Tatilde Ne Yaptim?
p.4

Ali SARIKAYA



Gunaydin diyecek hic kimsenin olmadigi, kandirik pencereli odamda bir basima uyandim.

Bakir ve ciplak ada SINT MAARTEN (orijinal ada diliyle boyle yaziliyor, okunusunu ben de bilmiyorum). Ingilizce SAINT MAARTEN (Sen Martin okunuyor, Aziz Maarten anlasiliyor), Anlayacaginiz gibi buralarda her ada ismi SAINT olarak basliyor. Aziz unvani, peynir ekmek misali dagitilmis galiba. Tesaduf iste, New York' ta bulunan Soon Productions (Suun Prodaksins okunuyor) sirketimizin sokak ismi de Saint Marks Place.


Adaya yanasamayan yuzen sehir, epeyce acikta demir atmisti. Adanin ciplak ve bakir olmasindan herhalde. Eger tam yanassa, herkes birden hucum eder, ada'nin da ne bakirligi, kalir ne de ciplakligi diye dusunmustum. Kahvaltimi ettim, yol hazirligimi yaptim, sirt cantami sirtima, fotograf makinasini omuzuma, kafama da Saint Thomas'tan kaziklandigim hasir sapkayi taktim. Geminin normalde kara hizasinda olan kapisi, simdi deniz hizasinda. Teknelerin biri geliyor biri gidiyor. Beni de bir tekne aldi sonunda ve Saint Maarten iskelesine dogru gidiyoruz. Besiktas-Uskudar motorlarini aratmayan sikisiklikta bizleri doldurduklari icin, her sallantida yanimdakilerle biraz akraba olur durumlari soz konusu. Biri 
-Aslinda Saint Thomas guzel degildi
, digeri

-Evet, burada ciplaklar plaji varmis, gideriz degil mi?

konusmalari, beni heyecenlandirmaya yetmisti. Yanlis anlamayin, heyecanlanmama sebep, konusulan konuda adi gecen ciplaklar plaji degil. Beni heyecanlandiran bu duydugum cumlelerin Turkce olmasi ve bu cumleleri sarfeden iki kisinin de bayan olmasi ve bu bayanlarin da yaslarinin 50 uzeri olmasi. Gozumdeki kara gozlukler ve kafamdaki hasir sapka, beni Turklukten cikartip bir Meksikali yapmis oldugundan , baktiklari halde Turk olabilecegime en ufak ihtimal bile vermediklerinden, oyle sere serpe konusuyorlardi. Dinlesem bir turlu, dinlememem mumkun degil, tam yanimdalar, motor sallantilarinda biraz daha akraba oldugum kisi bunlar. Gezinti yapa yapa iskeleye gidiyoruz, teknenin kaptani cok rahat tabiki, bir Turk olupta, bir digerlerini, Turk degilmis gibi dinlemek zorunda olan o degil.


Sonunda tekne iskeleye vurdu, iki dakika sonra inmistim, kaptani yavas olan tekneden. Biraz bekledim, Turk kadinlari onden gitsinler diye, medeni bir Turk ornegi teskil ediyorum, fakat kimsenin bundan haberi yok. Motorun yanastigi yerde dort iskele birden var ve bu dort iskelenin her iki tarafina birden tekneler yanasabiliyor vaziyetinde. Butun iskelelerin birlestigi merkezin ustunu, suslerle kapatmislar ve "Welcome" (velkam okunuyor, hosgeldiniz anlasiliyor) yazmislar. Altindan geciyorum tam karsimda kara insan seli. Ne satiyorlar acaba? Hepsi birden konusma ve ikna etme vaziyetindeler. Kadinli, erkekli bir suru karaderili insan, guler yuzle turistlere saldirir vaziyetinde. Benim bahtima kim dusecek gozlerimle bakarken, sip diye bir tombis zenci kiz dustu. Elinde bir dosya defteri, uzerinde bazi brosurler, kisa boylu ve sisman. Sevimli yuzlu tombis zenci kiz yanima geldi ve tam agzindan laf cikmak uzereyken,
 
-Buyur dedim, ne satiyorsun? Zenci kiz ilk once sasirdi, soruyu sormakta ben once davranmistim cunku. Hemen toparladi,

-I am not selling anything
(ay em nat seling eniyting okunuyor hic bir sey satmiyorum anlasillyor) diyor. Ben biliyorum mutlaka bir sey satacak ama almayacagim ve ben hemen ciplaklar pilaji Orient Beach'e gidecegim. Tombis zenci kiza da aynen boyle soyledim. Dogal olarak ne anlama geldigini biliyor, ne de olsa kiz bu adali. Ben de boyle soyleyerek kizin beni bir an once birakmasini saglayacagimi dusunuyorum. Haksiz olabilirim, ama aynen boyle dusundum iste. Zenci kiz durdu bana bakti,

-Evlimisin? diye sordu.
Nayir Nolamaz, biz farkli dunyalarin insaniyiz, hem sonra annemi kalpten goturecek bir gelini nasil tanistiririm
gibi dusunceler pirt diye geldi gecti aklimdan. Cevabimi alinca teklif falan da etmedi zaten, bu sefer de Beni begenmedi galiba gibi seyler pirt diye gecirdim aklimdan. Zenci kiz devam ediyor...

-Devremulk evleri gormenizi isteyecektim, ben bu isi yaparak komisyon aliyorum, yani benim isim sizi gonderene kadar, sonra ben komisyonumu hakkediyorum, boylece evimi gecindiriyorum, dedi demesine ya, beni, yani bir Turk'u, tam kalbinden vurdugunu bilerek mi yapti yoksa bilmeden mi, bilemedim. Zenci kiz hala konusmakta ve ailesinin zor gecindigini falan soylemekte ama cok da samimi geliyor bana.

-Ok dedim,

-Ne kadar uzaklikta bu devremulk evleriniz?
. 

-15 dakika
, Hem sonra sizi ozel sofor goturecek ve getirecek, cok iyi bir sofordur.
Saatime baktim, tam 9:30am (sabahin 9:30'u), 15 dakika gidis, 15 dakika gelis toplam yarim saat. Tombis zenci kizin soyledigine gore, sadece evleri gosterecekler ve geri donecegim. Bu da tutsun tutsun yarim saat, toplam 1 saat, harcanir mi? Zenci kizin komisyonu, bu devremulk gormenin kaybettirecegi bir saat. Geminin kalkis saati 3:30pm (oglenden sonra), geriye kaliyor 5 saat, sana yeter be Ali dedim ve tombis zenci kizin komisyon almasini sagladim. Tombis zenci kiz cok sevindi, cok tesekkur etti ve beni ozel soforuyle tanistirdi. Iri yari bir zenci adam, beni devremulklere goturecek, aman ne hos. Tozdan, boya renginin siyah veya lacivert oldugunu kestiremedigim guzel bir otomobilin on kismina bindim, sofor de bindi, tombis zenci kiz uzaklasti gitti. Iri yari sofor, seri hareketlerle trafikten cikti ve tek serit gidis, tek serit gelis, bol cukurlu yolara sapti, gidiyoruz!!! Ama Nereye?


Beynim yine ureterek, Bilmem kac zaman sonra bulunan ceset, yapilan otopsi sonucu, bir Turk'e ait oldugu ortaya cikti baslikli mansetleri yaziyor. Ne isi vardi bu Turk'un oyle issiz yerlerde demezler mi? Hayir oldugumden olmayacagim, bir de arkamdan neler dusunecek insanlar, buna yaniyorum. Son surrat gidiyoruz, ara sira bir iki satir konusma hepsi bu. Etrafima bakiyorum, her taraf yikik dokuk evlerle dolu, basi bos kopekler, sadece kucuk bez parcalariyla ortunmus insanlar ve hepsinin siyah olmasi bir baska korku konusu (filimler ve New York yasami soktu bunlari aklima). Ileride trafik tikali (hatirlatirim yol tek serit) ve biz son surratimizden bir gidim asagi degiliz. Ondeki durmus otomobilin tam tamponunda durma basarisini gosterdi, iri yari zenci sofor adam. Karsidan bir vinc geliyor, kocaman, yola sigmasi mumkun degil. Tarlaya giriyoruz, biraz da ordan gidiyoruz sonra tekrar parcali bulutlu asfalta geri donuyoruz ve ben hala, bir bok olacak bana korkularini tasimaktayim. Bilinmez bir yere gidiyorum ve
iri biriyle gidiyorum ve tek basinayim ve son surrat gidiyorum. Birden hatirladim, tombis zenci kiz, su meshur devremulk evlerin brosurunu vermisti bana. Nereye koydugumu dusunuyordum, gozlerimi yoldan alip onume egdigimde farkediyorum ki, verdiginden beri elimdeymis megerse. Sinir kat sayilarimin cok fazla olmasi nedeniyle, brosur elimde sikilmaktan kagit tomari haline gelmis. Actim, sirketin ismine ve devremulklerin adina baktim sonra yollarda tabela aramaya basladim. Bir kucucuk tabela beni nasil rahatlatacakti anlatamam. Bir sure daha oylece son surrat gittik. Her turlu devremulk ve devredilemeyen mulklerin tabelalarini goruyordum ama, brosurdeki devremulk tabelasina rastlamiyordum. Haydi Ali abartma, birazdan tabelayi gorursun, bu kadar abarttigina pisman olursun, oyalama taktigiyle epey yolu daha son surrat gittik. Saat aklimdan cikmis tabiki. Simdi sirasi mi saati hatirlamanin? Zaten hatirlamadim o sira. Ta ki su meshur devremulk sirketin tabelasini gorene kadar. Gordum ve aldatmaci rahatlamaya kavustum. Dere geciyoruz, tepe geciyoruz, yanimizdan traktorler geciyor, son model otomobiller ve iclerinde genc beyaz insanlar, muzigi sonuna kadar acmislar, sanki Bagdat Caddesi'ndeler. O tek serit gidis, tek serit gelisli yollarda bir de sollamalari var ki, akliniz sasar. Saat, iste tam o sira aklima geldi. Nereden geldi, ne hatirlatti bilmiyorum ama, saate bakarak kendimi ikinci uzucu bir duruma daha soktum. Hay senin su saatinin kufurunu de ettim, icimden. Iskeleden yola cikali tam 23 dakika olmustu. Ben ne yaptim hayiflanmalarinin ilk sinyallerini tasir duruma geldim. Neyse, Devremulk yazliklarinizi cok begendim derim, hemen geri donerim avuntusuyla beraber.

-Yolumuz ne kadar kaldi? sorusunu sorma cesaretime sasirdim tabiki.

-Geldik sayilir
dedi, iri kiyim zenci sofor adam.

Geldik gibi ben de hissediyorum, bu kadar yoldan sonra nihayet denizi gormustum. Ama, nerede su bir turlu devredilemeyen mulkler? Sofor, cok yakinlastigimizi belirtir isaretler vermeye basladi. Sagda solda yolun kenarlarini kaziyan adamlara selamlar veriyordu. Dik bir yokustan cikinca, duzluge ulasma asamasinda yol bitti. Hemen onumuzde, bos araziye iki bina dikilmis ve arasina da guvenlik cubugu uzatilmis. Iri kiyim zenci soforle selamlastilar, guvenlik cubugunun basindaki guvenlikci.

Havaya kalkan bu guvenlik cubugunun altindan gectik gidiyoruz. Ilerde bir kac bina belirdi fakat, hemen arkalarinda insaat halinda olan cok binalara dogru gidiyoruz. Iri kiyim zenci sofor artik konusmuyor, cok sessiz. Bir ara yuzume baktiginda, eger ben yanlis anlam cikarmadiysam, vah zavalli dermis gibi hissettim.

* * * * *

Bulundugumuz alan bir yarim ada imis, uc bina sonrasi deniz. Iri kiyim zenci sofor otomobili durdurdu, indik ve bana kendisini takip etmemi soyledi, kendisini dinledim. Iki katli bir bina, aslinda bina demek ayip bu tur yapilara, sanat eserleri gibi mimarisi var. Her ne kadar Veli Gocer binalarini gorememis biri olarak (cunku ben goremeden depremde hepsi yerle bir olmus, dolayisiyla hic goremeyecegim), kiyaslama yapamiyorum tabiki, ama bu binlarin depremle bir alakalari yok, kasirgalari evin icerisine almasin yeter. Binanin disinda ayri bir kapiyla ofise girdirildim.
-Hi
(hay okunuyor, merhaba anlasiliyor) dedim, karsilik veren buyuk zenci kadin, biraz beklememi rica etti.

-Tabiki dedim, zaten hic acelem yok, ben burada geminin kalkacagi saate kadar bekleyebilirim. Bu ciplak ve bakir adaya gelmemin tek sebebi, sizleri ziyaret etmek, ciplaklar plaji falan hic umrumda degil, sizin devredilemeyen mulklerinizi gormek, benim icin, her seyden daha onemlidir. Kendi kendime kurdugum bu cumleler tam bitmisti ki, buyuk beyaz kadin da geldi. Buyuk beyaz kadin,

-Hos geldiniz dedi gayet kibarca.

-Hos bulduk dedim, gayet kibarca.

-Gemiden mi geliyorsunuz? ikinci sorusu, ama bu arada gemiden geldigimi, yani gemiden yakalanan bir kek oldugumu, ben daha yola cikmadan zaten biliyordu. Tombis zenci kiz telsizle bildirmisti. Gemiden biri beni ihbar etmisti mutlaka. Ama kim? Yemek masasinda, sol yanimda oturan, birbirine cok yakin iki kardes! olmasin sakin. Hemen toparladim kendimi,

-Evet dedim,

-Gemiden geliyorum
.
Boylece dogruculuk sinavindan gecmis oldum.

Dogruyum, cunku ben bir Turk'um!

-Kredi kartiniz var mı? ucuncu soru olarak geldi, ama hemen bir ekleme yapildi.

-Kesinlikle kullanmak icin degil.


-Kredi kartim var ve ben kullaniyorum, sizin icin bir mahsuru var mi?
buyuk beyaz kadin, ozur dileyerek gayet kibarca,

-Hayir yanlis anladiniz (bakin hala suc bende gorunuyor, cunku ben yanlis anlamisim), tabiki kredi kartinizi kullaniyorsunuzdur, yani burda bu gorusmeler icin kullanmayacagiz, bundan emin olabilirsiniz demek istemistim. Kibar olan bu buyuk beyaz kadina, kibarlik fayda etmiyor bana gore cunku, bastan lafini boyle soylemesi gerekirken, bak nelere sebebiyet verdi.
-Guzel
dedim ve kredi kartlarimi gosterdim. Buyuk beyaz kadin kartlarima bakti ve bir forma yazdi. Hatirlayamadigim bir kac degerli soru! daha sordu, cevapladim, onlari da forma yazdi.

-Alisveris indirimi mi istersiniz? Yoksa 20 Dolar nakit mi?
Nereden cikti bu, gibi bir anlamsiz suratla baktim buyuk beyaz kadina. Buyuk beyaz kadin kacin kurrasi!, kim bilir her gun boyle benim gibi kac kisi dusuyor eline. Anlamsiz suratimin cevabini verdi.

-Buraya gelip devremulklerimizi gormek uzere ayirdiginiz zaman icin, size bir hediyemizdir
dedi.

-Guzel, hemen odeyin, ben geri donecegim dedim. Buyuk beyaz kadin,

-Ama daha evlerimizi gormediniz ki dedi.

-Yolda gelirken gordum
dedimse de olmadi tabiki. Doldurdugu formu ve beni buyuk zenci kadina teslim etti,

-Beyefendiyi yukari cikartiniz.
Emri alan buyuk zenci kadin, beni onune katarak yukari cikardi. Bir odaya girdik. Odada dort masa, etrafinda sandalyeler. Yerler mermer, kapinin tam karsisina dusen duvarda iki buyuk pencere. Sag ve sol duvarlarda baska odalara giden kapilar var. Duvarlarda, herkesin ay cok hos diyecegi iki tane sahte sanat eseri tablo. Masalardan birinde bir genc cift, yine benim gibi tuzaga dusurulerek geldikleri cok belli oluyor. Diger turlu ne isleri var burda, el ele gezmek dolasmak ve sevismek varken. Karsilarindaki, daglarin ardindan gelmis cekik gozlu bir adamin, surekli konusmasini dinliyorlar.

Buyuk zenci kadin, sagdaki cam kenari masayi gostererek nazikce biraz beklemem gerektigini soyledi. Bekliyorum ama, hem susadim hem de sigarasadim.

-Merhaba, sizi fazla bekletmedim umarim
sesi tam tepemden geldi. Iri kiyim zenci sofore tas cikartircasina bir baska iri kiyim ve kalin kasli zenci gorevli (Ne olur bir tanesi de benim boylarimda olsun). Masaya oturdugu halde benden metrelerce uzun ve kalin kasli bir zenci duruyor tam karsimda. Bunca senedir New York'ta yasiyorum kalin kaslisina hic raslamamistim, demek boyle oluyor. Siz okuyucularin basini agritmak istemedigim sorular cukuruna dusmustum tam anlamiyla. Elinde bir tomar kagit ve hepsinin uzerinde sorular doluydu. Ben oldum ve azrail beni sorguya cekiyor, hic bir sekilde kurtulusum da yok. Arada cok bunaldigimi soyluyorum,

-Sigara icmem gerekiyor, yoksa kriz gecirebilirim
diyorum,

-Biraz sonra
diyor.
Delirecegim. Bana bunu yaparsin ha, ben de sordugu sorulari anlamamis gibi davraniyorum (bu yontemi biz gocmenler cok yapariz, en buyuk silahimizdir. Isine gelmediginde anlamamis gibi yaparsin karsindaki de sikilir gider. Bu yontemi en cok Cinliler ve taksiciler uyguluyor. Bazen de hakikaten anlamazsin ama, caktirmadan anlamis gibi kafa sallarsin). Neyse, hayatima giren ilk kalin kasli bu zenci, ayni soruyu inanin belki otuz kere tekrar tekrar soruyor. Hem de hic bir degisiklik yapmadan, hep ayni sorular, ayni yuz ifadesi, ayni cevap beklentisi.                                          

Terlemeye baslamistim (aslinda cok zor terlerim), o sirada yirmi dokuzuncu kere sordugu soruyu tekrar etti ve kalkti.

-Sen bunu bir dusun, ben sana oralet getireyim
dedi.
Beni kurtarin, yalvariyorum ic seslenislerimle etrafima baktim. Girerken gordugum cift yok olmus, kalin kasli zenci azrail beni sorgularken yok olduklarini farketmemisim bile. Salonda kimse kalmadigina gore, yardim yollarim tukendi, her yontemi denedim, sadece kalkip gitmek kaliyor. Gittim diyelim, binadan disari cikarken o buyuk beyaz kadin ve buyuk zenci kadin var. Hadi onlari da gecmeyi basardim diyelim, gemiye yuruyerek mi gidecegim? Yol uc gunumu alir. Geminin de pek umrunda olmaz eminim. Kahretsin, yine bu kalin kasli zenci adamla kalmak ve onu ikna etmek zorundayim.

-Limonatalar geldi
, guya sevimli olmaya calisan bir sesle bana sesleniyor. Masaya yine tam karsima oturdu,

-Yes, what did you think?
(Yes vat did yu tink okunuyor, Evet ne dusundun anlasiliyor) dedi. Ben de,

-I did not think your question, I need smoking
(sizin sorunuzu dusunmedim, sigara icmeye ihtiyacim var) demis oldum.

-OK dedi gulerek,

-Hadi gidip evleri gorelim, bayilacaksiniz demez mi? Bayilmak ne kelime, ben oldum ve sen benim azrailimsin, simdide beni sirat koprusune goturuyorsun. Tanrina selam soyle, ben kendi rizamla gelmedim buraya, tuzaga dustum, belki de gemideki iki kardes adamlar! yapti. Dusunceleriyle o onde, ben arkada binadan disari ciktik.

Hemen kapi onunde park edilmis bir garip tasima aracina bindik. Bu araci, televizyonda, golf oynayan zengin yaslilari tasimakta kullandiklarini gormustum (bu arada sigaramin kagidini cikarmis icine tutun koyuyorum). Kalin kasli zenci azrail beyle tis tis gidiyoruz. Birden zirt diye duruyor altimizzdaki arac. Ne oldu sorusunu bile sormuyorum, (bugun pazartesi, beni gunese cikardilar). Sigarami sarabilmem mumkun degil, arac kalkarken yaptigi sarsinti sanirim 7.3 siddetinde, daha kendini toparlamadan zirt diye duruyor, tekrar sallaniyoruz. Dayanamadim.

-Yuruyelim
dedim.

-Olmaz
dedi.

-Simdi duzelir, bunlar elektrikli onun icin boyle oluyor.
 
Ama ben elektriksizim
deme terbiyesizligini tam yapacaktim ki, sigarami yamuk yumuk sarmayi basarmis, hemen ilk nefes alinmali ve akil basa toplanmali aceleciligine girismistim. Kalin kasli zenci azrail adam, bir seyler anlatiyor devredilemeyen devremulkler hakkinda, ben disari cikmanin sevincini daha yeni tadabiliyordum. Etrafta agac yok, tepelerde evler cok, hepsi insaat halinde. Bir suru zenci ve beyaz insaat iscisi haril haril calisiyorlar  gunesin altinda. Amerika'da her insaat iscisinin basinda koruma sapkasi, sirtinda calistigi insaat sirketinin amblemi olan ozel yelek bulunur. Bu isciler ise ayni bizdeki gibi, evdeki eskilerini giymisler, bazilarinin basinda, benim Saint Thomas'ta kaziklanarak aldigim hasir sapkadan var. Gittik, gittik sonunda bitmis gibi gorunen bir evin onunde durduk. Iceri cagirdi beni, kalin kasli zenci azrail adam. Dayali doseli bir yazlik ev, ama her sey var, hatta bazi seylerden iki kere var, televizyon, bilgisayar gibi. Mutfak, yemek yapmaya kesinlikle hemen hazir. Raflarda tencere tava, ocagin uzerinde caydanlik, buzdolabi kapagina yapistirilmis notlar bile var. Yemek masasi her an yemek yenecekmis gibi, catali tabagi ile hazir uc kisiyi bekliyor. Masanin uzerinde meyve tabagi dolu, muz, seftali, elma, avakado. Kalin kasli azrail zenci adam durmadan konusuyor, orayi aciyor gosteriyor, burayi kapatiyor gosteriyor, aman da aman. Benim aklim, yemek masasi uzerindeki meyvalarda. Tam masanin yanindan gecerken bir muz alayim istedim. Azrail buna pek ses cikarmaz diye dusunuyordum. Muz, zavalli muz ve zavalli ben, nasil yanildim, niye dikkat etmem boyle seylere. Elimdeki muz plastik cikmisti, diger meyveler de plastik. Azrail bir kere daha ispat etti azrailligini.

-Onlar plastik, gercegini koyamiyoruz hemen curuyor dedi. Cicekler de plastik, ama ne kadar gercek gorunuyorlar. Iki kicin zor sigacagi, okyanus manzarali balkona ciktik. Okyanustan gelen serinlige gozlerimi kapadim ve bol bol nefes cektim... ic cektim.

Devredilemeyen plastik ve sahte devremulk evden ciktik, beni ilk once, henuz acilamams, okyanus manzarali bir cay bahcesine goturdu, burasi ayni zamanda bar oluyormus. Acilmamis bir cay ictim hayalimden, okyanusa karsi. Sonra evin bulundugu site icindeki, okyanusla ayni seviyedeki havuza goturdu, icinin mavi rengi yeni boyanmis buyuk ve kivrak bir havuz. Havuzun kenarindaki kayalarda durup, yine okyanusu izledik. Normal bir durum soz konusu olsa ve yanimdaki azrail degil de sevgilim falan olsa veya tek basina olsam, oturur orada iki siir yazardim. Kalin kasli zenci azrail adam bana, okyanusu ovdu, bana okyanusu anlatti. Amerika'ya ilk geldigim donemlerde, bir okyanusu yakmistim bir siirimde. Olay faili mechul kalmis ve dosya arsive kaldirilmisti.

Kalin kasli zenci azrail adam, havuzun kenarindaki kayaliklardan beni zorla soktu. Yine o salakca araca bindik, giderken karsidaki dagin en tepesindeki evin, Sylvester Stone'a ait oldugunu soyledi ve sorgu odasina geri getirildim. Bu sefer girisin sol tarafinda kalan cam kenarindaki masaya oturtuldum. Kalin kasli zenci azrail bey, evleri gormeye gitmeden onceki cevaplamadigim soruyu tekrar sordu. Okyanus carpintisi etkisiyle cevabini vermisim, farkinda degilim. Gitti, bir limonata daha getirdi, odul veriyormus gibi.

-Bir dakika musadeni istiyorum, menagerimle konusmam gerekiyor
dedi ve yan kapidan iceri girdi. Zaman gecti, ayni kapidan iki kisi olarak ciktilar. Manager (mudur) dedigi adam, kalin kasli zenci azrail adamin yaninda, ayni benim gibi cok kisa kalmisti. Masaya geldiler ve ikisi birden tam karsima oturdular. Kisa ve cekik gozlu bir managerdi. Zenci azrail adamin sordugu sorulari ve benim verdigim cevaplari, karsimda sesli olarak okudu. Bir an once kurtulmak icin ne sacma cevaplar vermisim megerse. Kisa ve cekik gozlu manager'e bir kartvizitimi uzatarak, managerliginizi biliniz, karsinizda bir PATRON oturmakta, duygusunu vermek istedim. Kisa ve cekik gozlu manager'in sorulari, surdan burdan, benim isimden, Turkiye'den falan idi. Hos sohbet ediyor ama, sonucta gelecegi ana konu icin hazirdim, saatlerdir sorguya cekilmistim. Kalin kasli zenci azrail bey musade istedi ve kalkti gitti. Kisa ve cekik gozlu manager bana, kendi aile albumunu gosterdi.

-Bunlar kalmak isteyeceginiz yerlerden orneklerdir, ben buralarda ailemle kaldim, anilarini anlatiyor. Iki cocugu var, ikisi de birbirinden sevimli duruyor fotograflarda. Esi (bir garip kelime daha, neden esi diyoruz pek anlamiyorum. Tamamlayicisi desek), karisi sarisin, uzun boylu ve ince. Burdan da anlayacaginiz gibi, uzun ve sarisin kadin, kesinlikle cekik gozlu olamaz. Gozle gorulebilen cok nefis bir vucut soz konusu. Surati cok bicimli, her sey olculu ve kararinda bir disi. Tam "Allah ozenmis te yaratmis" cinsinden. Cekik gozlu manager ile yan yana olan resimlerinde, kadinin daha uzun boylu oldugu net goruluyor. Bir manken gibi! evet kesinlikle bir manken ve yaninda cekik gozlu manager, Sana devremulkler alacagim, seni hep dunyanin en guzel yerlerinde yasatacagim diyerek ikna etmis olma olasiligi da var tabii ki.

Efendim saadetin bir turlu gelmedigi saatleri anlatarak daha fazla sikmak istemem sizi. Sonunda oradan ciktim, hem de her hangi bir devredilmeyen devremulk almadan ve sapasaglam. Buyuk beyaz kadin 20 Dolar verdi, sabrima ve dayanma gucume verilen bir odul diye dusundum. Ozel bir otomobille getirilen ben zavalli kurban, bir minibuse konarak gonderildim. Soforu, Ispanyolcadan baska dil bilmeyen bir kadin. Minibusu cok yavas kullandi, hic sarsmadan, hic acele etmeden, neredeyse saatlerce surdu geri donus yolculugum. Bu adada ya cok hizli veya cok yavaslar, kesinlikle arasi yok. Yolda yolcu aldi, indirdi. Iskeleye geldigimde saat 2:15pm idi. Tam tamina 4 saat 15 dakika iskenceye yatirilmis ve sapa saglam (en azindan ben oyle saniyorum) iskeleye gelmistim. Geminin kalkmasina 1 saat 15 dakika var. Ciplaklar plaji beni goremeden ayrilacagim galiba bu adadan diye dusunuyordum, iskelenin oralarda dolasirken. Zayif, ama cok zayif bir adam geldi yanima,

-Orient Beach'e gitmek ister misiniz?
diye sordu. Gucumun de yetecegini gozum kestirmis bu zavalli adami, gemiden ilk geldigimde sen niye karsima cikmadin be adam diye bogacaktim neredeyse. Devredilemeyen mulklerden gelisim cok yavas ve sakin oldugu icin, bogma hirsini yitirmistim galiba. -Yol ne kadar surer? arsiz sorusunu, hatta gozu donmus sorusunu sordum. Zayif adam elini basina goturdu, birazcik dusunur gibi yapti (sanki o yollarda babam taksicilik yapiyor),

-15 Dakika dedi. Bu adada 15 dakikalik yollarin, normal saat ve zaman birimi ile hesaplanirsa, 45 dakika'ya denk geldigini bir fiil yasamistim. Bu durumda ciplaklar plajiyla cok kisa bir zaman basbasa kalabilecegimi dusundum ve zayif adama,

-Bu seferlik kalsin, belki gelecek sefer
dedim. Cok uzgunum ciplaklar plaji, kader kotu yuzunu bir daha gosterdi, sana mutlu ciplaklar diliyorum.

Bir tek caddeden ibaret ada merkezinde biraz gezinmek iyi olacak, belki yerli bir seyler bulurum. Ortagimin karisi Gulgun, otantik seyleri sever. Caddeye girdim, bu mumkun olamaz, yani boylesi gorulmus ve de gorulecek sey degil. Butun caddenin (Cadde dedigime bakmayin, iki kisi yanyana kollarini acsa, arta kalan kisimdan anca o zayif sofor gecer) sagi ve solu, oldugu gibi kuyumcu. Ama her taraf kuyumcu, butun magazalar mucevher satiyor. Nasil olur bu? Bu gariban gibi gorunen, dikili agaclari bile sayili, bir tek onemli yeri ciplaklar plaji olan bu ada, vergisiz mucevher kayniyor.
Geri don Ali, git gemiye bir an once...


(devami gelecek sayida...)

Sonbahar - 2001 sayimiz; "Unutulan Insan "a ithaf edilmistir.

Bu sayidan itibaren
"
INSAN"i her boyuttaki deger ve varolusuyla animsatmaya yonelik
dusunsel ve gorsel urunlerinizi, ISIK BINYILI'nda yayinlamaya davet ediyoruz.
KIS-2002 - Ikinci Yildonumu sayisina katilim icin son gonderme tarihi: 10 Ocak 2002
ISIK BINYILI e-dergi; The Light Millennium, Inc., semsiyesi altinda "kamu yararina yayincilik"
yapmak uzere 17 Temmuz 2001 tarihinde, New York Valiligi'nin onayi ile ve
New York merkezli olmak
uzere,
ticari amac tasimayan bir kurum statusu kazanmistir.

HOME PAGE

TÜRKÇE
Içindekiler

@ The Light Millennium e-magazine was created and designed by Bircan ÜNVER. 7th issue. Sonbahar 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org