Okumak Derken...


Selçuk PERIN


Bazen sorular sorulari getiriyor, cevaplar hep araniyor. Bazen de hiç aranmiyor. Neden ? Bilemeyecegim. Her nedense, içimde bir soru kaliyor hep ! Acaba bizler okumayi unuttuk mu?

Galiba unuttuk ! Gerçekten unuttuk ! Hepten rafa kaldirdik okuma zevkini ve okuma istegini!...

Çocuklugumuzda bir tek radyo vardi. Orada da belli müzik programlari, skeçler, tiyatro naklen yayinlari, maçlar bizi ilgilendirirdi. Çocuklar sokaklarda oynarlar, evde ders çalisirlar, radyo dinlerler geriye kalan zamanlarinda da okurlardi.

Ögretmenler okumayi ön plana çikarirlar, okunan kitaplardan sorular sorulur, kompozisyonlar yazilirdi. Türkçe, her zamandan güzel bir halde dinlenir, okunurdu. O zamanlar bu günkü kadar tercüme edilmis romanlar yoktu. Eskiler okunur, bulunamayanlar dinlenir, kitaplar ödünç alinir iade edilirdi. Divan edebiyati, aruz vezni lise talebelerinin bildikleri konulardi.

Günlükler tutulur, arkadaslar arasinda okunur, sonra da okunmus, edinilmis bilgiler ile sakalar yapilirdi. Okumak bir zevkti.

Okumak hâla bir zevk. Ama okuyan kim? Gazetelerde okunacak hiçbir sey kalmadi. Ama gazeteler günlük hayatimizin bir parçasi. Yazilan yazilarin Türkçe'si zayif. Haberler karma karisik, tekrar dolu. Bu okumak için bir zevk degil. Bu okumak için bir eza. Okumaya yeltenenler için de bir ceza.

Televizyon, o zamanlar hafta da bir, Ankara ve Istanbul'da deneme yayinlari ile ITÜ ve ATÜ den Persembe günleri ögleden sonra 1 veya 2 saat deneme yayini olarak vardi. Nerede bugünkü 45 kanal. Sinema ve kitap vardi, bizim dikkatimizi isteyen. Bilgisayari bos verdim, elektronik hesap makinasi bile yoktu benim gençligimde. Sinüs, Kosinüs hesaplarini elde yapardik, cebir problemlerinin neticesini kontrol edebilecegimiz hiçbir sey yoktu. Onun için de okurduk, okurduk ve okurduk. Bizim kurtulusumuz için baska hiçbir çözüm yoktu.

Artik çogumuzun yasi aldi gidiyor. Geriye dönüp baktigimizda da hep neseli günlerimiz, hep güzel hatiralarimiz var. Ama hepsini anabilmek ve hatirlayabilmek için de okuduk. Elimize ne geçerse okuduk. Defalarca okuduk. Klasikleri okuduk, komikleri okuduk, mecmualari okuduk, dersimizi okuduk ama okuduk.

Ve bir seyler ögrendik saniyorum. Saniyorum, çünkü oturup dogru dürüst konusabiliyoruz, yazabiliyoruz. Bunu tek basimiza mi yaptik? Hayir annelerimiz, babalarimiz ve ögretmenlerimiz vardi onlar bize yol gösterdiler. Bazilarimizin aileleri ögrenim görememis olmanin eksikligi içersinde evlatlarinin okumasi için her seylerini verdiler. Ögretmenler bize bir seyler ögretebilmenin atesi içersinde yandilar ve basardilar.

Simdi de elimizde kalanlar hep hatiralar, anilar, anekdotlar. Ama yeni gençlerin önünde uzun bir yol var. Bu yol da ne bilgisayardan, ne televizyondan geçiyor. Okuyunuz.

 

Bruksel, 09.03.2001

Sonbahar - 2001 sayimiz; "Unutulan Insan "a ithaf edilmistir.

Bu sayidan itibaren
"
INSAN"i her boyuttaki deger ve varolusuyla animsatmaya yonelik
dusunsel ve gorsel urunlerinizi, ISIK BINYILI'nda yayinlamaya davet ediyoruz.
KIS-2002 - Ikinci Yildonumu sayisina katilim icin son gonderme tarihi: 10 Ocak 2002
ISIK BINYILI e-dergi; The Light Millennium, Inc., semsiyesi altinda "kamu yararina yayincilik"
yapmak uzere 17 Temmuz 2001 tarihinde, New York Valiligi'nin onayi ile ve
New York merkezli olmak
uzere,
ticari amac tasimayan bir kurum statusu kazanmistir.

HOME PAGE

TÜRKÇE
Içindekiler

@ The Light Millennium e-magazine was created and designed by Bircan ÜNVER. 7th issue. Sonbahar 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org