KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

Gelecek Kisisel Isiklarla Agaracak...

Ali Aslan KILIÇ
ZamanUSA

Isikbinyili, Light Millennium'u anlatiyor...

Birinci yilini dolduran Isikbinyilinin mimari Bircan Ünver ile Light Millennium'u konustuk. Neden binyil? Nasil bir hedef? Hangi enerjiyle? Çocuklar projenin neresinde? Sanattan televizyona... manifestolardan, özgürlüge, insan haklarina... yasamin önemi ve vatan özlemine kadar bir yigin sorunun cevabi keyifli söylesiyle geldi.

Belirsiz bir yasa kadar, "edinme-sahiplenme"üzerine kuruyorsunuz hayallerinizi... yasam sevincinizi.

Bir noktadan sonra, "neler bikaracagin" önplana çikiyor. Kisiye göre degisen bu dönüm noktasini erkene çekebilenler büyütüyor isigini.

Düsünceleri idealize etmek için kisisel isiklari elektronik ortama tasima projesi olan Isikbinyili, "birakilacak" ürünlerin çoklugu üzerine kurumsallik kazanmis.

Sorumluluklar yaninda omrün kisaligi nekadar açik onu kavrayan bireylere ..Ve nekadar kapali düsünme firsati bulamayan kitlelere...

Light Millennium'un mimari, tek kisilik kadrosu, editörü, redaktörü Bircan Ünver ile "binyil", hedeflerini, özgürlügü, konustuk.

Keyifle okunmasi dilegiyle..

* * * * *

Yogun bir tempo ile çalisma hayatinin yaninda video projeleriniz de devam ediyor. Yerel televizyon kanalinda Ingilizce agirlikli ve Türkce programlar da üretip yayinliyorsunuz. Bu tempoya bir de Light Milennium'u eklediniz ve bir yilini doldurdu. Bütün bunlarla neyi hedefliyorsunuz?

Öncelikle hedefledigim, ozellikle Internet dergi ile ideolojik ayriliklarin keskinliginden uzak, tüm düsünceleri kucaklayan ve gelecege olumlu-yapici düsünsel bir altyapi hazirlayan bir anlayisi yerlestirmek. Ekonomik bir beklentim yok, kimseyi de memnun etmek için yola cikmadim. Her sayinin on hazirliklarindan, tasarim-yayin-duyuru/dagitim asamasina kadar, su ana kadar tek kisilik bir proje olarak devamedegeldi. Amac ve kapsami ile ticari bir icerik tasimadigindan, yalnizca Internet bünyesinde degil, Albany'den de "organizasyon/dernek" (not-for-profit) yapisini teyit ettirmek icin girisimlerde bulundum. Tüm bunlari, kendi düsüncelerim kadar baskalarinin da düsüncelerini ozgürce realize edecegi ve düsünsel boyutta küresel olarak bir araya gelecegi bir platformu, amacina uygun olarak yayginlastirmak ve dergiye süreklilik kazandirmayi amacliyorum.

Derginin Türkiye temsilcisi Berat Alanyali'dir ve Istanbul'dan dergiye destek vermektedir. Ileride gonüllü kadrolasmalar gerçeklesirse; Almanca, Fransizca, Ispanyolca dillerinde de dergiyi yayinlamak amaçlarimdan biri.

Bununla birlikte TANITIM sayisinda da belirtmistim, eger bir yayinci kabul eder ya da sponsor bulabilirsek her iki ya da en gec uc yilda bir; hem Türkce hem Ingilizce olmak üzere derginin her iki bolümünden seçmelerden olusan, ayri ayri kitaplar yayinlatmayi amacliyorum. Derginin içerik ve amacini destekleyen ürünler, hem seçmeleri belirleyecek hem de kitaplarin genel çercevesini olusturacak.

Bircan Ünver, Mayis 2000, New York. Foto: Cengiz Toprak

Kimseyi memnun etmek olmasa bile, memnun olanlarin destegini aliyorsunuzdur herhalde.

Kimseden ekonomik anlamda destek bulmak için yola çikmadim. Öyle bir beklentim olsaydi, bu derginin ilk sayisini yayinlamayi hâlâ bekliyor olabilirdim. Projelerimi gerçeklestirmek için para arama noktasina girersem sonuç çikmayacakti ortaya.

Sanatçinin sanatiyla iletisim kurmak çok daha önemli. Yazilive gorsel ürünleriyle dergiye saglanan katki, her türlü mali destegin önünde. Çünkü derginin ozünü ve biçimini katilimlar olusturuyor. Bununla birlikte, Light Millennium/Isik Binyili alternatif bir yaklasim oneriyor geleneksel yayincilik anlayisina... Kendi alanlarinda profesyonel olanlar, dergiye katkida bulunduklari zaman, bu çok ciddi bir destek çünkü Light Millennium'da telif ücreti odenmez. Bu tür katilimlar, dergiye prestij kazandirir. Bununla birlikte her insanin bir sanatçi yonü bulunduguna dair olan inanci ve bu potansiyelleri harekete geçirmeyi amaçlar ve düsünsel üretimleri tesvik eder. Ornegin; Sonbahar 2000 sayisinda, Istanbul'dan 8 yasindaki Meriç Yilmaz'in ilk siirlerini, Berat Alanyali'nin onerisiyle yayinladik. Anafikir ve projeyi uygulama bana ait ancak katilimcilar ve düsünsel destek olmasa, dergiyi gerçeklestirme ya da devam etme olanagi bulunmazdi. Bu nedenle, katilimlar bu projenin 'can damarini' olusturdugu icin mali destekden cok daha onemli. Her halukarda, derginin daha iyi gelisebilmesi ve yayginlasabilmesi için, bu asamada her iki dilde de yerlesik bir gonüllü kadro olusturulmasina ihtiyac var.

Ekonomik bir beklentinizin olmadigini söylediniz. Yani proje ve derginizden gelir saglamayi düsünmüyor musunuz?

Para kazanmaktan çok düsünsel üretimlerde bulunmak, yasamla kurdugum en güçlü bag. Ornegin, geçmiste Istanbul'daki sanat yazilarimin da buna benzer bir islevi olmustu o donemde... Birilerinin yalnizca para için çalisilmayacagini da göstermesi gerekiyor. Hiç bir gelir olmadan ve tüm masraflarini yine kendinizin karsiladigi, yarim saatlik bir video projesinin hayat bulmasi bazen iki yiliniza malolabilir. Bu iki yili harcayip çok iyi sonuçlar alabilirsiniz ama alamayabilirsiniz de. Elbette, çok sevilen bir meslek ve yasama anlayisi olarak; tanidiginiz insanlar kadar, hiç tanimadiginiz insanlarla da, dergi ya da video projeleri araciligiyla bir iletisim kurma dilegi ve çabasi, eger yasamin temel carkini dondüren bir geliri de beraberinde getirirse, bu da onemli bir idealin gerceklesmesi olur. Çünkü o durumda hayatin dayatmalarindan biraz nefes almak mümkün olacaktir. Genel olarak, insanlarin içgüdüleri dogrultusunda seçtikleri meslekler, yasamin pratigi ile senkronize olmayabilir. Bu durumun da yalnizca bana ait degil, 20 yüzyilin çozemedigi temel sorunlardan biri oldugunu düsünüyorum. Yalnizca New York'ta yasayan yüzbini askin sanatçi ve tiyatrocunun; geçimlerini saglamak için mutlaka bir ya da iki ek is yaptiklari istatiksel bir bilgi.

Bu bilincle, belli bir garantisi olmayan ve ne kadar sürecegini kestiremediginiz bir destege bagimli olmaktansa, minumum olanaklarla en fazla ne yapabilirimi uyguluyorum son on yildir. Bu anlayisiyla, mümkün olabilen üretim kapasitesinde, -gerek video projeleri olsun, gerekse Light Millennium olsun-, onümüzdeki 5-10 yilda; "süreklilik" onkosuluyla, mevcut ve edinilecek birikimlerin; dergiye ideal ve güçlü bir yapi kazandiracagina ve muhtemelen amaçlarini da asabilecegine inaniyorum. Bence gerçek basari da, kosullar ne ve nasil olursa olsun, hedefi gerçeklestirmek ve hatta asabilmek için, üretmeyi araliksiz ve çogalarak sürdürmek... Oz olarak, sürekli olabilmek ve sahneden cekilmemek, basaridan anladigim.

Isin özü süreklilik diyorsunuz..

Evet süreklilikle biriken materyal bir deger olacak ve kendi içinde istedigin zenginlik ve içerikte üretme özgürlügünün altyapisini olusturacak. Düslenilen zengin kaynaklarin el altinda oldugu özgür bir ortamda, ancak toplumsal yapiyi müsbet yönde etkileyecek capta güçlü kültür-sanat eserleri koyabilirsiniz ortaya.

Wall Street Journal'in Türkiye Muhabiri Huge Pope'un ZAMAN•da yayinlanan bir cümlesini unutamiyorum. Toplum olarak ortak dili kullanmanin disinda, nelerin ortak oldugunu soruyordu, Amerika'da yasayan Türkler arasinda yaptigi bir arastirmanin sonucunda. Gerçekten de zamanla olusan cok az sayida birkac dostlugun disinda, ayni sarki ayni kitap ayni gazeteyi okudugunuz genis bir dostluk çevresi ya da topluluk, ortak konular yok burada. Bunu soyleyebilirim çünkü gidis ve donüslerim disinda, 9 yila yakin bir süredir Amerika'da yasiyorum. Aile ya da en yakin olarak belirlenen dostluk çevresinde; ortak konular yoksa, hep birlikte sarki soylemek, ya da bir folklorda bir araya gelinemiyorsa, ortak kültürü temsil etmek ya da bir toplum olabilmek için birseyler, çok önemli birseyler eksik demektir.

Motivasyonunuzu bu eksiklerin giderilmesine mi borçlusunuz?

Gerçekte hep boyle bir eksikligi çok derinden hissetmem ve bu eksiklige teslim olmama direncinin bir formülasyonu olabilir bu projeler. Bu eksikligi yaziya, video projelerine ya da Internet'teki virtual bir atmosfere transfer ederek; olasi kurulacak düsünsel koprülerle, bu anlamdaki bir motivasyonun da boylece dinamik kalmasini sagliyor olabilirim,  icgudusel olarak. 35 yasimda, Cahit Sitki Taranci'dan da bir etkiyle, "Yeniden Baslamak" diye bir yazi yazdim. Kisisel bir manifesto idi. En zor dönemlerde bile yeniden baslamak, baslayabilmek ve bu enerjiyi icten bulabilmek gerekliligine inandim hep.

Üretimler içinde en degerli olanlar aklin ve ruhun süzgecinden geçmis ve her ikisiyle de içsel uyumlu olandir. Bunu gerçeklestirecek ürünler için kisinin kendisiyle hesaplasmasi, yasamin önemini, anlamini, kendi yerini sorgulamasi gerektigini düsünüyorum. En azindan birikmis sorunlarda tikanip kalmamak icin gerekli bu.

Hayati anlamdiracak uzun vadeli planlarin yasama geçirilmesi için kendimize bir rehber de boyle bir uygulama. O geçmis bes yilin aynasini kendine tutabilmek ve bir sonraki bes yili sezebilmek için, her bes yilda boyle bir hesaplasma yazmaya karar verdistim o zaman. Bu anlamdaki ikinci hesaplasmami da 40 yas için yazarken, Isik Binyili/Light Millennium dergisinin ana fikri de o yazinin içinde ve yazimina paralel gelisti. Bu nedenle, derginin ana sayfasinda Manifesto linkinde, bu yazi yayinlanmistir.

Genel olarak, Türkiye'den kültürel, düsünsel ve ruhsal bagim hiç kopmadi hatta Türkiye'ye karsi kirginligim; ona olan sevgim ve bagimin karsiliksiz kalmasi ve orada yeniden yasama çabalarimin da umutsuzlukla sonuçlanmasindan kaynaklaniyor. Bu ülkede de, pratik yasamdaki gündemi, ilgi alanlarim çerçevesinde, kendi kendime rehberlik ederek, hem gelismeleri izlemeye çalisiyor hem de projelere yansitmaya ozen gosteriyorum.

Is hayati, dergi, video projelerinizi bir arada yürütmek zor olsa gerek. Ikinci manifestonuz da bin yil yasamak üzerineydi. Bu tempo ile bin yil da zor degil mi?

Subveyde ajandaya alinan notlar ile ortaya çikan yazi ile basladi "bin yil yasam" manifestosu..

Bizler aslinda, bizden önceki kusaklarin düsleriyiz. Yani düslerin olusturdugu/biçimlendirdigi bir dünyada yasiyoruz. Dünün hayali, kurulan düslerini yasiyoruz ya da o düslerin gerçeklesmis yasam parçalariyiz. Bugünü tümden yeniden kurgulamaya ve uygulamaya zaman yetmeyecek, yarini idealize etmek için çaba sarfedecegiz ama zaman çok sinirli... Gelecegi "olumlu" biçimlendirmek sözkonusu olunca insan bin yil yasamak istiyor.

Yapilmasi gerekenler, yapmayi planladiklarim, projeler o projeler icin gereken çalismalar bir insan ömrüyle gerçeklesecek gibi degil.

Video belgeselleri ile dergi arasinda zaman zaman bocaladigimi söyleyebilirim. Insanlar zora düstükçe üretken olurmus. Hem dergi, hem video projelerimi çok etkili yapmak istiyorum. Zaman darligini gece ve uykudan çalarak asmaya çalisiyorum. Ve onun için bin yil yasamak istedigimi söylüyorum. O kadar çok projeyi gerceklestirmeyi düslüyorum ki, ömür çok kisa görünüyor..

Elbette bin yil yasamak mümkün olsa da, bu tempoyla fizigim dayanir mi onu bilemiyorum. Bazen de bu sancili donemleri atlatacak, mucizevi bir donemi bekleme düsüne giriyorum. Aksi halde genel olarak teknoloji çok hizla ilerliyorsa da, gelecekle ilgili açilimlarin henüz yeryüzünde sosyal ve politik katmanlara ayni hizla ya da hiç yansiyamamasi, karamsarliga sürüklüyor. Yine de yil 3001 ya da 3300'ü gorebilmeyi ve o donemlerde yasiyor olmayi çok isterim. Tabii bu bin yilin yeryüzüne ve insan degerine getirecegi çok farkli boyutlar, kolayliklar ve hatta bugün henüz düslenilemeyen lüksleri de olacaktir.

Gelecekle ilgili, dergide yer alan kurgusal biyografinizde yazdiginiz bir düsünüz var? Ona deginir misiniz?

Son elli yildir Sri Lanka'da yasayan ünlü yazar Sir Arthur C. Clarke'dan etkilenerek yazdim. Sir Clarke'in  bugün 70'den fazla gelecekle ilgili bilim-kurgu kitabi var ve "2001: Uzay Macerasi", "2010", "2060", "3001" ve "Uzak Yeryüzünden Sarkilar" romanlarindan baslicalari. Ayni zamanda, kitaplarinin toplam satisi yeryüzünde yüz milyonu askin.  Bunu belirtmemin nedeni, "sosyal ve politik" katmanlara, teknolojik gelismeler politikacilar tarafindan yansitilmamaya ozen gosterilirken (bilgisayar kullanimi disinda), yeryüzünde gelecege ilgi ve merakin oranina ilgi cekici bir ornek Sir Clarke'in kitaplarinin satis miktari. Sir Clarke'in, bugünkü teknolojik olanaklarla gerçeklesmesinin mümkün oldugunu ve hatta Uzay'a uçaktan daha ucuz seyahat etme olanagi saglayacagini one sürdügü, "Uzay Asansörü" düsüncesinden bir etki ve gelecekle ilgili düslerimin bir kombinasyonu olarak yazdim. Ayni zamanda, dergiye de boyle bir ozellik kazandirmak icin. Hem bugün kimiz, ne yapiyoruz, hem de gelecekte nerede ve nasil yasamak istiyoruzu yansitan biyografi sayfalari hazirliyorum dergide, tabii biyografiler gonderilirse... En çok zorlandigim da, bu kurgusal biyografilerin katilimcilardan temini oluyor... Oysa "kurgusal biyografi" anlaminda ilk denemem olmasina ragmen çok keyif alarak yazmistim. Günlük yasami tatsiz bulan tüm katililimcilarin da benzer bir keyifle yazacagini ummustum.

Bu biyografiyi özetleyecek olursaniz..
"Uzayda, Artemis adli bir gezegende 300 yildir yasiyorum. Meslegim geregi, yasamim gezegenler arasi seyahatlerde geçtigi icin, zamanin çogu uzay gemisi içinde geçiyor. Tatiller de ise, üç çocugum ve esimle birlikte, "Dünya'ya, Arthur C. Clarke'in "Uzay Asonsorü" ile gidip donüyoruz ve Kozmos adli bir dil konusuyoruz." Gelecekte buna benzer senaryolarin, hayatin bir parcasi olacagina inaniyorum ve yasamin o boyutuna da tanik olmak ve yasamak adina, gelecegi ozlüyorum.

Gelecege dönük gerçeklesmesi zor görünen... Yani ömür açisindan zor görünen hedefleri gelecek kusaklarin hayata geçirecegi olgunluga eristirme ya da bunlari hayata geçirecek kusaklar yetistirme gayreti beni rahatlatiyor. Siz ne düsünüyorsunuz?

Evet önemli olan pozitif düsünceden yola çikmak. Bütün dinlerin tasidigi pozitif ve ortak öz'e inaniyorum. Iyi insan olmayi, iyiliksever olmayi, çaliskan, üretken olmaya tesvik var ve baska insanlara zarar vermeyi yasaklayici onermeler tasir, din kitaplarinin ortak ozü.

Bütün evrenin de ortak dili var. Evrenin size düsen parçasini realize etmek isterseniz, "kisisel menkibenizi" yasiyorsunuz, demektir.  Bu da sinirli ömrünüzde hem yeni kusaklara iyi ürünler birakma hem de bunlari gerçeklestirecegini umut ettiginiz kusaklar yetistirmeye yarayacaktir süphesiz.

Ozünde sevgi olan, kendine, yasamina, insana ve cevresine saygili, üreten, kazandigindan yardim eden ve kazanci baska insanlarin cefasindan-sirtindan olmayan, yenilige, gelecege, kesiflere acik bir kusak ile de bin yil yasanabilir degil mi?

Derginin ismi nasil dogdu?

Esasen "Ücüncu Binyil" olarak ilk isim gelismisti, "Bin Yil Daha..." yazisinda... Yil 1999 ve bir "binyil/milenyum" bombardimani; gerek kültürel, gerek teknolojik gerekse yeni gelen binyilin olasi risklerine isaretler, Nothradamus'un kahinlerinin gerçeklesip geçeklesmeyecegi ile ilgili sayisiz yazilar-yorumlar derken; ben de genellikle ekilmeye çalisilan bu olumsuz tohumlara kayitsiz kalamadim.

Bunlara bir tepki olarak da; ÜÇÜNCÜ BINYIL'in "tüm insanliga, en yarasir en yüksek degerler ve kosullari" sunan bir BIN YIL olmasini düsleyerek, bunu da bicimlendirmenin bizlerin elinde oldugunu düsündüm. Derginin yapisi, içerigi ve amaci da zaten bu çizgide gelisti. Isim konusunda; 27 Temmmuz 1999'de; THIRDMILLENNIUM.ORG olarak domain ismi icin kayit yaptirmak istedigimde, isim alinmisti. Birden tüm düslerim, düsüncelerim kapkapara oldu. Bir bes dakika adeta dondum, hiç birsey düsünemedim. Çünkü o yilin Mayis ayindan beri kendimi bu isme hazirlamis ve yakin çevreme de duyurmustum. Sanki dergi projesi, tüm düslerim elimden alinmis gibi hissetmistim o an. Bu ilk bes dakikayi atlattiktan sonra, calistigim bilgisayar masasinin etrafina bakinip, yeni isim için referanslar ariyordum. Bu ara "Hitit Günesi" idolune gozüm takildi. Anadolu Uygarliklari ile ilgili idolleri cok seviyorum ve çok küçük çapta da olsa, bu anlamda bir koleksiyonum var... Ya da bir koleksiyon olusturma cabam... Neyse bu idol beni direkt Günes kavramina, dolayisiyla da ISIK referansina gonderdi. Boylece simdiki ismi dogdu.

Bir de, Ingilizce'de biliyorsunuz 'light'in anlami ISIK olmakla birlikte, 'hafif' de ayni zamanda. Bu iki anlam da derginin ozü ile çok birlesti cünkü, yeni binyilda insanoglunun tüm hamalliklardan, yasamsal ve ruhsal agirliklardan da hafiflemesini dileyen bir yaklasim var derginin ozünde ve isminde...

Light Millennium'a dönersek... Bir yillik deneyimden sonra dergiyi bir daha tanimlayabilir misiniz?

Birinin digerini rahazsiz etmedigi, bütün düsünceleri kucaklayan ve katilimcilarin birikimlerini yansitan ürünleriyle bulustugu küresel bir platform. Küresel diyorum cünkü tesbit edilebilen (sonucu ülke eklemesiyle biten; ornegin, Turkiye icin, "tr"), 46 ülkeden dergi ziyaret edildi. Reklamsiz, bütcesiz ve derginin yayginlasmasi icin kismi gonüllü bir destekle toplam 6000 okuyucu ve katilimciyi astik.

Dergiyi ilk bes yilda üç milyon insana ulastirmayi düslüyorum. Bu da ancak süreklilikle ve teknik aksakliklari en aza indirerek ve yine sürekli bir gonüllü kadro ile mümkün olacaktir. Ozellikle, "non-profit" bir yapi kazandiktan sonra, bazi kuruluslardan projenin gelismesi ve sürekliligi icin mali destek temin etmek de mümkün olabilecektir. Çok farkli dünya gorüsleri, yasama kültürü, degerleri olan insanlari, farkli dillerden (simdilik Türkce ve Ingilizce olarak) ürünleriyle, ortak bir platformda biraraya getirmek ve bunun için derginin bir isik tutmasini saglamak...

Çevresini aydinlatmak isteyen, yaptigi islerde berrak olan, birikimlerini baskalariyla paylasmak isteyenler, bunlari yazip dergimize gönderebilirler.. bilimsel, sosyal, insan ve çatisma problemlerini ortaya koyan her ürüne açigiz. Belki beklenmedik bir çalisma, tercübe bir baskasinin dile getiremedigi ya da cozemedigi bir problemine isik getirebilir.

Herkes kendi isigini getirirse, aydinlik artacak diyorsunuz...

Evet. Aslinda cok zengin ve katmanli bir kültür tarihimiz var... Gerek Türkiye'de gerekse disarida yasayan Türkleri, kendi birikim, tecrübe ve isiklarini dergiye yansitmaya davet ediyorum. Dergi New York'ta yayinlandigi, Ingilizce bolümü oldugu ve hatta Ingilizce katilimlarin zaman zaman Türkçe'yi astigi için; direkt ya da dolayli olarak kendi kültürümüzü, yasama anlayisimizi ve degerlerimizi yansitabilecegimiz ve diger kültür ve ülkelerle karsilikli gorüs degisiminde bulunulacak bir platform. Derginin onceki sayilari; yine derginin bünyesinde, "arsiv"den Internet'te sürekli elde edilebilir olmasi nedeniyle, simdiden bugüne kadar yayinlanan ürünler bu anlamda bir ornek ve kaynak olusturmustur. Dilendiginde onceki sayilara donülebilir ya da cikisi alinabilir.

Kültürel boyutu kadar, insan unsuru da çok onemli dergi icin. Bazen açilardan, sorunlardan da ders alinabilir, en zor anlardan gelecege umut veren isiklar yansiyabilir satirlardan... Genel olarak pozitif.. pozitif derken, 'hersey gülpembe' onerisi asla anlasilmamali. Amerika'nin demokraside basariyi saglamasini, kendini en fazla elestirebilen ve bu elestirileri gerek medya da gerekse sanat ve kültür etkinliklerinde hizla tüketmesine bagliyorum. Ornegin; Clinton'un "Watergate" ya da "Monika" hatta "O.J. Simpson" davalari o kadar cok boyutlu kullanildi, tartisildi, uretildi ki, sonunda konu ozünden uzaklasip, kurgusal bir olay, arkasi yarina donüstürüldü. Boylece hem siyasiler kozlarini paylasiyor hem de toplumun birikme süboplarini dagitiyorlar. Sistemdeki olasi aksakliklara tepkiler, eyleme ya da sisteme karsi donüsmeden ve sisteme degil zarar vermek, kuvvetlendirilerek; bambaska bir forma aktarilmakta, hizlica ve cok yayginlastirilarak deger kaybettirilme yontemi uygulanmaktadir.

Biz de gerektiginde kültürel degerlerimizi goge çikardigimiz kadar gerektiginde yapici elestirilerle, bundan sonrasi için onerileri içinde tasiyan düsünsel-gorsel ürünlerin, ülkenin daha saglikli bir imaj kazanmasina cok daha fazla katkida bulunacagina inaniyorum. Dergi'nin gorünmeyen bir amaci da, farkli kültür ve degerler icinde Türk kültürünün varligini ve potansiyelini yansitmaktir. Gorünmeyen diyorum ama, Amerikali bir organizasyondan bir roportaj talebimi, onlarin hedef kitlesinin Türkiye olmadigi icin, ileride degerlendireceklerini belirterek, kabul etmediler. Türkçe dili, Türk sanatçisi, ozetle, Türk kültüründen ornekleri yansitan ürunlere yer veren, 'dergi içinde dergi' uygulamasiyla; ana sayfa Ingilizce ve Ingilizce yazilarin da esit oranda ya da agirlikli olmasina ragmen, yine de Türk dili ve kimligi daha güçlü yansiyor olmali. Ve bu yansima da, ille de "Türk" ya da "Türkiye" diye altini çizmeden gerçeklesiyor.

Modern teknoloji de bu hedefi destekliyor aslinda.

Evet.  Her kosulda herseyin bir maliyeti var ama eger modern teklonoji isleri kolaylastirmasaydi bu maliyetleri kaldirmak, yalniz basina dergiyi üretmek mümkün olmayacakti. Her ne kadar modern teknoloji belli mali yatirimlari zorunlu kilsa da, paranin-mali destegin olup olmamasi, derginin varligi ve sürekliligi için tek basina belirleyici degil. Direkt reklama ya da bir sirkete bagimli olmak istemiyorum.

Iyiki elektronik ortam var ve bizi daha gelismis ortamlara da, yine yeni elektronik ortamlar tasiyacaktir.

Öncelikle süreklilik diyorsunuz. Ileriye dönük neler planliyorsunuz?

Derginin üç ay yerine iki ayda bir yayinlanmasi, küresel bir on-line tartisma ortami hazirlanmasi, yukarida belirttigim gibi sorumlu editorler ve gonüllüler kadrosu olustugunda; Light Millennium'u; yalnizca Türkçe ya da Ingilizce olarak degil, farkli dillerde de yayinlamayi düslüyorum. Bu dillerin konusuldugu ülke üniversitelerinden, ögrencilerin, bilim
adamlarinin projelerini bu platformda sunmalarini arzuluyorum. Tabii Ingilizce her ne kadar en yaygin dillerden biri de olsa, Ingilizce ya da Türkçe bilmeyen birinin, dergiye ilgi gostermesi, okumasi ya da bir katilimda bulunmasi soz konusu olamaz... Derginin en yaygin potansiyel katilimciya ulasmasi ve dergide kendini yansitabilmesi icin, farkli dillerden linklerin; www.lightmillennium.org'da bulusmasi, derginin basari grafigini ve yayilma alanini arttiracakir.

Yani global katilimi hedefliyorsunuz.

Evet onu düslüyorum, yine farkli dillerden linkler kurulabilir.

Yasamin temel ödeme bedellerini daha iyi formüle edebilseydim ve para kazanma mecburiyeti olmasaydi, bütün zamanimi global katilim düsümü gerçeklestirmeye adardim.

Ayrica çocuklarin, zihinlerinde, kafalarinda daha az sinirlarla gönülden ortaya koyduklari ürünlerini elektronik ortamda paylasima sunmak istiyorum.

Amerika pek çok kisi için "para"yi hedef haline getirirken siz Amerika'dasiniz ve onu önemsemediginizi söylediniz

Hayalimdeki parayi hedefleseydim, hedefime ulastigim kadariyla hayalim bitebilirdi... Oysa ben düsüncelerimi gerçeklestirmeyi hedefledim. Bu hedefin sinirlari çok daha genis.  Nereden baslayip nereye ulasacagini kestiremezsiniz. Yazili-gorsel ürünlerin nerede, ne zaman, kim üzerinde hangi tesiri uyandiracagini belirleyemezsiniz. O yönüyle düsünceleri gerçeklestirme hedefini çok daha kutsal buluyorum..

Yani Amerika para yerine yazili ürünün önemini mi gösterdi size?

Yazili ürünün önemini bu kadar olmasa da Türkiye'de iken de kavriyordum. Burada islevsel önemini de gördüm. Yani, Amerika bana yazili düsünme ve konusmayi ögretti dersem daha dogru olur.

Sir Arthur C. Clarke ile örtüsen düsünceleriniz var?

Sir Clarke'in kitaplari düsüncelerimi idealize ediyor. Hatta onun kitaplarindaki ongorülerini gercek hayattanmis gibi algilarla okudum. "2001" filminin senaryosuna Stanley Kubrick ile birlikte 1965 yillarinda calisirken, New York'ta Chelsa Oteli'nde kaliyormus ve kitabini da yanilmiyorsam orada yazmis. Benim de 1990 yili Subat ayinda, New York'a ilk ayak bastigimda kaldigim yerdi, Chelsa oteli. Bu rastlantinin bir anlami yok belki ama filmin senaryosu ile ilgili okudugum notlarda, bu bilgiye rastlayinca, "Daha once baska baska zaman dilimlerinde ayni mekanlardan gecmisiz.", diye aklimdan gecmisti. Gerci, Sir Clarke, New York'a geldiginde, hala Chelsa otelinde kaliyor, New York Times'daki bir roportajindan edindigim bilgiye gore. "2001" filmini ise, Türkiye'deyken izlemistim ancak dergi ile ilgili on arastirma ve calismalar; bu konuda daha farkli bir ilgiyi ve yogunlasmayi getirdigi icin, yeniden izledim. Daha sonra "2010"un filmini de izledim. Ozellikle, "2010"da, iki günesli bir gezegende yasiyor insanoglu filmin finalinde. Filmde baska gezegenlerde baska hayatlarin olduguna ya da uzaya gidip oldügü sanilan astronotlarin; boyut degistirmis olduklariyla ilgili gondermeler var. Bu tür konulari, bircogu yalnizca fantezi-kurgu olarak tanimlasa da, insanoglunun gelecegi ile ilgili referanslar olarak algiliyorum, elimde olmadan...

Geleneksel Türk Sanatlari egitiminden sonra on yili askin bir süre sanat muhabirligi yaptiniz? Bu arada geleneksel sanatlarla yollariniz ayrildi galiba, neden ve nasil oldu bu ayrilis?

Mimar Sinan Üniversitesi'nde Geleneksel Sanatlar'a baslamadan once de düzenli olarak sanat sergilerini izliyor ve izlerken de kendi egilimlerimi anlamaya calisiyordum. Resmi seviyordum ama edebiyat ve siirle bagim cok daha erken yaslara uzaniyordu. Bir de Türkiye'de yalnizca Bati resmi-sanati kavrami vardi seksenlerin basinda. Bunda beni rahatsiz eden birsey oldu. Türkiye'de resim yapiliyordu ama Türk insanini, kültürünü, estetigini ve degerlerini yansitan çok az resme rastlaniyordu. Birgün çok sevdigim bir resmin onünde bir iç konusma gerceklesti. Iste bu resimle olan icsel konusmada; ressam olmak istersem en iyi resmi benim yaptigima inanmis olmam ve bütün hayatimi da bunun üzerine kurmam gerekecek.  Ama ben her zaman, mutlaka birilerinin daha iyi olabilecegini ya bilecegim ya da sezecegimi düsündüm. Bu ilk yol ayrimi idi.

Ikincisi ise; Türk sanati ile ilgili birsey yazmak istersem ve Türk sanatini-kültürünü iyicene tanimazsam, degerlendirmelerim ne kadar saglikli olacakti? Bu düsüncelerle, üniversiteye basladigim yil, kendi anabolüm programimiza da dahil olmasina ragmen, hem sanat tarihinden seçmeli dersler aldim, hem ayrica desen çalistim hem de bir yil sonra, serbest sanat muhabirligi-yazarligi yapmaya basladim. Bu Türkiye'den ilk kez 1989'da ayrilana kadar da boyle devam etti. 1995 yilinda da, o donemde yayinlanan yazilarimdan bir derleme; "En Kutsali Yaratmak" adi ile Say Yayinlari tarafindan yayinlandi.

Sanat muhabirligi ve yazarligina televizyon eklendi. Bu ilgi ne zaman ve nasil gelisti?

Esasen, okuldan mezun olduktan sonra kisa bir süre Vakko'da sanat koordinatorlügü yaptim. O donem, TRT2'ye sanatla ilgili birçok TV projesini, snopsisler halinde ve sanatçilari kapsayan on çalismalarla birlikte onerdim. Yaprak bile kipirdamadi. Ama çok oncesi de vard. Ilk kez 1983'te TRT'nin açtigi spikerlik sinavlarina girmistim. Amacim, o donemdeki tek televizyon alani olan TRT bünyesine girdikten sonra, yapimciliga yonelmekti. Ama kazanamamistim.Türkiye'den ilk kez ayrilirken de, TV için sanat programlari üretmek en büyük düsümdü.

Ilk olarak Los Angeles'a gittim ve orada TV kurslari alma olanaklarini arastiriyordum ki, New York'taki Queens Public TV'nin varligi hakkinda bir bilgi edindim. Bir yil sonra da buraya tasindim ve yerlesir yerlesmez, bu kurslara kayit yaptirdim. Kurslara baslamayi beklerken de, o donemde Aliye Ak'in ürettigi, "Voice of Anatolia" için sanat programlari hazirladim. 1993'un Mayis ayi sonuna kadar, QPTV'de yirmiden fazla orijinal proje uretmistim. Türkiye'ye bu birikimlerimi donüstürmek üzere dondüm. Ancak donmeden once, New School, Media Studies programinda master ogrenimine de baslamistim ama bitmemisti.

Gündeminiz sanat yüklü iken, master tezi projesi olarak, düsünce ozgürlügü ile ilgili bir belgesel ürettiniz. Bu geçis nasil oldu?

1996'da yeniden New York'a donünce, 1997'de ikinci oglumun dogumunu takiben hemen yarim kalan master programina yeniden basladim. TV prodüksiyonu derslerinde sürekli sanat projeleri üretme onerime ve ürettigim projelerden sonra da, daha sonra danismanim da olan, Deanna Kamiel, "Senin sanat konusunda iyi oldugunu biliyoruz. Artik baska bir konuyla gel," dedi. Iki hafta cok zorlandim. Sanat disinda bir konuya sanki kafam calismiyordu. Büyük oglum Baris da, o donem Türkiye'deydi ve üç yil boyunca hiç gorememistim. Ona ozlemimin de bir etkisiyle, ilk politik icerikli video projem olan, "Baris: Gercek mi yoksa Ütopyan Bir Ruya mi?"yi ürettim.  Bu proje, sanki bendeki birçok birikimin ve ilgi alaninin kapagini kaldirmisti. Eger Deanna, o donem çok baski yapmasaydi, belki de "Düsünce Ozgürlügü" üzerine bir tez projesine cesaret bile edemeyecektim. Bu projenin okul disinda gosterim izni, bir katilimcinin getirdigi sinirlamayla yok. Onun disinda, iki festivalde "birincilik" ve "juri ozel odulu" alan bir projem var; Burhan Dogancay'in; slayt arsivinden ürettigim, "The Walls of The World" (Dünya'nin Duvarlari), Ingilizce. Bir de, Erol AKYAVAS'la ilgili 1997'de, narrative kurguda ürettigim Türkce bir belgeselde, finale kalmisti. Video projeleri ve "The Light Millennium TV" serisinde yayinlamakta oldugum programlara paralel olarak genel yaklasimim; sanatci portreleri, sanat belgeselleri, baris, düsünce ozgürlügü, Türk & Yunan dostlugu-barisi temalarina olanaklar elverdigince, cekimlere devam etmek ve materyaller biriktikce de, montaja geçmek... Video projeleri icin çok büyük bir tutku ve ozveriyle on yilimi verdim. Onun birikimi ve daha cok insana ulasmak ihtiyaciyla da, ozellikle "All Ideas: Freedom of Expression in Turkey" belgeselinin hemen ardindan, "Light Millennium" projesini gerçeklestirme derdine düsmüstüm. Dolayisiyla, genelde insan haklari ihlalleri ve ozelde düsünce ozgürlügü kisitlamalarina olan tepkilerim, o proje esnasinda depreserek, bu tür olusumlarin tarihte kalacagi bir zaman dilimi ozlemleriyle, Isik Binyili/Light Millennium (http://www.lightmillennium.org) projesinin alt yapisini olusturdu ve "Bin Yil Daha.." yazisiyla da proje içerik ve biçim kazandi.

Genel olarak eklemek istediginiz birsey var mi?

Evet. Türkiye'de TV programlari ya da düsünsel üretimler de bulunma girisimlerimin o donemde bir hayalkirikligina donmesine ve üç yildan sonra, sadece bu nedenle bu kez New York'a geri donmüs olmama ragmen, bugün bu duruma çok farkli bakiyorum. Çünkü, New York'ta düslerimi gerçeklestirme ve kendimi sürekli gelistirme patikalarini buldum. Buna bagli olarak da, genel çercevede burada ortaya çikacak basarili bir dergi ya da belgeselin; Turkiye'ye katkisi, benim orada yasarkenkinden daha fazla ve etkili olacagina inaniyorum.

Ayrica, derginin tanitilmasina çok degerli bir katki olacak bu soylesi için size ve ZAMAN gazetesine cok tesekkür ediyorum.

Keyifli söylesi için tesekkürler.

-.-

Not:
Bu roportaj, ZAMAN-USA gazetesi yayin yonetmeni Ali Aslan KILIÇ tarafindan, yine ZAMAN-USA gazetesi için gerçeklestirilmis ve kendisinin izniyle de, ISIK BINYILI'nda yayinliyoruz. Subat 2001, New York. B.Ü.

One of Us: Bircan Ünver
The Turkish Times, Asli OMÜR
(English)
Bu sayı, çağdaş Türk ressamı Erol AKYAVAS'a ithaf edilmiştir.
Turkish Greek Synergy
The Light Millennium Television - LMTV
ISIKBINYILI.ORG
Türkçe
ANA
SAYFA
INGILIZCE ISIK BINYILI TANITIM
1999
©Işık Binyılı e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafından tasarlanmış ve üretilmiştir.
Beşinci sayı. Kış 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bu sayının bağlantıları ve logolar, Ağustos 2015'te güncellenmiştir.