![]() |
![]() |
![]() |
| TÜRKÇE ANA SAYFA | LM-ANA SAYFA | SANAT | ILETISIM |
| TÜRKÇE_IÇINDEKILER | ARSIV | YAZARLAR | YORUMLAR |
| INGILIZCE_IÇINDEKILER | LM-TV | TELEVIZYON | KADRO |
|
KARANLIKTA HIÇBIR
SEY KALMASIN!
|
|
Kitap: KADININ YAZISIZ TARIHI
Cogumuz bugun konustugumuz dilin, sozcuklerin hangi seruvenlerden gectiklerini
hic dusunmeyiz. Sozcukler ve dil, farkinda olmadan edindigimiz oteki
aliskanliklar gibi bize verilmis hazir recetelerdir. Ancak cocuklarda
bu hazir receteler henuz kemiklesmedigi icin, dili ve onun mantigini
buyuklerin hic aklina gelmeyecek bicimde iliskilendirenler ve sorgulayanlar
onlardir. Her anne ve babanin henuz okula gitmeyen cocuguyla ilgili
boyle bir anisi olabilir. Uc dort yasindayken oglumun, "Anne,senin
soyadinda yanlislik var; senin soyadin Cibiroglu degil, Cbirikizi
olacak," demesi gibi. Burda "yasamla dil" uyusmazliginin
cocuk tarafindan farkedilisi vardir. Insanligin cocukluk caginda atalarimiz ses ve anlam iliskisinin bugunkunden
daha cok ayirdindaydilar. Yolun en basinda dil, kisilerin toplumda
ustunluk kurmaya iliskin endise ve beklentilerine gore (yukardaki
soyadi orneginde oldugu gibi) belki cok daha az olcude yapilandigi
icin, ses ve anlam iliskisi dilin kendi gereksinmelerine yanit verecek
bicimde yalin olarak ortaya konulabiliyordu. Ayrica onlar dili en
kucuk parcalari yan yana koyarak kurmaktaydilar.(1) Biz, dili anlamak
icin tam tersini yapiyoruz. Ufalaya ufalaya sondaki en kucuk parcaya
dogru gidiyoruz; karsimiza sesbirim(fonem) ve anlam birim(monem) cikiyor. Ne var ki sesle anlam arasindaki iliskiyi kurmakta zorlaniyoruz. Kolay degil,
araya binlerce, yuzbinlerce yil girmis. Ilk insanlarin beyinlerinde buyuk bir olasilikla nesne-imge-seslem(hece)
iliskisini kuran; nesnenin o cografyada en cok dikkat cekici niteligine
es gudumlu seslemi ureten bir merkez, bir duzenek vardi. Simdilerde
ise(insanligin yasliligi mi acaba) beyindeki o merkez cok uzun zamandir
kullanilmadigindan gerilemis, unutulmus olabilir. (Sairlerin bu duyarligi
beyinlerinin bir kosesinde sakli tuttuklarini dusunebiliriz. Reklam
slogani ve propagandayla ilgili metin yazarlari da sairlerden sonra
bu konuya en yakin kisiler olabilirler.) Insanligin bebeklik doneminin tabula rassa'si(2) ile simdi gelinen yer arasindaki
bolumlerin pek cok katmanla ortustugunu; bu katmanlarin hem evrimle,
hem de beyin kirliligiyle(dunyanin maddi kirliliginin zihindeki izdusumu)
olustugunu soylemek pekala olasi. Dil bir ceviri isidir ayni zamanda. Ceviri olarak
ortaya cikar. Ama her ceviri gereksinimiyle ortaya cikis, bir sonra
ki basamakta kendini asar, aslindan bambaska bir yere varir. Ilk basta
yalin ve kucuk olcekteki ceviri isi gunumuzde oyle boyutlara ulasmistir
ki, ilk duyarliliklarin izini surmek dipsiz bir kuyuya inmeyi goze
alacak kadar yureklilik gerektirmektedir. Dil, isin en basinda da
ceviriyle basladigi icin yabancilasma orada da kacinilmazdi. Ancak
daha ilk noktada baslayan yabancilasmayi, bir acinin baslangicindaki
kucuk acikliga benzettigimizde, caglar sonra o acinin iki kenari arasindaki
alanin ne kadar cok buyudugunu daha iyi kavrayabiliriz. Dort-bes bin
yil onceki insanin dilde karsilastigi yabancilasma ile gunumuzdeki
insanin dilde karsilastigi yabancilasma arasinda muthis bir fark vardir.
Bu da bize dilin yapilanmasinin insanin denetiminden ciktigini, kendi
bagimsizligiyla yol aldigini gostermektedir. Dil, en basinda da boyle
miydi? Bir dusunelim o mitolojileri...Hep bir kaostan
cikip, yaratma, bicim verme, duzene sokma, duzen yasalarinin ortaya
cikisi anlatilir o oykulerde. Dilin kendisi de kaostan cikmanin, toparlanmanin
seruvenini yasamis olmali. Kadinlarin bitki kulturunde yapilandirdiklari
dil yatay ve bu nedenle de az cok denetlenebilir bir dildir. Bizim
aradan bunca bin yil gecmesine karsin iz surebilmemiz,"M"li
sozcuklerin butun dillerde hala anlamli bir butun olusturmalarindan
oturudur. Demek ki kadinlar dunyanin bazi yerlerinde doganin ve kendi
dogalarinin, kendi imge tunellerinin icinden gecerek sescil gostergelerini
buldular, kendi dillerini kurdular, ad koyma evresinde yonlendirdiler.
Dunyayi toparlamak, duzene sokmak savindaydilar, dilde de bunlari
yaptiklarini goruyoruz. Bugun ise, dunya acaba yeniden bir kaosa mi gidiyor,
sorusu pek de bosuna sorulmuyor olsa gerek. Medya ile birlikte etkileri
cok buyumus reklamlar, gercek gereksinimlerden dogmayan teknolojiler,
savaslar dunyamizi kirlettigi gibi; onlarin, zihinsel devinimi baltalayan,
salt kar amacli (yoz) sozcuk bombardimanlari dilleri ve beyinleri
de kirletiyor. Yesiller butun cografyalari somut kirlilikten kurtarmak
icin harekete geciyorlar. Oteki kirliligi nasil temizleyecegiz? Insanlar,
her iki alanda da kirlilik uretilmesini ne zamana kadar demokrasinin
geregi sayacaklar? DIL BIR RUBIKONDUR(3) Seslemlerin, sozcuklerin bulunmasi ve duzene konmasiyla
birlikte insanin kafasinin icinde yeni imler, imgeler, seslemler,
sozcukler ve anlamlar olustu. Onlarin, zihinde birbiriyle olan iliskisinden
yeni imgeler, imgelemler cikti ortaya. Insan o yeni imgeleri alete,
esyaya cevirdi; onlar yeniden seslere, adlara ve zihinde yeni imgelere
cevrildiler. Yeni imgeler hic vakit kaybedilmeksizin nesnelere cevrildi;
ev esyalarina, yiyecek ve giyecege...Insanin urettigi nesnelerle iliskisinden
yeni imgelemler, imgeler olustu zihinde; ve onlar yeni nesnelere cevrildi.
Dil, imge, nesne iliskisi ve onlarin evrilmesi, cevrilmesi ile cadirlar,
evler, yerlesim birimleri, yollar, kopruler cikti ortaya. Kullanilmaz
olan nesneler unutuldukca karsiligi olan sozcukler ve imgeler de oldu.
Ust uste kurulan hoyukler gibi yeryuzunde kac kez ust uste kurgusal
dunyalar kuruldu. Onlarin karsiligi olan dil de ust uste dil katmanlarini
olusturdu; hepsi birbirinden cikmis, ama bir onceki anlamlari yitirilmis.
Her yitiriste insan dogadan ve
kendi dogasindan biraz daha uzaklasmis. Bu neden boyle oldu?
Insan, zihnindeki imgelerden nesneleri uretti, dogada tipatip ornegi
olmayan nesneleri. Dogada ornegi olmayan nesnelerle iliskisinden de
yeni sesler, seslemler cikti ortaya. Zamanla kurgusal nesneler cogalip
dogayi gerilettikce, dil (nesneler gibi kurgusal olmaya yazgili olan
dil) de kurgusallasti ve zihindeki doganin imgelerini geriletti. Cunku
insan nesneyi uretirken dogaya oykunmuyor, kendi yaptiklarina oykunuyordu
artik. Insan, yarattigi en guzel urun olan "sanat"i da zihnindeki
imgelerden ve imgelemlerden cikardi ortaya. Yaraticiligin sinirlarina
doganin uzaklarinda ulasmaya calisti(4). Gozumuzun gordugu kurgusal dunya ile kurgusal dil dunyasi birbirlerini her gecen gun daha hizli, daha hizli tuketip ureterek; her iki alanda da guzellikler, ne yazik ki daha cok da coplukler yaratarak, birbirine hem bagimli, hem de bagimsiz bicimde buyumekteler. Acilarin birinden bakinca, sanki, tek vucut bir insan gibi, ilksiz ve sonsuz bir insan gibi insanlik hep ayni dili, tek bir dili buyutmustur. Obur acidan bakinca insanlik tek bir dili bole bole cogaltmistir. Cemil Meric Bir Dunyanin Esiginde adli kitabinda Hintli bir bilgenin "Dil Berekettir" dedigini belirtir. Bu soz burada bir kez daha yinelenmeye deger. Yazisiz tarih caginda gorulen ve tanri-anadaki dol yolunun sonsuz ilerleyisini gosteren spiral cizimli bezemeler, tanri-ana dilinin disil karakterini, dilin bereketini ve geri donulemez olusumunu da gostermektedir. Spiral, ilksiz ve sonsuz zamanda akan bir yasam suyudur ayni zamanda. Deniz kabugu ve yoldur. Spiral onceleri tanri-analarin imi; cunku onlar oluler ulkesine giden dolambacli ve karanlik yolu bilir, olen kisinin aci cekmeden ve zaman kaybetmeden bulmasinda yardimci olurlar. Iste bu yolu bulmayi saglayan buyulerde, formullerde tanri-ana spiral ya da cift yonlu spiral cizer. S imi farkli yonleri gosteren cift spiralde dogar ve su sesine oykunen S sesi ile birlesir. Suyun sesi birbirine ulanan s-s-s-s seslerinden olusur. Yilanin tozlu bir kir yolunda biraktigi iz de uc uca birlesen "S"ler cizer. Uc uca takilan "S"ler zincir olur. Muselsel(Arapca) hat sanatinda zincirleme duzenlemeyi gosterir. Belki butun bu nitelikler "S"nin bazi bati dillerinde cogulu gostermesiyle de iliskilidir. Anadolu kilimlerinde oldugu gibi mitoloji ureten baska cografyalarda da bu isarete cok rastlanir. Spiral oylumlu bir deniz kabugunu kulagimiza dayadigimizda,
duydugumuz derinden gelen ugultu, cok uzaklardan gelen bir dalgalar
ve ruzgarlar orkestrasinin sesidir sanki; baslangicin bilinmeyenlerinden
gelir ve sonun bilinmeyenlerine dogru gider. Gercekte damarlarimizda
akan kanin sesinden baskasi degildir duydugumuz. Biz "M"
sesinin koyunlarin, kecilerin melemesinden, inegin seslenmesinden
geldigini bilmedigimiz gibi, yazidaki "S" iminin de deniz
kabugunun ustundeki spiralden ciktigini bilmeyiz. Baska seslerin ve
imlerin de nereden geldigini unuttuk. Insanin kendi yarattigi kurgusal dunyaya oykundugunu,
onu yucelttigini ve onun cevirisinin, cevirisinin, cevirisinin....
cevirisini yaptigini fark etmiyoruz. Ortaya cikan ne cok dil var?
Onlar birbirlerine cevrildiler ve daha da cevrilecekler. Hukuk dili,
ekonomi dili, sibernetigin dili, haberlesmenin dili,
askerligin dili, medyatik dil, mekanigin dili, tip dili,siir
dili, felsefe dili, bilgisayar dili, elektronigin dili, balenin dili,
sinema dili, resmin dili, trafik dili... ve onlarin birbirine cevrilisi...
muzik dilinin matematik diline, futurolojinin resim diline, resmin
bilgisayar diline, siirin sinema diline, hukuk dilinin ticaret diline...daha
pek cok dilin, pek cok dile cevrilisi... Insan olmanin olcutu sayilan ceviri dili ile kurgusal
dunyalarimizi buyuttukce kendi ic dogamiza ve dogaya yabancilasmisiz.
(Yeryuzunun en buyuk, en isin icinden cikilmaz celiskisi bundan baska
ne olabilir?) En basit sorunumuzu, yarattigimiz yeni kaosta yitirdigimiz
icin taniyamiyor ve cozemiyoruz. En basit sorunlar icin psikolaga,
psikiyatrise gitmek zorundayiz. Ama buna karsilik pek cok bilgi kazandik.
Bu gune degin hicbir turdesimiz bizim ulastigimiz bilgi birikimine
ve bizim bilgicligimize yaklasamadi. Ne var ki biz de onlarin bildigi
, fark ettigi cok, ama cok basit "sey"leri goremiyoruz.
Iste ses ve anlam iliskisi de goremedigimiz, cok, ama cok basit "seyler"den
biri. Acaba bilgelikten yoksun bir bilgi birikimini sorgulamak yanlis
mi olur? Acaba bilgeligi yitirmemizin beyin kirliligi ile iliskisi
var mi? Acaba bilgeligi tekrar yakalama sansimiz olabilir mi? Bu sorularin
yanitlari simdilik belirsiz. Bunca belirsizligin icinde belirlenen,
kesinlik kazanan hic mi yok? Belki de tek kesinlik su: Dil spiral
ve rubikondaki ortak nokta, ucunde de geriye donusunun asla olmayisi. Ses, Yazi ve Anlam Iliskisini
Gosteren Ornekler
Wittgenstein bir roman
kahramani olarak soyle der: "Yine V isareti yapan Wittgenstein,`
bu butun dillerin icsel bicimini ortaya koyuyor,` dedi....`Burdaki
dayanilmaz gizi goruyor musun? ` "(Tery Eagleton, Azizler ve
Alimler, s.23.) Nabakov ise romanina neden "Lolita" adini verdigini aciklarken, L sesinin saydam ve ari oldugunu, romanin kahramani genc kizdaki guzelligin bu sesle anlatilabilecegini, guzellikteki kusursuzlugu gosterdigini belirtir ve ekler: Bu iliskiyi cok az kisi fark eder. (Nabakov'la yapilan bu soylesi Metis Ceviri ya da Defter dergisinin eski sayilarindan birinde yayimlandi.) Kugular tanricaya kutsanir. Beyazliklari ve ucarken ( V ) durumunu almalari dolayisiyla bu bicim, disilik, yani kadin apisarasi simgesiydi. (Halikarnas Balikcisi, Arsipel, s.94) Ornegin Fransizca'da "Amour"u soylemek icin dudaklar opmeye hazir bir durum alacak, ondan sonra Fransizca (r)sinin yuvarlanan "grrr!"i gelir. Fransizca roman ve dramlarin yuzde 90'inda sevgi diye bildirilen gecici ve dogal sehveti hangi otus bundan kusursuz tanimlar: Ornegin Almanca'da ki Liebe'nin o, ay isikli mahmur ve baygin gozlu sentimental (ie) sesinde Alman romantizmi belli olmaz mi? Bu durum dogal olarak Ekspressiyonistce ve gunumuzun vahsi hayvanligina donecekti. Ingilizce "lav" da hic yanardaginin lavi gibi degildir. Orada cok iki yuzlu bir planotizm kokusu vardir. Italyanca Amore sozu sanki bir bariton tarafindan soylenir. Ikinci hece ta cigerlerin dibinden titretile titretile soylenecektir. (Hal. Bal. Ayni yapit, s.128.) (5) Omer Asim Aksoy harf seslerinin bir anlami olabilecegi dusuncesini 1936'da
ortaya atmis, ama sonradan vazgecilen "gunesdil teorisi"
dogrultusunda yonlendirmeye calistigi icin zorlama olmus. Degerli
bilim adami her biri iki uc cumlelik tanimlamalarla, yedi maddede
M, N, S, L, T, D, R ve K'yi yorumlamis. O.A . Aksoy'un yaptigi cok
degerli calismalar yaninda bunlari anmaya pek deger gormuyorum. Iclerinden
yalnizca "M" hakkinda yaptigi aciklama kanimca bugun de
dogru. "M" sesini malik olmakla, benlik'le iliskilendiriyor:
Diyor ki: Bu mana icin turlu dillerden su kelimelere nazari
dikkati celbetmek istiyorum: Turkce: ben'im, benim; Farisi: men em,
ma; Fransizca: moi, me, mon; Ingilizce: me, my, mine, Bazi
Dil Bilimcilerin Gorusleri Dogan Aksan'in Her yonuyle Dil __ Ana Cizgileriyle
Dilbilim adli uc ciltlik yapitinda, (elinizdeki kitabin konusuyla,
yani "M" harf sesinin yapisi, "M"li seslem ve
sozcuklerin nasil ortaya ciktigi ve nerede, kimler tarafindan gelistirildigi
konusuyla ilgili olarak) soylediklerimi dolayli bicimde destekleyen
ya da yadsiyan icerikte cesitli dilbilimcilere deggin dusuncelere
rastladim. Kisa alintilarla bu dusunceleri de okuyucuya aktarmak istiyorum.
Kitabi okuyup bitirdikten sonra son karari vermek okuyucunun hakkidir. "M" ve "N" sesi konusunda; Bu
unsuzler, yumusak damagin alcalmasi, yutaktan gelen havanin hem agza,
hem de buruna gecirilmesi yoluyla olusur. Kapanma agiz kanalinda gerceklesir;
tinlama daha cok burundadir. Ayni zamanda bir kapanma unsuzu olan
"m", cift dudak sesidir; "n"nin cikis yeri dis
etidir. Turkce'de eskiden daha sik rastlanan ve yazida gosterilen,
bugunse yalnizca kimi Anadolu agizlarinda gecen burun "n"si__ozel
isaretiyle (ή)__ise yumusak damak sesidir; "n"nin bir
cesidi olan bu unsuz, dil sirtinin yumusak damakta kapanma yapmasiyla
olusur. (Ayni yapit, II., s.36). Burada bizim icin onemli olan nokta "m"
ve "n" sesinin fiziksel olusumlarinin bir arada incelenmesidir. Harf sesleri ve cozulmeleri konusunda: Volkerpsychologie adli buyuk yapitinin ilk cildini (Stuttgart, 1921) dil konusuna ayiran taninmis Alman bilgini Wilhelm WUNDT'un kurami ve kimi bilgilerin sonradan ona eklenen katkilari, dilin dogusu sorununun kimi noktalarinin aydinlatilmasini saglayan yargilara varilmasina yol acmistir. Wundt, ruhbilim verilerinden yararlanmakta, jest dilini derinlemesine incelemekte, dilseslerini, hayvanlar arasidaki canli sesler, cocuktaki dil sesleri, dildeki doga sesleri ve yansimalar acisindan ele aldiktan sonra soyleyis denen seyi, agzin icini de kapsayan genis anlamda bir mimik hareketi olarak kabul etmektedir. Dil seslerinin ilk asamasi, bilgine gore, ses aygitinin meydana getirdigi fiziksel ve ruhsal anlamlilik tasiyan hayvansal ses belirtilerinden olusmustur. Bu belirtiler once icgudusel iken daha sonra, zaman zaman bilincli olarak kullanilan anlatim araci olmuslardir. Bagirma durumundaki ilk sesler, sonradan perdeli sese donusmustur. Wundt, cocugun dili ogrenmeye baslarken cikardigi, hayvan seslerine benzeyen bagirmalara dikkati cekmektedir.(...) Gercekten, dilin dogusuyla cocugun ilk sesleri, ilk sozleri ve bu sozlerin anlattigi kavramlar arasinda bir kosutluk olmalidir.Daha Wundt’un calismasinda belirtildigi gibi, konusmaya baslamadan once cocukta birtakim bagirmalara rastlanir.Bilginin ’hayvan seslerine benzer bagirmalar’ olarak nitelendirdigi bu sesler her halde konusan ilk insanlarin yildirim, vahsi hayvan saldirisi ve duyulan acilar karsisinda cikardiklari sesler gibi icguduseldir; zamanla baska insanlar onunde yinelendikce belli kavramlarin temsicisi durumuna gelebilirler.Boylece, zamanla sozcuklere donusen sesler ve ses birlesimleri bir toplumun dili durumuna gelmis olmalidirlar.(ayni yapit, l., s.97) Dilin dogusunda yansimalari temel alan gorus hakkinda Dogan Aksan sunlari soylemektedir: Hangi dili ele alirsak alalim, dogadaki sesleri yansitmaya, taklit etmeye yonelen ogelere rastlariz.Bu ogeler insan ve ses bagirmalariyla kukreme, havlama gibi insan seslerini yansittiklari gibi, ses cikaran her turlu varligin seslerini vermeye de yonelirler.Turkcemizdeki miyavlamak, havlamak, bagirmak, bogurmek, kukremek, gidaklamak, melemek...gibi hayvan seslerini gosteren eylemlere egilirsek bunlarin temelde belli seslerin taklidine dayandigi sonradan dilin belli kaliplarina dokulerek eylemlestigini goruruz.Uflemek, hohlamak,horlamak,inlemek gibi, insanin seslerini gostereneylemlerde de durum aynidir.Soz varligi icindeki oteki ogelerden bircogu da yine bir belli sesin betimlenmesinden ortaya cikmistir; takir tukur, takirti, catirti, sirildamak, sarildamak,gumburdemek, gumburtu, catir cutur (farklarina dikkat ediniz) ogeleri bunlarin yalnizca birkac ornegidir. Latince tintinnare ya da tintinnere eylemi Turkce'de tinlamak ya da ses vermek biciminde karsilanabilir. Arapca'da "tani:n" (tinlama), "tana:n" (tinlayan) demektir. (D.Aksan burada Arapca sozcuklerin Arap alfabesindeki yazilis bicimlerini de vermis.) Turkce de kedi icin kullanilan miyavlamak eyleminin baska dillerdeki karsiliklari ( ornegin Alm. Miauen, Fr. Miauler) goz onunde bulundurulursa konunun butun dillerde gorulen ortak bir egilimin, ozelligin belirtisi oldugu ortaya cikar. Buna yansima (onomatop'ee, onomatopoeia) adini veriyoruz. XIX. yuzyilin sonlariyla XX. yuzyilin baslarinda ortaya cikan yansima varsayimi, iste bu olayin insan dilinin dogusunu aydinlattigini benimsemekte, dil ogelerinin yansimalardan olustugunu kabul etmektedir. Alman Dilcisi W. OEHL' un aralarinda bulundugu kimi bilginler, dilin dogusunu bu tur sozcuklere dayatirken bunlarin her dilde sozvarliginin ancak kucuk bir bolumunu olusturdugunu goz onunde bulundurmamislardir. Ornegin Turkce'de bu turden ogelerin sayisi, olsa olsa birkac yuz kadardir. Dildeki oteki ogelerin varligi bu durumda nasil aciklanabilir? Ote yandan dilin sozcuklerinin genellikle birer soyutlama urunu olduklarini, nesneyle sozcuk arasinda ses acisindan bir uygunluk bulunmadigini da gozden uzak tutmamalidir. (Ayni yapit , s.96.) Kanimca, yukarida ileri surulen goruslerin hicbiri dilin dogusunda tek basina neden olamaz, ama hepsinin birden payi vardir. Saniyorum D. Aksan da bu goruste olmali ki az sonra (ayni yapit, s.98) su aciklamayi yapmaktadir: Bu kuram ve goruslerden hic birinin hic degilse birer parca gercek payi tasidigi kuskusuzdur: Her ne kadar, dilde ses taklidi ogelerin sayisi fazla degilse de sozvarliginin bir bolumunun bu yolla meydana geldigi, herkezce benimsenen bir gercektir. Buna-kucuk sayida olmakla birlikte- unlemlere dayanan ogeleri de katabiliriz. Ancak, sozvarliginin geri kalan bolumleri, nesneyle, gosterdikleri seyle aralarinda ses yonunden hic bir baglanti bulunmayan, bir uzlasma, uyusma urunu olan ogelerden kurulur. Unlu Latin dilbilgisi yazari VARRO'nun da (IO.1.yuzyil) bu turden bircok yorumlamalari vardir. Ornegin Latince'de "gunes" anlamina gelen sol'a bu adin, gokte tek basina (solus) parladigi icin verildigini soyler. (Ayni yapit,lll., s.53.) Phlosophie der symbolishen Formen adli (Berlin, 1923) unlu kitabin yazari Ernst CASSIRER de dilin bugunku duruma gelinceye kadar uc anlatim basamagindan gectigini kabul etmektedir; Mimik, analojik anlatim, sembolik anlatim. Ilk asamada cikarilan sesler, duygulari yansitir. Ikinci evrede, oncekilere benzetilerek yeni isaretler meydana getirilir; ucuncusunde, sembolik anlatimda kavramlar, sembollerle anlatilmaktadir (bugunku dillerde oldugu gibi). (Ayni yapit, s.98.) Anlambilim konusunda: Bugunun anlambiliminin de sorunlarindan olan nesneyle sozcuk iliskisi unlu dusunur PLATON'un da (IO 429-347) uzerinde durdugu bir konuydu. SOKRATES'in hakemliginde, iki kisiye dil konularini tartistirdigi KRATYLOS adli yapitinda Platon, sozcukle, anlattigi sey arasinda tam bir uygunluk oldugu yolundaki gorusunu soyle savunuyordu: Kratylos herhangi bir nesnenin yaratilistan kendine uygun adi oldugunu, rastgele herkesin ad kurma ve verme ustasi olamayacagini, bunu yalniz bir nesneye yaratilistan verilmis olan adi goz onunde tutan, bu adin seklini harflere ve hecelere vermesini bilen kisinin yapabilecegini soylemekle dogru soylemis oluyor! Bircok dilbilim kavramini yerlestirmis ve dilbilgisine onemli katkilarda bulunmus olan ARISTOTALES (IO 384-322) "dilsel deyimlerin ruhsal izlenimlerin isaretleri" oldugunu soylemekteydi; Diogenes EPIKUROS ise (IO 341-270) "sozcuklerin baslangicta keyfi bir bicimde konarak dogmadigini, her ulusta, insanlarin dogasi geregi, ozel bir izlenim bicimi olusturdugunu" ileri suruyordu. Kendine ozgu yontemlerle yurutulen filoloji, dilbilim ve felsefe calismalari sirasinda, XIX. Yuzyila gelinceye kadar anlam sorunlarina zaman zaman deginildigini goruyoruz. Ornegin XVII. yuzyilin unlu Ingiliz dusunuru John LOCKE, Essay Concerning Human Understanding, adli yapitinda sozcuklerin anlami uzerinde onemle duruyor; yine ayni yuzyilda Francis BACON, XVIII. yuzyilda Alman dusunurleri LEIBNIZ - HERDER ve daha sonralari Wilhelm von HUMBOLDT dilin dusunceyle olan ilgisi konusuna egiliyorlardi. LEIBNIZ, dil ogelerinin anlam acisindan dogru cozumlenmesinin, zihnin isleyisini en iyi yansitan sey oldugunu ileri suruyordu.(Ayni yapit, III., s.142.) Yukardaki orneklerde sozcukle nesne arasindaki iliskilerin,
cesitli caglarda ele alindigini ve hakli olabilecek pek cok etkenin
incelendigini goruyoruz. Ama unutulan biri var: Tanri-ana (ya da kadin
tapimlari, kadinlar). Dilin ilk olusumundaki en onemli oge, o unutulmus.
Biz bu anahtari koydugumuzda, acaba, cozulemeyen pek cok sifreye aciklik
getirebilecek miyiz?
Turkce'de Neden "M" ve "N"
Sesi ile Baslayan Sozcukler Yok? Bu arastirma yapilirken ilginc sorunlar cikti ortaya;
"M"nin neden Turkce sozcuklerin basina gelmedigi gibi. "M"
ile baslayan sozcukleri sozluklerde, ansiklopedilerde, sozluk ansiklopedilerde,
etimolojik sozluklerde, mitoloji ve din kitaplarinda taradigimda inanilmaz
zenginlikte malzeme olustu. Eski caglarda ulke, kent, kultur merkezi,
tanrica, tanri, dil, din, kabile, uygarlik, dag, akarsu, gol ve denizler
icin kullanilan adlarda "M" sesine cok sayida yer verildigi,
sozcuklerin en basina getirildigi goruldu. En eski kulturlerin odaginda
temel sozcuklerin de "M" ile basladigi anlasildi. Ama Turkce'de
"M" ile baslayan sozcuk neden yoktu? Acaba tanri-ana eksenli
tapinak, ruhban sinif, kuttoren ve nesnelerin olmayisindan mi? Bazi kultur ve cografyalarda ise "M"nin
yerini "N" aliyordu. Bu durum oteki sesbirimler icin de
gecerliydi. Her sesin ona en yakin olan bir baska ses secenegi vardi
ve bazi uluslar onu, bazilari da otekini daha cok kullanmislardi.
Kadin tapimlarinda secilen ses daha cok "M" idi ve bu kitabin
one surdugu sava gore kadinlar bu sesi "M" sesi cikaran
disil sigir veya davara oykunerek bulmuslardi. Kanimca "M"nin
yerini "N"nin almasi ataerkil toplum yapisindan etkilenmektedir.
Eski Turkler, Sumer ve Ibraniler'de "N", "M"ye
yeglenir gorunmektedir. Ne var ki bircok Turk boyunda ben yerine "men",
bana yerine "mana", benim yerine "menin" kullanilmaktadir.Turkiye'de
kullanilan Turkce'de ise ben-im, biz-im, ev-im derken
iyelik eki "M" ile gosterilmektedir. (Bu konu Besinci Bolum'de
genis bicimde ele alindi.) "B" sesi "M"den daha sonra bulunan
bir ses, benim saptamalarima
gore "P" ile birlikte ataerkil donemde gelisiyor
ve erilige iliskin kavramlari gosteriyor daha cok. Baska dillerde
de "boga" imgesi "B" ya da "P" ile gosteriliyor.
Ama Misir'da boga "M" sesi ile basliyordu. Cunku insanlar
onceleri her sesi inegin sesiyle baslatmaktaydilar. Daha sonra inekten
farkli olarak boganin "boo" ya da "bee" diye bogurdugunu
fark ettiler ya da boyle yorumladilar. Bagirmak ve bogurmek sozcuklerinin
Turkce'de "B" ile baslamasi bosuna degil; boganin sesine
oykunmeden. Orhun Yazitlari'nda boga'nin dildeki karsiligi
olarak mu-han sozcugu gecer.(Talat Tekin, Orhun Yazitlari, s.70.)
Gokturk Turkce'sinde bu sozcuk daha sonra bukan'a (boga) donusmustur. Bircok dilde eski caglardan kalma ve "M"
sesi ile baslayan sozcuklerin daha sonra "B" ile basladigini
gormekteyiz. Turkce'de kadinla, kadi tapimlariyla iliskili olabilecek
evrensel seslemlerin, sozcuklerin basindaki "M" sesinin
"B" ye donustugune ornek olarak asagidaki sozcukleri gosterebiliriz:
Bircok dilde bal'i gosteren
"mel" seslemi Turkce'de bal;
bircok dilde "M" dil sesi ile gosterilen meme Turkce'de
bicik; malak (inegin ya da disi mandanin yavrusu) balak; bala(yavru anlaminda) balak sozcugunden,
insan yavrusuyla manda yavrusu ozdes tutuluyor. Buyu, kanimca afsun
anlamina gelen "maya" ile ayni. Balbal, tas nune, kadin tapimlariyla iliskili,
kanimca daha once "malmal" idi.Sumer'de kutsal evlilik torenlerinde
tanrica adina rahibenin soyledigi ask sarkilarina da balbale deniliyordu
ki bu sozcukte de M/B degismesi oldugu kanisindayim. Yunan dilindeki
bal petegiyle ve kadin tapimlariyla iliskili olabilecegini dusundugum
(bal petegi goz goz bolumlerden olustugu icin) "melisme"
sozcugunun Turkce'deki karsiligi ise "bolme" sozcugu. Bel
bel bakmak, bazi yorelerde (Anadolu'da) "mel mel bakmak"
bicimindedir. Turkce'de geliyor-um, ben-im, baba-m
sozcuklerindeki (birinci tekil kisi) iyelik ekleri acaba bati dillerindeki
"ben"i gosteren ma, moi, mio, me... gibi seslemlerin karsiligi mi?Turkce'de sozcugun ya
da tumcenin sonuna atilan (soyle-me, soyle-mek, soylen-mis, soyle-memeli,
soyle-meli mi... gibi) sonekler de "M" ile yapilan ve kisiyi,
zamani gosteren ekler. (Zamanin kadinla iliskisi II. Kitapta irdelenecek.)
Ben, bana, bay, bayan sozcuklerinde "B", "M"nin
yerine gecmis ama, soneklerde "M"nin yerine gecmis ama,
soneklerde "M" unutulmus, ya da "B" oraya hicbir
etki yapamamis. Bu durumu, toplumu etkisi altina alan yeni bir kulturel
degisimle birlikte "M"nin "B" ye donustugunu gosteren
bir ipucu olarak degerlendiremez miyiz? Ote yandan Turkce cumlelerdeki
dizim'e(sentaks) gore eylem belirten sozcuk ve ona eklemlenen kisi
eki cumlenin sonunda yer aldigindan (oysa Arapca'da ve bati dillerinde
tersi oluyor) Turkce'de cumlelerin sonunu yabana atmamali. Yine Turkce'de
bir siir okunurken ya da konusma sirasinda vurgular genellikle dizenin,
tumcenin, sozcugun sonundadir.Belki de "M"li soneklerin,
kisi ve iyelik eklerinin, vurgularin sona birakilmasi: son dortlukte
ozanin adinin belirtilmesi gibi, onemli olan yerin "son bolum"
olmasindan oturudur. - . - (1) Ilk dillerin tek seslemli (heceli)
olduklari savinin dogruluk derecesi yuksek gorunuyor; seslemler eklemler
sozcuklere gecmis olabilir.Ancak zengin bir dil olan Cince’nin
gunumuzde hala iki heceli karakter gostermesi asla ilkel oldugu anlamina
gelmemelidir. (2) Bazi bilimcilerin sozunu ettigi
tabula rassa belki de hic olmamistir.Tabula rassabos beyaz kagit, bebek beynindeki henuz hicbir kaydin olmadigi
durumu anlatmada kullanilir. (3) Bir tur yetiskin oyuncagi.
1970'li yillarda Sov. Sos. Cum. Bir.'de bulundu ve butun dunyaya yayildi.
Kucuk renkli kuplerden olusan bir kup. Kupun bir yuzunu ayni renkteki
kucuk kuplerden olusturan kisi oyunu kazanmis oluyor. Hareketli kucuk
kupler elle, ama daima ileriye dogru goturulebiliyor, geriye gidis
olanaksiz. Bu nedenle oyunu cok dikkatle oynamak gerekiyor. (4) Genel olarak tapinaklar ilk
bicimlerini magaraya oykunmeden aldilar. Ama bugun tapinak magaradan
cok uzak. Ilk su/sut kabinin o cagda bile dogada tipatip benzeri yoktu.
Ote yandan nesne ne denli degisse de ilk izler tumuyle yok olmuyor. (5) Halikarnas Balikcisi ask anlamina
gelen Love'i soylendigi bicimde yazmis, sanirim sesle iliski kurdugu
icin. (6) D. Aksan, IO III. Yuzyilda
Katyayana'nin ve IO 150 yillarinda Patanjali”nin yapitlarinda
bu konulara degindiklerini belirtiyor. Not: Bu yazi, PAYEL yayinlari tarafindan yayinlanan
"Kadinin Yazisiz Tarihi" "M" ve "N"
Sesi adli kitaptan alinmistir. |
|
|
||||||||||||||||
|
||||||||||||||||
|