KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

Süleyman Dayi'nin Oykusu

Atilla ENGIN

Mudavimi oldugu balikci meyhanesinde sarabin kirmiziligiyla kafayi bulan Suleyman Dayi, yine en guzel hikayelerinden birini, bilmem kacinci defa, anlatiyordu... Etrafinda toplanmis sarhoslarin saygin bir sessizlikle dinledikleri bu Suleyman Dayi o, herkesin bildigi Suleyman Dayilardan degildi iste. Bir kere cok candan ve surukleyici bir konusma tarzi vardi... Dag cicekleri uzerinde (ucar gibi) dansedercesine, bir oraya bir buraya suzulen bahar perilerinin mutluluk sarkilari soylemesi gibi, ses tonunun sozcuklerde kendini bulurken alcalip yukselmesi ve aradabir attigi kahkaha, iste, en belirgin "ozellik"lerinden biriydi O'nun... Yuzunden hic eksik olmayan gulumsemesi de isin cabasi...

Gulumserdi, surekli gulumserdi, hem de gozbebeklerinin iciyle - simsicacik...

"Yurek yurege" bulurdu insan kendisini O'nunla konusurken... O, oylesine, yurek yurege bir insandi iste. Butun bunlarin yaninda Suleyman Dayi'nin bir baska ozelligi daha vardi ki, bahsetmemek O'na cok buyuk haksizlik olur. Evet, Suleyman Dayi iyi bir balikciydi da hani. Isinin ehli... Usta... Avuc icleri ag cekmekten nasir tutmus kuvvetli ellere sahip...

Hemen herkes, sanki o bir muneccimmis gibi, sorardi O'na sabahin erken saatlerinde Kilyos'taki tekneleriyle o gun paylarina dusecek rizki cikarmak icin denize acildiklarinda.

Istanbul'lular :-) bilirler.

Kilyos, guneybati Karadeniz'de sirtini yine guneye veren sirin bir koycegizdir. Her yeni bir gunun dogusunda gunesle selamlasan altin gibi incecik "kum"u vardir. Uzerinde yururken yumusak bir elektrik dalgasi sarar vucudunuzu adeta, sevgi parametrelerinizi zevkin doruklarina tasiyan. Hele hele, o, denizin maviligini gururla haykirircasina ve buyuk bir ihtisamla, bir duzen icinde ciplak ayaklariniza ulasan dalgalar sizleri ogune dek yasa(ya)madiginiz ruyalarinizin bas kahramani yapabilir. Kalbiniz daha bir coskuyla carpar. Guzel duygular olusur ruhunuzun derinliklerinde... Gun batiminda ise heyamol ceken sevgililerin ask tanricalarina kendilerini nasil da *sirilsiklamligin sarhoslugu*nda adadiklarina sahit olursunuz...sarhoslugun sirilsiklamligiyla. Yureklerin yureklere tutkunlugunu izlersiniz, birbirlerine tutkal gibi yapismis "ask ozel ulakli gozler"de...

Fisiltilar halinde ucusan sozcukler kulaklarinizda bitmesini asla istemediginiz, ates danslarini duygu seline donusturen, bir senfoninin cagrisimini yaparlar.

Iste yahu...olmayacaginiz varsa bile asik olursunuz...

Dalgalarin kumlarla, meltem ruzgarinin kanatlari altinda, kurdugu dostlugu taa o yureciginizin en derin koselerinde hissedersiniz... Yildizlarda cilingir sofralari kurar, sarabin enguzelini yudumlarken dunyanin anasini satarsiniz... Kendinizi ve etrafinizdaki herseyi seversiniz...

Boylesine guzeldir Kilyos sahilleri...

Insani adeta buyuleyen bir guzellik, gizemlilik...

Evet, tum balikcilar bizim Dayi'nin usta bir balikci oldugunu bilirlerdi. Baligin yerini o gunku havaya gore kesfetmeyi o kadar iyi becerirdi ki . O, iste, siz gerisini tahmin ediniz: Suleyman Dayi nereye herkes oraya... Bir konvoyu andirirdi sabahin korunde yola cikislar; sarkilar soylenir, hafiften agarmaga baslayan gunun alaca karanliginda oradan oraya ucusan yakamozlar teknelerin suda yarattigi kucuk dalgalar uzerinde dansederlerdi, minicik-miniminnacik, sessiz bir isik seli halinde... Elbette seyahate daha bir gorkemli boyutlar kazandirirdi bu yakamozcuklar...

Hele o sabahin ilk saatlerinde tutulan balikla yapilan corbaya da diyecek yoktu dogrusu. "Boklu corba" denirdi adina; içi temizlenmeden pisirildigi için olsaydi gerek...

Ama inaniniz, tadina doyum olmazdi...

Bir tur "kutsal corba" idi...

Balikcilar, agizlarini sapirtada sapirdata ve hic konusmadan, corbayi buyuk bir istahla icer ve ogunku av icin daha bir kuvvetlenmis sekilde kendilerini hazir hissederlerdi.

Sonra herkes kosesine cekilir, sigaralar yakilirdi. Mirilti halinde sarkilar soylenirdi yasamin icinden cikmis...

...............

Suleyman Dayi baligi cok iyi tuttugu gibi bir sarap ustasiydi da...

Ustune yoktu onun...

Kimse henuz Dayi'nin saraptan dusup kaldigini, sizdigini gormemisti...

Acikcasi Suleyman Dayi asla sarhos olmazdi.

Eee... Ne yani! Suleyman Dayi'ydi bu. Kolay mi?

Her aksam meyhanenin los bir kosesinde toplanan balikcilar agzinin icine bakardi O'nun, O konusurken. Dayi herseyin en iyisini bilir, en iyisini yapardi...

Oyleydi de vallahi...

O kadar emindi iste balikcilar O'ndan...

O'nu daima, sarabin meyhosluguyla, gozleri yari kapali dinlerlerdi.

Sizin anlayacaginiz; Suleyman Dayi, meyhane balikcilarinin herseyiydi...

Eti kemigi, akli ruhu...herseyi.

Bu senelerdir boyle gelmis, boyle de gitmisti...

Ta ki Suleyman Dayi bir gun sizlere omur oluncaya kadar...

Evet bir gun, Kilyos Balikcilarinin akil ve sarap dostu, yol gostericisi

Suleyman Dayi aniden oluvermisti...

Cenazesinde zil zurna sarhos olmayan bir tek balikci yoktu sizi temin ederim ki...

Hepbirlikte O'nun en sevdigi sarkilari soylemislerdi mezarinin basinda...

Tabutunun bir kosesine ise yine O'nun cok sevdigi piposu, kurutulmus lufer kafasi gibi ozel esyalarindan yerlestirmislerdi...

Hatta, ruhu sadolsun; balik agindan yapilma kefeninin yani basina da tadi en guzel, rengi en kirmizi bes sise sarap koymuslardi...

Belki...kimbilir?

Olura, insanlik hali... Bir gun uyaniverir diye...

Ama iste ne yaparsiniz ki, Suleyman Dayi bir daha uyanmadi...

Gittigi yerden bir kart bile atmadi...

Meyhanenin mudavimleri o gunden sonra garip ve anlamsiz arayislar icinde kivranip durdular...

Hic alismamislardi ki kendi baslarina yasamaga; baligin nerede oldugunu kendi baslarina bilmeye, ogrenmeye...

Kendi baslarina dusunmeye...

Kendi baslarina hikayeler yaratmaya...

Kendi baslarina - bi baslarina adam olmaya...

Koy sakinleri ise Dayi oleliberi balik kitligindan sikayet etmege baslamislardi...

Cunku bizim balikcilar artik eskisi gibi balik tutamiyorlardi...

Aslinda laf aramizda; bizim balikcilar balik tutmasini hic bilmiyorlardi...

Bizimkilerin artik ne yol gosterecek bir kilavuzu, ne de aksamlari meyhanenin kuytu bir kosesinde bilmem hangi hikayesini - bilmem kacinci defa dinleyecekleri, yine, o hikayelerle hayal dunyalarinda gezintiler yapacaklari bir Dayilari yoktu...

Senelerce Suleyman Dayi' nin golgesinde yasamis, onunla butunlesmislerdi pek tabii ki...

O'nsuz bir hayat akillarinin ucundan bile gecmemisti...

Heyhat...

Gunler, aylar gecti...

Hepsi bi tarafa savruluverdi...

Bir kisilik bunalim ve savasimi icindeydiler...

Hicbir zaman kendi kendilerine bir karar alabilmis de degillerdi zavallilar!

Varsa yoksa Suleyman Dayi idi hep!

Kimse asla bu isin niye boyle oldugunu sorgulamamisti...

Cunku, bu is boyle gelmis ve boyle de gitmisti...

Bir ummet - "Teba" olmayi, hur dusunup - hur karar veren, bagimsiz ve kuvvetli bir "Birey" olmaya, bilmeden - bilemeden yeg tutmuslardi seneler boyu...

Bu, onlar icin bir "kader" idi...

Birbirlerine Suleyman Dayi'nin onculugunde kuvvetli baglarla kenetlenmislerdi...

Bugun ise, ben, o - "geride kalan gunler"i dusunuyorum da; herseye ragmen, o balikci meyhanesinin Suleyman Dayi ile butunlesmis mudavimlerinin siddet disi sakinlik ve yumusakligini - hosgorusunu animsiyorum bellegimde yeniden.

Hayran kalmistim gercekten de...

O balikcilar ki, birer golge bile olsalar yine de hayattan zevk alabiliyorlardi...

Kavga ettikleri asla gorulmemisti...

Suleyman Dayi'nin oykulerinde sarhos olup sarkilar soylerlerdi; hepsi bu...

Varoluslari ortak noktalari ile pekismisti...

Ki onlar, susmasini biliyorlardi, konusacakken...

Aski da taniyorlardi, bir yasamin derinliklerine ulasamazken...

Oyle degildi belkide...

Belkide biliyorlardi, benim bilmedigimi...

Duyamadigimi...

Denizi, sarabi ve Suleyman Dayi'yi seviyorlardi...

Birbirlerini...

Entelluktuel zorlamasiz, tas devrinin dogalliginda yapiyorlardi bu isi ustelik.

Hem de ruhlarinin derinliklerinden kopup gelen tertemiz duygularla...

Nedenini bilmeseler de...

Cunku onlar, herseye ragmen, insandilar...

 

New Jersey, August 25th, 1997

Attila Engin (Ingilizce-bio)
Attila Engin (Turkce-bio)

Bu sayı, çağdaş Türk ressamı Erol AKYAVAS'a ithaf edilmiştir.
Turkish Greek Synergy
The Light Millennium Television - LMTV
ISIKBINYILI.ORG
Türkçe
ANA
SAYFA
INGILIZCE ISIK BINYILI TANITIM
1999
©Işık Binyılı e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafından tasarlanmış ve üretilmiştir.
Beşinci sayı. Kış 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bu sayının bağlantıları ve logolar, Ağustos 2015'te güncellenmiştir.