda boga'nin dildeki karsiligi olarak  mu-han  sozcugu gecer.(Talat Tekin, Orhun Yazitlari, s.70.) Gokturk Turkce'sinde bu sozcuk daha sonra bukan'a (boga) donusmustur.

Bircok dilde eski caglardan kalma ve "M" sesi ile baslayan sozcuklerin daha sonra "B" ile basladigini gormekteyiz. Turkce'de kadinla, kadi tapimlariyla iliskili olabilecek evrensel seslemlerin, sozcuklerin basindaki "M" sesinin "B" ye donustugune ornek olarak asagidaki sozcukleri gosterebiliriz: Bircok dilde bal'i gosteren  "mel" seslemi Turkce'de bal; bircok dilde "M" dil sesi ile gosterilen meme Turkce'de bicik; malak (inegin ya da disi mandanin yavrusu) balak; bala(yavru anlaminda) balak sozcugunden, insan yavrusuyla manda yavrusu ozdes tutuluyor. Buyu, kanimca afsun anlamina gelen "maya" ile ayni. Balbal, tas nune, kadin tapimlariyla iliskili, kanimca daha once "malmal" idi.Sumer'de kutsal evlilik torenlerinde tanrica adina rahibenin soyledigi ask sarkilarina da balbale deniliyordu ki bu sozcukte de M/B degismesi oldugu kanisindayim. Yunan dilindeki bal petegiyle ve kadin tapimlariyla iliskili olabilecegini dusundugum (bal petegi goz goz bolumlerden olustugu icin) "melisme" sozcugunun Turkce'deki karsiligi ise "bolme" sozcugu. Bel bel bakmak, bazi yorelerde (Anadolu'da) "mel mel bakmak" bicimindedir.

Turkce'de geliyor-um, ben-im, baba-m sozcuklerindeki (birinci tekil kisi) iyelik ekleri acaba bati dillerindeki "ben"i gosteren ma, moi, mio, me... gibi seslemlerin karsiligi mi?Turkce'de sozcugun ya da tumcenin sonuna atilan (soyle-me, soyle-mek, soylen-mis, soyle-memeli, soyle-meli mi... gibi) sonekler de "M" ile yapilan ve kisiyi, zamani gosteren ekler. (Zamanin kadinla iliskisi II. Kitapta irdelenecek.) Ben, bana, bay, bayan sozcuklerinde "B", "M"nin yerine gecmis ama, soneklerde "M"nin yerine gecmis ama, soneklerde "M" unutulmus, ya da "B" oraya hicbir etki yapamamis. Bu durumu, toplumu etkisi altina alan yeni bir kulturel degisimle birlikte "M"nin "B" ye donustugunu gosteren bir ipucu olarak degerlendiremez miyiz? Ote yandan Turkce cumlelerdeki dizim'e(sentaks) gore eylem belirten sozcuk ve ona eklemlenen kisi eki cumlenin sonunda yer aldigindan (oysa Arapca'da ve bati dillerinde tersi oluyor) Turkce'de cumlelerin sonunu yabana atmamali. Yine Turkce'de bir siir okunurken ya da konusma sirasinda vurgular genellikle dizenin, tumcenin, sozcugun sonundadir.Belki de "M"li soneklerin, kisi ve iyelik eklerinin, vurgularin sona birakilmasi: son dortlukte ozanin adinin belirtilmesi gibi, onemli olan yerin "son bolum" olmasindan oturudur.

- . -

(1) Ilk dillerin tek seslemli (heceli) olduklari savinin dogruluk derecesi yuksek gorunuyor; seslemler eklemler sozcuklere gecmis olabilir.Ancak zengin bir dil olan Cince’nin gunumuzde hala iki heceli karakter gostermesi asla ilkel oldugu anlamina gelmemelidir.

(2) Bazi bilimcilerin sozunu ettigi tabula rassa belki de hic olmamistir.Tabula rassabos beyaz kagit, bebek beynindeki henuz hicbir kaydin olmadigi durumu anlatmada kullanilir.

(3) Bir tur yetiskin oyuncagi. 1970'li yillarda Sov. Sos. Cum. Bir.'de bulundu ve butun dunyaya yayildi. Kucuk renkli kuplerden olusan bir kup. Kupun bir yuzunu ayni renkteki kucuk kuplerden olusturan kisi oyunu kazanmis oluyor. Hareketli kucuk kupler elle, ama daima ileriye dogru goturulebiliyor, geriye gidis olanaksiz. Bu nedenle oyunu cok dikkatle oynamak gerekiyor.

(4) Genel olarak tapinaklar ilk bicimlerini magaraya oykunmeden aldilar. Ama bugun tapinak magaradan cok uzak. Ilk su/sut kabinin o cagda bile dogada tipatip benzeri yoktu. Ote yandan nesne ne denli degisse de ilk izler tumuyle yok olmuyor.

(5) Halikarnas Balikcisi ask anlamina gelen Love'i soylendigi bicimde yazmis, sanirim sesle iliski kurdugu icin.

(6) D. Aksan, IO III. Yuzyilda Katyayana'nin ve IO 150 yillarinda Patanjali”nin yapitlarinda bu konulara degindiklerini belirtiyor.

Not:  Bu yazi, PAYEL yayinlari tarafindan yayinlanan "Kadinin Yazisiz Tarihi" "M" ve "N" Sesi adli kitaptan alinmistir. Dil uzerine cok degerli bir yapit olan bu kitaptan bazi bolumlerinin ISIK BINYILI sayfalarinda yayini icin izin veren PAYEL Yayinlari adina Ahmet Payel ve Semsa Yegin'a cok tesekkur ediyorum.

Yayin Haklari © Yildiz CIBIROGLU, Birinci Basimin Yayin Haklari © Payel Yayinevi, Birinci Basim: Mayis, 1996, Istanbul.

Bu sayi Queens Public Televizyonu'na ; Amerika'da düsünce ozgürlügü ve demokrasiyi en ideal olarak uygulayan kuruluslardan biri oldugu icin ithaf edilmistir.

TÜRKÇE
Anasayfa

Ingilizce
Içindekiler

@ISIK BINYILI dergisi, Bircan ÜNVER tarafindan tasarlanmis ve uretilmistir. Altinci sayi. Bahar 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org