|
Inanmak
Istediklerimiz...
Cem
SERTOGLU
Gectigimiz Eylul, New York Times'in
eski Istanbul buro sefi ve ilk Turkiye temsilcisi Stephen Kinzer'in
"Crescent & Star" (Hilal ve Yildiz) isimli kitabi
yayinlandi. Amerikan toplumunun son on sene icerisinde
Turkiye ile turistik olarak tanismasinin ardindan, bu tur, akademik
dille yazilmis olmayan, aydinlatici ve edebi bir tadi olan bir
"modern Turkiye" kitabina piyasanin ihtiyaci vardi. Kinzer'de bu tur bir kitap icin ideal yazar tanimina oldukca
uyuyor. Heves ile
gidip aldim. Son
okudugum Harry Potter kitabindan sonra keyifle okuyacagimi dusunuyordum.
Dusundugum dogru cikti ve keyifle okudum. Ozellikle Potter'in Dogu Anadolu'yu ziyareti,
kahvehanelerde nargile icmesi, Bogaz'da baliktan bahsetmesi
cok hosuma gitti. Turk
insanlarinin sicakligi ve sihir konusundaki ustaliklari... ah, pardon!
J.K. Rowling'in fantazisiyle S. Kinzer'in fantazisini birbirine
karistirdim galiba. Kusura
bakmayin, lutfen. Tabii,
Kinzer'in dusunceleri kalbimize o kadar daha yakin ki, karistiriyor
olmam sasirtici. Nicin karistiriyorum acaba?
* * * * *
Kinzer kitabi boyunca Turkiye'yi artik erginlige ulasmis, hayatinda
kendi yolunu belirleyebilmesi, kararlarini vermesi ve sonunda
basarili olabilmesi icin gerekli kaynaklara sahip duruma gelmis,
fakat ailesi tarafindan bir turlu kendi haline birakilamayan
bir cocuga benzetiyor. "Kemalist elit" olarak tanimladigi, asker, burokrat
ve bir takim politikacilarin Turk halkini gercek bir demokrasiden
korudugunu one suruyor.
Kinzer'e gore, eger bu sevgi-baski kiskacindan kurtulabilen
Turkiye'nin, cagdas dunya degerlerinin bir cogunu yakalayamamasi
soz konusu degil. Bunun somut ornegi olan Avrupa Birligi
uyeliginin ise bu atilimdan sonra sadece bir formalite olacagini
dusunuyor.
Hani biraz daha az suya sabuna dokunur bir kitap yazilmis
olsa, "Crescent & Star"in Turkiye'de en cok satan
kitap olmasi isten bile degil.
O kadar duymak ve inanmak istediklerimizle dolu ki!
Peki, dogru mu?
Bilmiyorum. Inanmak
istiyorum. Aklim
"evet" dedigi an, gozlerim "hasta misin?"
diye sormak zorunda kaliyor. Kalbim "kesinlikle" diye dusundugu
an, hafizam "affedersin, TBMM'indeki son gordugun toplanti
manzaralarini mi yoksa her hafta Turkiye Super Ligi'ndeki tribunlerdeki
polis-taraftar kapismalarini mi hatirlatmam gerekiyor",
seklinde mudahele ediyor.
Kitabi, Harry Potter'dan ayirmanin zorlugu burada.
Bir anlamda Kinzer'in izlediklerinden, yasadiklarindan
ve birikimleri sonucu kitabin her bir bolumu ve butununde sundugu,
"oneri-beklenti-umut", dusuncelerimde sanki Potter'in
fantazisi ile ayni cizgide bulustu!!
Kinzer'in vardigi sonuc ve getirdigi cozum onerileri
sasirtici degil. Istanbul'da,
haliyle bati egitimli ya da batici egitimli bir grupla cevrili
olarak, --bizlerin de burada cok ozledigimiz-- cok keyifle ic
ice dort sene gecirmis oldugu izlenimini ediniyoruz.
Meyhanalerde oturup, "ne olacak bu Turkiye'nin hali,”
turu sohbetlere katilmis.
Akli calisan cogu insanin gordugu gibi, Turkiye'nin yonetilis
bicimindeki bircok yanlisi tesbit edebilmis ve rasyonel bir
yaklasimla bu yanlislarin nasil duezeltilebilecegi konusunda
fikirler one suruyor.
Benim de sik sik kendimi icinde buldugum bir surec bu.
Oldukca da kolay. O kadar cok beceriksizlik ornegi goruluyor
ki "ben olsam" diye baslayabileceginiz cumlelerle
dolup tasiyor akliniz.
Kinzer da ben olsam'ciliga girismis.
Gorevinin de getirdigi bir ayricalik olarak
bazi kapilari acabilmesi de goruslerini guclendirmis. Necmettin Erbakan hakkinda oldukca kararli,
Erbakan'i karizmadan uzak, hafif kustah, hic urkutucu olmayan
bir marjinal lider olarak tanimliyor, zekasini sorguluyor. Bir an icin, karsisinda oturan insanin
sadece birkac sene once %22'yi asan oy oraniyla Turkiye Cumhuriyeti
Basbakanligi gorevine geldigini hatirlamiyor. Hatirlasa da bunu bir tesaduf, ya da baskici yonetimin marjinallestirdigi
varos oylarinin bir sonucu olarak niteliyor. Turkiye'nin onunde, Islam dunyasina bir
ornek tesgil etme firsati oldugunu dusunuyor. Islam ve demokrasinin isler bir sekilde yan yana varolabileceginin
gosterilebilmesinin ozellikle onemli oldugu bu gunlerde, Turkiye'ye
ozel bir gorev dustugune deginiyor . Hepimizin inanmak istediklerine inaniyor.
Kitabi keyifle okudum. Okudukca de "keske bu kitabi Kinzer yazmis olmasa"
diye dusundum. Benim,
cevremdekilerin, Kinzer'in ya da cogu Bati'li gazetecinin bu
kitabi yaziyor olmasi maalesef gereginden fazla "beklenilir." Gercek adimlari, benzer kitaplari Turkiye'nin
cekirdeginden gelme, gercekleriyle benden ve Kinzer'dan daha
tanisik olanlarin yazmasiyla, ve Kinzer'in "Kemalist elit"
inin icinden gelenlerin dile getirmesiyle atiyor olacagiz. Yoksa, Kinzer oturmus nelerin yanlis oldugu
hakkinda yazmis... Baska
ne yazabilirdi ki?
Turkiye, bilemediklerimizle, duyamadiklarimizla ve inanamadiklarimizla
dolu oldugu surece, ozlediklerimizi hatirlatan, tatli tatli
yazilmis kitaplar, kokleri ve kaynaklari dolayisiyla sadece
beklenilen cevrelerde mi dalga yaratabilecekler? Yoksa bekledigimiz
Kinzer miydi, bize bazi gorunen yollari, bize bir daha gosterecek
olan? Benim
cevabim yok! Acaba her ulke bu denli cevapsiz mi?
|