KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

Tatilde Ne Yaptim? II

Ali SARIKAYA

Yemek tepsisi devrilen, kesinlikle laz dedigim garsona gelen alkistan sonra, tatli servisi icin gelen, ulkesiyle adini karistirdigim masamizin garsonu, bana nerelisin sorusunu futursuzca sorma geregi hisetmis. Sonunda anladi benim Puerto Ricolu olmadigimi. Turkiyenin icindenim dedim dogal olarak. "Bu gemide calisan Turkler var "dedi. Simdi uzun uzun anlatip, basimdan asagi dokulen kokteyl sonucu biliyorum deme terbiyesizligini yapmadim tabii ki.

Cok sevindigimi soyledim. Bir Turkun de kendisinin sefi oldugunu soyledi. Yine guzel dedim. gitti ve biraz sonra siparislerini aldigi tatlilari getirdi. Tam o sirada iki masa uzaklik mesafesinden siyahlar giymis birisinin masadaki birileriyle Turkce konustugunu isitiyordum. Siyahlar girmis kisi hic musteriye benzemiyordu. Masa garsonumuz bana o kisiyi gostererek iste bu o dedi. Tabiki ben sip diye anladim kimden bahsettigini. Sef Turk'tu bu kisi. Gidip soyleyeyim dedi, aman dur gerek yok bosuna rahatsiz etme desemde, ya anlatamadim veya anlamadi, bir baska olasilik ise biraz yag cekerim sefe gibisinden birini dusunup gitti. Sef Turk'un kulagina egildi beni gostererek bir seyler soyledi. sef Turk bana bakiyor ben kendimi suclu hissediyorum. simdi diyorum sef Turk kafasindan ne gecirdi acaba!

Alternatif 1; yinemi bir Turk, bu ne ya ben her Turk'le konusmak zorunda miyim. Alternatif 2; Bu aralar Turkler cogaldi galiba. Alternatif 3; Gidip bir de ona bu geminin sahibiyim dersem iyi hava atmis olurum. Alternatif 4; Hasssittir. Alternatif 5; hepsi veya hicbiri Sef Turk masamiza geldi, ben bir selamunaleykum beklerken ispanyolca iyi aksamlar dedi. Masamizin garsonu beni Puerto Ricolu bir Turk olarak mi soyledi ki? Sef Turk bana bir fiil donerek Turkce iyi aksamlar (aynen yazildigi gibi okunuyor) dedi. Yalniz mi ciktin tatile dedi evet dedim inanmamis gozlerinin ifadesi daha sonra nasil olsa burda bulursunla yer degistirdi. Biraz once konustugum kisi, Bursa'da iki sene basketbol oynamis bir Amerika'li, cok iyi Turkce konusuyor diye anlatmaya basladi.

Sevgili sef Turk'un sohbeti guzel. Yemekten sonra gitme bir bira ismarlayayim teklifinde bulundu, ben de kabul etim.

Sevgili Puerto Ricolulu ailem masadan kalkti, karsimdaki en kusuk tombis Puerto Ricolu kardesim, tabagindaki tatlisini iyice temizledi sisedibi gozluk camlarinin arkasindan sevimli sevimli bana bakarak en son masadan kalkan oldu. Good night dediler ve gittiler. Diger masalardaki karni doymus ve mutlu yuz sahibi insanlar da kalkiyordu zaten. Ben sef Turk'u bekliyordum.

Demisti ya bir bira ismarlayayim. Kirmak olmaz taa New York'tan gelip te sef Turk'u kirmak bir Turke yakismaz diye dusunup, gozumu oyalamak icin cevremi tariyordum. Bir sey bulamadim oyalanabilecek, her sey bitmisti, herkes gitmisti neredeyse. sef Turk ortalikta yoktu ben ikilemlerde takildim.

Kalksam gitsem veya kalksam gidip sef Turk'u bulsam. Her ikisinde de kalkma fiili var zaten diye dusunup kalktim. Tam Sensation (senseysin diye okunuyor) (soldan ikinci s harfinin altina nokta koymayin sakin, ucuncu s harfinin altina nokta koyun iste oyle okunuyor) isimli restorantan cikmak uzereydim ki, sef Turk hadi bir bira icelim dedi (icilmesi dusunulen bira bir ile sinirlanmis gorunuyor). Yanda bulunan Piano Bar'a gectik, bir piyanist bayan, (olabilir ya piano'yu iki kisi de calabilirdi ozellikle belirtmek istedim) piano caliyordu, milyonlarca eskimis eskidigi kadar turistiklesmis klasik parcalarini dinleyen bir kac turiste. Bir kose koltuga kurulduk, sef Turk bir bira hakkimiz olan biralari soyledi, bana Giunes kendisine Corona.

Muhabbet koyulastikca ozellere inilmeye baslandi. Sef Turk, Turkiye'de cok onemli isler basarmis. Ama su soylentiler ve politika yok mu, bir cuval guzelligi, bir vurusta boka cevirmis. Sef Turk, Antalya'da surekli zarar eden bir devlet tesisinin basina getirilmis. Oraya gelisi de bir baska hikaye.

Zaten ben Bu gemi yolculugumdaki dinledigim hikayeleri, Deniz Ustu Hikayeler diye ayrica yazmak istiyorum. Akil ve mantik yolunu secen sef Turk (o zamanlar sef Turk degilmis dogal olarak), tesisleri iki senede kara gecirmis. Basarilari ve en genc yonetici secilmis, derken iste burda politikanin dayanilmaz aci yuzu boy gosteriyor. Demirel Basbakan, Ozal

Cumhurbaskani oldugu zamanlar. Bir tarafin adamlari bu kara gecirilmis, un salmis guzelim tesislerde parti yapma kararini aliyor. Guzel, ne var bunda diyeceksiniz, ikisi de sabit devlet baslarimizi temsilen varlardi degil mi?

Kazin ayagi hic oyle degilmis (kazin ayagi nasil olur ve bu laf ne icin soylenmistir bir bilen olursa bana ilete lutfen), bir parti bayragi, o tesisin onunde bulunan ve devleti temsil eden anitin uzerine serilmis.

O zamanlar sef Turk olmayan, simdiki sef Turk, parti bayragini, TC devletine saygisizlik olacagini dusunup kaldirtmis. Iste bundan sonra isler degisiyor. Kisa bir zaman sonra, simdiki sef Turk'e istifa et demisler, sef Turk'um de istifa etmek basarisiz oldugumu gosterir, isterseniz siz beni atin demis.

Bir olan biralarimizin sayisi adam basi uce cikmisti. Sef Turk'um (artik senli benli olduk onun icin sef Turk'um diyorum), akraba iliskilerini, tesaduf deniz ustu karsilasmalari, bir Amerika / Puerto Ricolu bayanla evlenisini, cocuklugunda hep calmayi istedigi darbuka sevdasini ve daha bir cok seylerini anlatti. Bunlari anlatirken de bir diger yandan piano calan bayana laf bile yetistirdi. Sesi, zaman zaman pianoyu bastirdi fakat, o bir sef Turk'tu.

Bana yarin senin masani degistirecegim dedi. Ne diyeyim, tabiiki peki dedim. Beni yari sarhos birakti uyumaya gitti. Sabahin korunde (sabahin uyanmamis hali), yeniden is basi yapacak. En cok ta bir seye uzuldum, ayni gemide sevgili Amerika / Puerto Ricolu karisi da calisiyormus (bir turlu tanisamadim), fakat o yatmaya giderken karisi biraz once ise kalkmis oluyor, karisi geldiginde kendisi ayni seyi yapmis oluyormuslar. Sef Turk'un karisi gemide bas Hemsire, sef Turk'ume de bu yakisir zaten diye dusune dusune ben de odamin yolunu tutum. Gemi kalkmis haberim yok. Sanki bir sehirde yasiyorum da evime gidiyormus gibi. Disco'nun onunden gectim, sokakta sarki soyleyen sarisin kadina ic gecirerek baktim, az ilerde Hindistan klubu var tam onunde gercek boyutlarinda bir fil heykeli gorecegimi bile bile yurudum. Sag tarafimdaki kafeteryada iki genc opusmenin zevkini gostere gostere cikartiyorlardi, canim cekti ama yurudum. soluma bir kumarhane ilisti.

Rulet makinalarinin gurultusu, biri yine para kazandi zilleri arasindan asansor beyle asagi indim R katina, fakat yanlis asansor beyi almisim geminin bi ucundan diger ucuna R kati hizasinda yurumek zorunda kaldim. Gemi kalkmis farkinda degilim. Dar koridorlar niye bitmiyor sorusu, durup durup aklima geliyor. Acaba bu anahtar baska kapiyi da acar mi? fantazileri kuruyorum.

Yataga kavustuguma en cok ayaklarim seviniyor. Fakat o da ne? Yatagimin ustunde beyaz bir akrep. Ben halisulasyon dur diyorum degil hala orda. Baska oda diye bir sey soz konusu olamaz. bu beyaz akrep nereden cikti yatagimin ustune, sonra niye bu kadar kocaman, hem hic kimidamayan akrep duymamistim, hayir kimildayanlarinin da lisanini bilmem. Sarhos cesaretiyle elimi attim uzerine yumusak birseyler hissettim, yoksa bu akrep gay mi?

Odanin butun lambalarini yakmayi iste o zaman akil edebildim. Gunahini aldigim akrepler beni affetsin bir havlu yiginiymis. Akreplerden ozur dileyerek basimi yastiga koymak uzereyken bir cikolata ve altinda bir kagit, uzerinde "sweet dreams" yazisi.

* * * * *

Kurmayi unuttugum saatim beni is saatiymis gibi sabahin 9'unda uyandirdi.

Gozumu actim, bir odadayim. Bir hafta benim diyecegim, pencere perdeli ama penceresiz, iki ayri yatakli ama biri bos, isigi yakmasam hep gece diyecegim benim tatil odam.

Banyo fasli icin dogal olarak banyoya gitmem ve bu arada aksamdan kalma halime biraz ceki duzen vermem gerekiyor. Banyo kapisi odaya giris kapisinin hemen yaninda, yani odaya girerken sol yana dusuyor. Sag yanda ise gardrop (elbise asilan alan, niye biz gardrop gibi bir kelime ile buyutulduk bilmiyorum.

Tren istasyonuna hic benzemiyor). Banyo kapisina geldigimde oda kapisinin altindan atilmis izlenimi verilen bir brosur, aksamdan kalma gozlerime ilisti. Egildim aldim a o da ne (ne garip bir cumle oldu boyle),

Ilk duragimiz olan sevgili Saint Thomas (Turkce, Sen Tomas! okunuyor) adasini anlatan bir brosur. Banyo sonrasi okumak uzere masya koydum ve sabah dinc, saglikli ve biraz seksi baslamak icin tiras bile oldum, ama ben tatildeyim mazeretine siginmadan.

Brosurde Saint Thomas (Sen Tomas!) anlatiliyor, aman soyle aman boyle iste alisveris yerleri falan da filan da. Arka sayfalarda ise, bir butun gun (hani olur ya gemide kalmak istersen diye) gemideki insan eglendirici showlari siralamislar.

Kalsam mi diye bir an bile aklimdan gecirmedim. Ustumu giydim heyecanla adaya cikma sevdasi beni aldi goturuyor. Bakir ada ben geliyorum, kotu niyetim yok inan.

Kahvalti yapmak icin Lido isminde bir kata cikacagim, asansor kapisinda beklerken geminin gercek buyuklugunu yuzume yuzume vuran bir tabela gozume girdi. Ben bu geminin 7 kat falan oldugunu soylemistim ya yok degilmis.

Odamin bulundugu katla birlikte tam tamina 10 kat. Lido kati 7inci katta yer aliyor. Ciktim havuz basina, kafiyesinin sonunda oldugu gibi bir kiz ciksa karsima turkusuyle kahvalti mekanini aramaktayim. Aradan bir firsat geminin bu katta bulunan ruzgar korumaligi camdan adama baktim, ne garip oldu yine.

Benim ada demeden kisaca soylemek ters bir anlam icerdi. Insanlari takip ederek buldugum Coconut Bar (kokonat bar) kahvalti icin ilginc bir mekan.

Kahvalti bitti ve ben tekrar, pencere perdeli ama penceresiz, kandirik pencereli odama geri dondum, mayomu giydim, disari cikmaya hazirdim artik.

Geminin karaya ayak basilacak hizasi, sadece odamin bir kat asagisindaydi.

Gorevlilere brosurde okudugum gorulemeye deger downtown'a (davntavn'a gibi bir sey okunuyor) nasil gidilecegini sordum. Yurursen 20 dakika falan, taxi ile 5 dakika dediler. Ayagimi Saint Thomas adasina tam basacakken, gemiyle kara arasindaki yola bir bariyer koymuslar uzerinde ST. THOMAS yaziyor. tam onun onundeyim ben daha ne oluyor demeden saaak bir fotograf cekilindim.

Arkadakilerin ittirmesiyle bunun hesabini soramadan, karaya apar topar indim. Taxi demislerdi bana yahu bunlar resmen bizim DOLMUS. Dolmus deyince akliniza Kadikoy bostanci dolmuslari gelmesin, resmen 15 16 kisilik Ford minibus bunlar. Onca insan biniyor ama bunlar taxi diyorlar buna. Downtown'a zaman olarak 5 dakika evet dogru fakat yol ters trafik ve cok dar. Aman surdan uctuk aman burdan yuvarlanacagiz demekle sure uzadikca uzadi bana gore.

Indim onlarin Taxisi bizim minibus sekli aractan. Hava sicak, gunesli etraf yesillikli gibi (binalari saymazsak). Bir kara derili adam geldi size ada turu yapalim diyor.

Sizi kucuk adalara gotureyim diyor. Sizi pilaja gotureyim diyor. Ama ha bire sizi, yani cogul olarak dusunuyor ve cogul olarak konusuyor. Minibuse sikistigimiz minibus ailemle bir kan bagim var zannediyor. Bu arada kara derili adam bana meram anlatana kadar digerleri dogal olarak cekti gitti. Ben kaldim mi bir basima adamla, adam son anda gormese kimsenin kalmadigini, buyuk grup yakaladim diye gobek atabilirdi. Ama olmadi, bana dondu arkadaslarin nereye gidiyor? dedi.

Ben de gercegi soyledim kara derili adama, ben yanlizim!.

Epey yanlizdim iste sahili bir guzel dolasayim istiyorum, sonra arka mahallelere gireyim, burda insanlar nasil yasarmis biraz dogal haliyle goreyim istiyorum. Her ne kadar Turist olsam da, turistik mekanlarda dolasmak bana hic bir zevk vermedi, vermiyor, vermeyecek. Sahil boyu yurudum ve bir dar sokaktan (butun sokaklar cok dar zaten), yukari daglarin yamacina dogru yuruyorum. Sahilden bir sokak ayrilir ayrilmaz evlerin rengi degisti, sekli degisti, kuculdu, yikik ev dolu her taraf. Arabalar guzel marka fakat evler bir garip. Saglam evlerin kapilari ise neredeyse hava gecirmeyecek kadar siki, pencerelerde hapishane izlenimi veren tahta panjurlar. Eger kapatilirsa bunlar nefes almakta kesinlikle zorluk yasanir.

Neyse ki hava cok guzel de hepsi acik. Inanin her evin icinden muzik geliyor ama her evin! Bu adalilar ruhlarini iyi besliyorlar anlasilan. Bir baska sey daha var aynen bizdeki gibi, bakkallar. Doguda hic bakkal gordunuz mu? veya yakin gecmise kadar Istanbul'da bile vardi (hala var mi bilmiyorum), onunde tup gaz renk renk, boy boy. Kapida CocaCola (kokakola) kasalari, icerde, eskimis bir agac tezgah, uzerinde bildigimiz iki kus kafali tarti, seker, biskuvi kutulari, nuhnebiden kalma bir buz dolabi. Daha nasil anlatsam aynen bizdeki gibi iste.

Iceride sohbete dalmis bir iki yasli adam bile vardi. Gectim oradan da, ben bakir bir adaya gelmistim kotu niyetim olmadan. Bir sure daha ara sokaklarda gezdim, baktim, bir kopek bana cok kotu havladi biraz korktum Allah'tan bagliydi. Her sokakta ayri bir kilise buldum, bizim mahalle aralarina sikismis camilerden bile cok ve her kilisenin tapinicisi da farkli mezhepte. Sonra sahile geri indim. Ters akan trafikten karsidan karsiya gecmek ne zormus megerse. Bizlere hep ilk once sola sonra saga bakman gerekir diye ogretmislerdi. Ya hocalarimiz veya mufredat yazanlar hic ters trafikte karsidan karsiya gecmeyi denememisler anlasilan. Sahil boyu yurudum, bir deniz ucagina binme sevdami, yanlis zamanlama engelledi, bir free brosur aldim, cesmesinden biraz su ictim, basima su serptim, basim gunesin altinda sacimin dokuldugu yerden durmadan isik ve sicaklik aliyordu iceri.

Yurudum downtown merkezine tekrar dondum, bir hasir sapka alarak kaziklanmak durumuna dustum. Bin taxi minibusune geri git dedim kendime ve kendimi dinledim.

Yol boyu McDonnald's, Wendy's, K Mart gibi New York'ta her kosede gordugumu burda da gordum. Dolmuscuya ben inecegim dedim yolun yarisinda bir yerlerde.

Indim teleferik gormustum tepelere cikan, biraz tepeden bakayim istedim su Aziz Thomas'a. Bir teleferik icerisinde iki citir Puerto Rico'lu ve anneleri vardi.

Ispanyolca OLA dedim (merhaba demek oluyor). Tepede biraz vakit gecirdim Aziz'ligi gozumde kalmamis Thomas'i tebeden seyrederken. Geri donuyorum teleferikte bu sefer iki Amerikali, evli olduklari belli.

Kadin bana sen, dun basindan asagi kokteyl dokulen degil misin? diye sormaz mi.

Ayni sahneyi tekrar yasatti sagolsun. Inkar da edemezdim cunku cok emindi.

Ickini bedava verdiler mi? ikinci sorusu oldu. Tutmayin beni kendimi teleferikten atacagim ama olmaz. Ben Turkum.

Iste boyle hos sohbet ede ede asagi indik. Ben gemiye gidiyorum diye ayrilirken, onlar da bizde McDonald's'a gidiyoruz demez mi. Sanki McDonald's dunyada bir tek bu adada var ve onlarda cok ozel bir sey yapiyorlar kendilerince. Iste bu gibi durumlarda, Ferhan Sensoydan esinlenerek yeni bir kelime urettim, AMERIKALILASMAYIN LUTFEN.

Saint Thomas'in sonu.
(Sen Tomas diye okunuyor Aziz Thomas diye cevriliyor)

(devam edecek...)

Tatilde Ne Yaptim? I
Ali SARIKAYA

Bu sayı, çağdaş Türk ressamı Erol AKYAVAS'a ithaf edilmiştir.
Turkish Greek Synergy
The Light Millennium Television - LMTV
ISIKBINYILI.ORG
Türkçe
ANA
SAYFA
INGILIZCE ISIK BINYILI TANITIM
1999
©Işık Binyılı e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafından tasarlanmış ve üretilmiştir.
Beşinci sayı. Kış 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bu sayının bağlantıları ve logolar, Ağustos 2015'te güncellenmiştir.