|
"To
Taxidi", Türkçe adiyla "Yolculuk"
Yunanli yönetmen Maria Mavrikou'ya Türk-Yunan barisini
desteklemesi ile Ipekçi ödülü kazandiran
tarihi bir çalisma. Belgesel, 1922 yilinda Kurtulus Savas'indan
sonra imzalanan Lozan Antlasmasi ile yer degistiren Girit'li
Türkler ile Ayvalik'li Rumlarin, dogup büyüdükleri
topraklarina 77 yil sonra yaptiklari yolculugu konu aliyor.
Atina'daki evinde yaptigimiz söyleside Mavrikou filminde konu edilen
sahislarla ilk tanismasini ve bu filmin ortaya çikisinin
ilginç hikayesini söyle anlatiyor:
ATINA--
"Türkiye'nin Bati kiyilarina yaptigim
daha onceki seyyahatlerimde Ayvalik yakinlarindan gecmeme ragmen
Ayvalik'in artik, cok sevdigim Ayvalik'li yazar Fotis Kontoglou'nun
kitaplarinda tasvir ettigi gibi olmadigini bildigimden gitmek
istemedim. Egitimim Arkeoloji oldugu ve Yunan tarihini sanli
ve parlak oldugu antik donemleri ile hatirlamak istedigimden
Ayvalik'a o sene ugramaktan kaçindim. Daha sonraki yil
, yani 1996 senesinde gene Pergamum yakinlarinda iken bu sefer
Ayvalik'a ugramadan donmemin hata olacagini düsündüm.
Kimseyi tanimiyordum ve ne bulacagimi bilmiyordum. Sadece Fotos
Kontoglou'nun satirlarini takip ediyor ve eski sehri bulmaya
çalisiyordum. O donemde Ayvalik'in çogunlugu Rum
idi. Mimarinin degisimi ile aradigima yaklasmakta oldugumu hissettim.
Gunlerden Persembe idi, pazar kurulmustu. Taptaze meyve ve sebzelerin
renk cümbüsü arasinda dolasirrken iki bayanin
Yunanca konustugunu duydum. Ilgimi çekti. Insan yabanci
bir ülkede kendi dilini konusanlarin kim oldugunu merak
ediyor. Yaz aylarinda günde bir Midilli adasindan teknelerin
geldigini bildigim için bu bayanlarin Yunanli turist
oldugunu düsündüm. Ancak bir sure sonra yasli,
ama dinç yüzlü, sarikli manavla koyu sohbete
daldiklarini görünce ilgim daha da artti. Hadi bayanlar
turistti ama manav Yunanistan'dan kalkip meyve, sebzesini satmaya
Türkiye'ye gelmemisti herhalde. Üstelek Girit aksani
ile konusuyorlardi.
Maria Mavrikou, "To Taxido" (Yolculuk) adli belgeseli
ile ABDI IPEKCI BARIS ODULU'nu aldi, 2001.
Dayanamadim,
Yunanca sordum:
-Giritli
misiniz?
-Evet
Giritliyiz, dedi yasli bayanlardan biri.
Ben
Giritli turist misiniz demek istemistim aslinda. Gene basini
sallayarak Giritli aksani ile;
-Evet, evet dedi gene Giritliyiz.
-Peki,
dedim. Ne zaman geldiniz?
Bize
okullarda ögretilmeyen tarihi boyle ogrendim. Manav da
bana sordu merakla Giritli miyim, diye!
-Hayir
dedim, Atina'liyim.
-Yunanli!
dedi Turkce ve heyecanla gulumseyerek.
-Sen
de Yunanli degilmisin, dedim. Hala saskinlikla, nereli olduklarini
tam anlamayarak.
Gülüstüler,
beni kucakladilar, Giritlilere özgü siirsel, uzun
atismalarina basladilar. Evlerine davet edildim. Bütün
Giritliler geldi. Gene Girit'e özgü raki ve kuru incir
esliginde bana Girit'in meshur "Erotokritos" siirini
söylediler. Bir kaç kelime ile bütün hayat
hikayelerini anlattilar. Girit'te dogup buyuduklerini, komsulari
Yunanli Giritliler ile olan baris icindeki günlük
yasantilarini, sonra bir gün evlerini, özel esyalarini,
dostlarini birakarak çok sevdikleri Girit adasini nasil
terk etmek zorunda kaldiklarini...
Bende
Ege'nin obur yakasinda ayni hikayeleri Rumlardan dinlemiitim.
Ayni sene gene Fotis Kontoglou'nun satirlari beni Ayvalik aciklarindaki
Yunanca "Moschonissi" yani kokulu ada, Türkçe
adiyla Cunta adasina goturdu. Ben Giritli Turklerin sadece Ayvalik'ta
oldugunu dusunurken tesadufen tanistigim bir coban ve balikci
bunun yanlis oldugunu kanitladilar. Cunta'da da ayni sicaklik
ve sevgi ile karsilastim. Ayvalik'tan ayrlirrken bu insanlarla
ilgili bir film yapmaya çoktan karar vermistim. Ancak
yasanan acilar ortakti. Mübadele hem Rumlarin, hem de Türklerin
kapisini çalmisti. Filmin çekimlerine 1997 yilinda
baslamama ragmen daha once pek çok kereler Ayvalik ve
Cunta adasina gidip bu kisileri ziyaret ederek önce güven
ve dostluklarini kazanmaya çalisitim. Yunanistan'da ise
daha onceden tanidigim Ayvalik'li iki kardes Makis ve Antigoni'nin
Ayvaligi tekrar ziyaret etmek istediklerini biliyordum. Makis
cok yakinda bir açik kalp ameliyati geçirmisti
ve bu seyyahate dayanip dayanamayacagini bile bilmiyorduk. Turk
yetkili makamlarinin iznini almanin uzun surecegini hatta eski
tecrubelerime dayanarak zor olacagini dusunup kaygilaniyordum.
Boylece Ayvalik'taki cekimleri daha amatör bir çerçevede
gerçeklestirmeye karar verdim. Filmde'de gorulecegi gibi
Makis ve Antigoni'nin evlerini bulduk ancak yeni ev sahibi onlari
iceri almak istemedi. Bu duygusal seyahate Makis daha fazla
dayanamadi, yarida kesip Atina'ya döndü. Bir kaç
ay sonra da vefat etti. Makis ve Antigoni'nin ailesi avci idi.
Yillar boyunca avcilik nesilden nesile gecmisti. O donemde Ayvalik'in
onemli ailelerindendiler. Onlara Kocabas denilirdi. Ayvalik'li
yazarlardan Fotis Kontoglou, Ilias Venezis ve Stratis Doukas
kitaplarina konu edinmislerdir bu aileleri. Makis'in hayali
eskiden oldugu gibi Cunta adasinda arkadaslari ile avlanmakti.
Cekimler dort yilimi
aldi. Elimde dogru malzeme yoktu. Kimse ne yaptigimi bilsin istemiyordum.
Filmi engellemelerinden korkuyordum. Nihayet film icin mali yardim
buldugumuzda Giritli Turkleri de Girit'e goturmeye karar verdim.
Saat
sabah 5.30 sularinda feribot Girit limanina yaklasirken ayni
korkuyu gene içimde hissettim. Bu sefer Türkleri
getirmistim Yunanistan'a. Nasil tepki gösterecekler hiç
bir fikrim yoktu. Limana vardigimizda bir beyin beni görmek
istedigini söylediler. Heyecanla gittim. Yunanistan'daki Küçük
Asya Mülteciler Dernegi'nin baskani idi. Bizi büyük
bir cosku ile karsiladilar ve Girit'teki konaklamamiz süresince
diger bazi yerel kuruluslarla birlikte bizi misafir ettiler.
Girit'te kaldigimiz süre icinde Turklerin Girit halkindan
gördügü ilgi, iki halkin yakinligi ve benzerligi
kelimelerle anlatilamaz. Çok duygusal anlar yasadik.
Sarkilarin ve danslarin hiç eksik olmadigi toplantilardan
birinde genç bir çocuk yanima geldi ve sordu:
-Bayan Mavrikou, bunlardan hangisi Turk, hangisi Yunanli?
Iste o zaman bu film ile baris mozaigine küçük
bir tasi da benim koyabildigime inandim.
Yunan televizyonlarinda
çoktan yayina giren bu film büyük ilgi ile karsilandi.
Filmin Turkiye'de gösterimi icin Bogazici ve Ankara Üniversitelerinden
davet alan Mavrikou filmin ayrica gelecek sene Istanbul Film Festival'inde
yabanci filmler kategorisinde sergilenecegini de açikladi.
Ancak arzusu daha genis kitleye yayin yapan televizyon kanallarindan
birinde göstermek "Yolculugunu" . Her sene dönüsümlü
olarak verilen "Abdi Ipekçi Baris Odülü"nü
bu yil alan Maria Mavrikou 50`ye yakin film gerceklestirmis. Maria,
Türkiye'yi konu alacak diger kitap ve film çalismalarina
destek olmasi açisindan Ipekçi ödülünün
onemli bir katki saglayacagina inaniyor.
Maria, Izmir'in tam
paralelinde yer alan Yunan adasi Skiros`lu ,ilk filmi de gene
bu adaya özel geleneksel bir dügün töreni.
16 yasinda ailesi ile birlikte Amerika'ya gidiyor. Arkeoloji ve
Yunan edebiyati tahsili goruyor. Ancak daha sonra çagdas
Yunanistan, insani ve sorunlari ile daha çok ilgileniyor
ve sinemaya, özellikle belgeselcilige yöneliyor. UCLA
ve Berkeley gibi Amerika'nin önemli üniversitelerinde
Etnografik film uzerine de egitim goren Maria, esinin isi dolayisiyla
kisa bir sure için Yunanistan'a yaptigi donusu hem kariyeri
hem de hayati icin onemli bir donum noktasi olarak animsiyor.
Ilk filmi "Skiros Dügünü" ilk defa Selanik
Film Festivali'nde oy çogunlugu ile birinciligi aliyor.
Daha sonraki sene ise Istanbul'da Balkan odulu gene "Skiros
Dügünü" icin.
Yeni Çalismalar: Türkiye hep ön planda
>Maria'nin
yolu tekrar ve pek çok kez geçecek Türkiye'den.
Baharda cekimi baslamasi planlanan yeni bir belgeselin calismalari
icinde. Konusu Izmir bölgesinden gelen Yunanli bir yazarin
portresi. Maria bir anda birkaç proje üzerinde birden
çalisiyor. Bu tür çalismanin kendisini daha
çok motive ettigini belirtiyor. Sürekli seyyahat
ediyor ve tanistigi insanlarin hikayelerini kaydediyor. Yunanistan,
Turkiye ve Balkanlar ilgi alani icinde. Yeni bitirdigi kitap
projelerinden bir tanesi 1809'dan 1923 yilina kadar Amerika'ya
göç eden Yunanli mültecilerin agizdan agiza,
nesilden nesile dolasan hikayeleri. Balkan savaslari ve Küçük
Asya felaketini yasayan Yunanistan'in ve Yunanlilarin hikayesi.
Yunan azinliginin çogunlukta oldugu Arnavutluk da Maria'nin
uzun zaman harcadigi ve arastirmalar yaptigi bir ülke.
"Arnavutluk hosuma gidiyor" diyor, "ama daha
cok insanini ve dogasini seviyorum. Geçtigimiz üç
seneyi orada geçirdim. Pek çok film yaptim ve
çok iyi elestiriler aldim. Ancak son derece üzücü
görüntülerle karsilastim. Insanlari sistem tarafindan
hirpalanmisti. 50 yil boyunca kendi topraklarinda hapis hayati
yasadilar. Arnavutluk'un neredeyse yari nüfusunu teskil
eden Yunanlilar ise yillarca kendilerine ozgu aksanlarini, törelerini
hatta bir kisim mimarilerini bile koruyabilmislerdi. Bunlari
kaybolmadan kaydetmek istedim. 1992'den 1994-95 yilina kadar
bu insanlarin dillerini, geleneklerini, essiz Balkan mimarisini
ve hayat hikayelerini kaydedebildigim icin cok sansliyim."
TR'>Diger bir proje ise Maria'nin ilk uzun metrajli, konulu
filmi olacak. Senaryosu hazir olan filmin cekimlerine onumuzdeki
sene baslamayi planliyor. Kapadokya, Romanya, Yugoslavya, Üsgüp
ve Yunanistan'da cekilecek filmin konusu bir Balkan Mitolojisi.
Mavrikou bu film ile, her ne kadar Balkan ülkeleri içinde
ve arasinda anlasmazliklar yasaniyorsa da ortak bir tarihin
ve kulturun bulundugunu ve filmin bu noktalarda yogunlastigini
belirtiyor.
Geçen
seneki çalismalarinin içinde bir kitabin da yer
aldigini belirten Mavrikou bu sene kitabi hem Yunanca, hem Turkce
bastirmayi hedefliyor. Kitabin simdilik adi "Ölümcül
bir aska inlemek". Bir Turk erkek ile Yunanli kadin arasinda
dis engellerden dolayi yasanilamayan aski anlatiyor ve Mavrikou
bu hikayeyi Turkiye ve Yunanistan arasindaki iliskiye benzetiyor.
Her ne kadar birlikte olmak isteseler dahi, iliskileri, kendi
cikarlarini on planda tutan daha buyuk güçler tarafindan
engelleniyor. "Erkek kitapta zayif bir karakter" diyor
Mavrikou ve devam ediyor:" Turkiye'de aile yapisinda kadinin,
özellikle ana olarak sözü degerli. Erkek karakterin
babasi yok. Dolayisiyla surekli anne ve kiz kardeslerini memnun
etmeye calisiyor. Anlasilacagi üzere Yunanli kadini ogullarina
istemiyorlar. Ancak ayni durum bir Yunanli aile icin soz konusu
olsaydi farkli olurdu. Yuzyillar boyunca bu iki kultur birlikte,
iç içe yasadilar. Birbirlerinden alip, verdiler.
Evlilikler oldu, kan zaten karisti. Daha sonra tarihte yasanan
acilar daha çok Yunan halki için agirlikta olmasina
ragmen gene de Yunanli bir aile bir Turk`u daha kolay kabul
eder hanesine. Bu da bazi seyleri asabilmeyi, ileri bir dusunce
tarzini gosterir."
Buyuk asklarin devam
etmedigine inanan Maria Mavrikou Turk-Yunan askini anlatan kitabini
Nobel ödüllü Elitis'in su dizeleri ile noktaliyor:
"Perimeno, ta pento, ya panda
"M'akus
Monimu, stin paradiso"
"Bekliyorum, yastayim, sonsuza kadar
Duyuyor musun
Cennette tek basima"
|