KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

Yasam Hep Tazelenir:
Emire KONUK’un Heykelleri

Yildiz CIBIROGLU

"Heykellerin bize yansittigi alan yaratmanin, yaraticinin, ayni zamanda cinselligin, sevismenin alani. Ice almanin, icten cikarmanin, ele gecirmenin, ozumsemenin, ozumsenmeye, yutulmaya karsi direnmenin alani."

Hoca’ya "Burnun nerde," diye sormuslar, ensesini gostermis. "Tam tersini gosterdin" demisler. Hoca, "Birseyin tersi bilinmezse kendi hic bilinmez" demis. Bu fikrayla, neden Emire Konukun heykellerini ilk gordugumde Tracey Emin'i animsadigimi aciklamak istedim. Iki sanatcinin araciligiyla cinselligin karsit iki kutbuna birden bakabiliyoruz.

Yeryuzunden gokyuzune dogru bir direk dikilmis oldugunu varsayalim, Emin Tracey o diregin dibinden gosteriyor bize dunyayi, pagan tapimlardan beri cehennem sayilan, kirlilik, gunah ve tiksintiyle dolu yerden.

Emire Konuk ise diregin tepesinden, pagan tapimlardan beri safligin, berrakligin simgesi olan gokyuzunden, 'kusbakisi' bir bakisla, butun olumsuzluklara karsin ‘canin/ruhun’ evrende ozgurce varolmak icin direnmesini, su gibi usul usul ve sabirli bir aliskanlikla kendi yolunu acmasini gosteriyor. Emire Konuk, kimi kez mekanla ve zamanla aykiriligina karsin bir turlu yok edilemeyen bu soylu cabaya, yasamin ozu olan cabaya yaklastiriyor bizi.


Bu caba bazen simgesel anlamda bir rahimden dogma bicimine burunebilir. Yoksa Emire Konuk gercek bir rahimden dogma olgusunu mu simgesel anlamda heykellerinde ifade etmektedir. Budizm iki dogumdan soz eder ve iki dogum arasindaki farki su egretileme ile aciklar: Birinci dogum, yumurtanin tavuktan cikmasidir; ikinci dogum, yumurtadan civcivin cikmasi. Ikinci dogum tahmin edildigi gibi insanin kendini bilinciyle/ruhuyla fizik guc kullanmadan var etmesi, ozgul varliginin baskilardan kurtulmasi, ozgurlesmesidir. Heykellerde bize gosterilen ikinci dogum mu? Bir de Sokrates’in, ebe olan annesinin cocuklari dogurtmasindan esinlenerek olmali, erkek soylemine kattigi bir dogurma bicimi var: Sokrates bunu (soru yanit yontemini kullanarak), dusunen bir insanin kafasinin icinden olgunlasmis bir dusuncenin disari cikarilmasi anlaminda "kafadan dogum" olarak tanimlar. Ancak Sokrates’in "diyalog" yonteminde sorulan sorular, onceden saptanmis yanita yonlendirici sorular oldugundan, gizli bir baskiyi icerdiginden oturu ozgurlestirci ozelligini genellikle yitirir. Emire Konuk’un heykellerinde duyumsadigimiz dogum olgusu ie bu erkek soyleminin karsiti olan kadin soylemine iliskin bir dogum olgusudur kanimca ve Sokrates’in "kafadan dogum" yontemiyle ilgisi yoktur.

Yeryuzunde binlerce yildir olageldigi gibi, sanatcinin, sancilrla yuklu yaratma asamalarinin sonunda, urununu somut bicimde ortaya koyabilmesini de bir "kafadan/yurekten dogum" sayabiliriz. Emire Konuk bunlari mi anlatmak istedi? Heykellerde karsimiza cikan fenomen bazen de kosmogoniye (evrendogum) cok yakin durur. Insanin uremesinde oldugu gibi, daglarin (ya da kayalarin), nehirlerin, gok cisimlerinin cinsel birlesme sonunda kozmik rahimden muzik esliginde dogdugunu, ya da evrendeki yasamin gokyuzunde asili duran kozmik yumurtadan ciktigini anlatan mitleri animsatir bize.

Heykellerin bize yansittigi alan yaratmanin, yaraticinin, ayni zamanda cinselligin, sevismenin alani. Ice almanin, icten cikarmanin, ele gecirmenin, ozumsemenin, ozumsenmeye, yutulmaya karsi direnmenin alani.

Bu olgular bireyin tek basina yasadigindan evrensel olana, cogula dogru bir butunluk icinde birbirine baglaniyorlar. Siz bu heykellere nerden bakmak istiyorsaniz ordan bakabilirsiniz. Ama nerden bakarsaniz bakin gorulen su noktada degismeyecektir: Bu heykeller belki insanda, belki kozmosta yasamin ya da tinin hep diri kalmasina, hep yesermesine tutulan bir dilek, bunun icin yapilan bir tilsimdir belki de.


Karsitlarin catismasi ve uyumu soyut figurlere cinsellik ve yaratma baglaminda yedirilmis. Burada ‘ikicilik’ (dualizm) ile anlatilmak istenen savas ve sevgi, kadin ve erkek, iktidar ve yumusaklik, guc ve guzellik gibi birbirini tamamlayan, birbirini ceken ve iten, tamamlayan iki kutup var. Karsitlik iki farkli maddeyle temsil edilmis: Kursun ve cam. Sikintili, agir, boguntulu, isik gecirmez, degismez olanla; icindekini gosteren, kirilgan, saf (lekesiz), yansimali, isiltili, baska nesnelerin rengiyle degisebilir olan iki karsit madde. Biri bicim ve nitelik degistirmeyen mutlak kap, oteki onun bicimini almaya yazgili su sanki. Sanatcinin karsi ciktigi iste bu durum. Cam ve kursun, ayni insanin kendi icinde ya da insanlarin kendi aralarindaki her turden iliskileri (evlilige iliskin, politik, sinifsal, ekonomik...) icinde ve butun bunlarin yani sira dogayla iliskileri icinde ortaya cikan karsitligi basariyla temsil ediyorlar. Camin temsil ettigi kirilgan kimlik, heykellerde bize kursunla duyumsatilan guce/iktidara karsin kendini ozgurlestirebiliyor. Kisil karakterdeki cam zorlu bir cabayla cevrenini genisletiyor, kendi bicimini kendi yaratiyor. Ice alinmis olan av, kotu yazgiyi yaratici bir cikisla utkuya donusturuyor. Ele gecirilmis, ama elegeciren tarafindan ozumsenmemiz/ozumsenememis, kendisi kalarak disari cikmis. Kurtulmus ama kurtuldugu gucten bir kopus, bir kacis istegi yok, o gucu yadsima da soz konusu degil.


Karsitiyla yan yana duran, farkliliga birlikte tahammul gosteren bir varolusu secme istegi; beklenen bu olabilir; kadin erkek birlikteligi, askin surmesi buna bagli. Cam ve kursun arasindaki iliskiden kadin erkek askina, gelmemiz gereken yere geldik sonunda. Emire Konuk cok onemli bir olguya, iktidar olanla baski altinda olanin iliskisine tutumus buyultecini. Onun kadin erkek iliskisi konusunda heykelleri araciligiyla acikladiklarini Elias Cannetti yazdiklariyla bakin nasil aciklamis, iki sanatci bakin hangi noktalarda bulusmuslar! Cesitli ulkelerin icine alip ozumsemeye calistigi yahudi halktan gelen ve uzun yillar Almanya’da, Avrupa’nin bircok ulkesinde yasadiklarindan dersler cikaran, iktidar olgusu konusunda yogun bicimde dusunme firsati bulan Elias Cannetti diyor ki: "Ele gecirme ve ice almanin psikolojisi, tipki yeme psikolojisi gibi, genel olarak henuz kesfedilmemistir. Butun bu sureci dogal kabul ederiz ve bu surec boyunca olan bitenin gizemi uzerinde hic dusunmeyiz. Oysa bize iliskin bundan daha eski bir sey yoktur. Bu bizim hayvanlarla paylastigimiz bir ozelliktir; ama bu olgu bile bugune kadar onunla ilgilenmemizi saglamamistir. (...) Av, goze kestirilerek ve haz duyularak dusunulur, gozlemlenir ve ozlenir; henuz daha canliyken bile et olarak gorunur; oylesine yogun ve degismez bicimde et olarak gorulur ki hicbir sey avi takip edeni, onu ele gecirme kararliligindan donduremez. Firsat kollanarak avin etrafinda dolasirken bile onun kendisine ait oldugunu dusunur. Onu av olarak sectigi andan itibaren, onu kendi icine almis olarak dusunur."

Burada bir an duralim ve Emire’nin dort ufku kursunla cevrili camdan kusuna bir goz atalim. Ve yine kaldigimiz yerden surdurelim: Bu bolumde Canetti, avcinin avini parcalayan, oguten sert, direncli, sira sira dizilmis, cilali, puruzsuz dislerinin yerine gelisen teknolojilerle birlikte puruzsuz, parlak madenin aldigni soyler. Puruzsuzluk ve duzen iktidarin dogasina nufus etmistir. "Bu nitelikler iktidardan ayirt edilemezler ve iktidarin her tezahurunde saptanacak ilk sey bu niteliklerdir. Tastan metale sicrayis belki de artan puruzsuzluk yonundeki en carpici hareketti. Tas ne kadar cilalanirsa cilalansin, once bronzdan sonra demirden yapilan kilic cok daha puruzsuzdu.

Metalin gercek cekiciligi baska her seyden cok puruzsuz olmasinda yatar. Cagdas dunyanin makine ve tasitlarinda puruzsuzluk artmis ve ayni zamanda kullanimin puruzsuzlugu konusulur hale gelmistir. Dil bunu cok yalin bicimde ifade eder; ‘her sey yolunda gitti’ ya da ‘puruzsuz calisiyor’ gibi; bununla bir surecin butunluguyle ve rahatca bizim iktidarimizin alaninda oldugunu kastederiz. (...) Islevden, duzgunlukten ve yararliliktan soz ederiz, ama gercekte zafer kazanan puruzsuzluk ve onun gizledigi iktidarin prestijidir." Bu satirlar, Emire Konuk’un heykellerinde iktidari/eril cinsi daha iyi temsil etsin diye sectigi kursun madenini ve bicimde de diktorgen prizmayi aciklamaya yetmiyor mu? Ote yandan erkek ve kadin iliskisinden, en genis anlamdaki iktidar iliskisine dek uzanmiyor mu?

Bu kus nereye ucabilir? Dort yani kapali bir karenin icinde. Kare ya da dikdortgen bicimler... ‘Dik’ aci azicik egilse, duz cizgiler bir milim 'kaysa' olmaz, dizge bozulur. Kursunla dikdortgen prizmanin bilesimi, degismez bicim, burada erkek egemen dunyanin ‘erkek merkezli degizmez dizgesini’ temsil ediyor olabilir. Oysa kus tuydur, hesaba kitaba gelmez. Kus isik, kipirti, civilti, ucmak, havada cizilen kavistir.

 

Erkek egemen dunyada bu kusun simgeledigi tinin, kadin tinine yakin oldugu soylenebilri. Ama asagidaki ornekte gordugumuz gibi ayni kus bir baska suremde ve bir baska uzamda bir erkegin hapisligini de esdeger olcude ifade edebilir.

Eski Misir’da karenin icindeki kus erkektir. Buyuk kare makrokozmos (evren/uzam), kucuk kare mikrokozmostur (ev/rahim). Iki kare de disil cinsi, yaratici-anayi simgeler. Kare ya da diktortgen bicim mutlak olandir, bozulmaz duzendir; butun varliklari icinden cikaran ve icine alan ilk varliktir, yaratici-anadir. Sumer yazi gostergelerinde kare/dikdortgen onceleri disildir ve tamligin ifadesidir. Bozulmamasi, bozulursa kare/dikdortgen olmaktan cikacagi dusunulen bu bicim onemini bu noktada kazaniyor; o, gelenekci duzenle ozdestir, duzenin de milimetrik bir degismeye tahammulu yoktur, denilmek isteniyor. Eski tapimlarin geometrik bicim simgeciliginde daire de ayni islevi yuklenir; tamligi ve dogadaki duzenle ozdes duzeni, asla o cizginin disina cikmamayi temsil eder. Kadin tapimlarinda tanricanin imzasidir kare ya da daire. (Ataerkil donemde erkek tanrinin imzasi olur.) Emire Konuk’un heykellerinde ise disil disil cam, degismez denilen kati kurallara bas kaldiriyor. Kursuna ve girdigi bicime atfedilen degismezlige karsi camin daireyi bozarak bicimlendirisi, kivrimlar yapmasi; oylumlarini kimsenin denetleyemecegini, verilmis olculerin disina cikacagini, duygulara da kulak verecegini kanitlamak ister gibidir.

Secilen imgeler ve simgeler de inanilmaz bicimde kadin tapimlarinin imge ve simgeleri. Sumer’de "Ningilma" adi verilen ve icinde yasam tohumunun saklandigina inanilan (ayni zamanda yasam veren tanricanin govdesini, varliklari icine alan ve icinden cikaran karnini) temsil eden kavanozlar Emire Konuk’un kavanozlarina benzemiyor mu? Bunlar eski Cin’de yasamla iliskilendirilen yesim tasindan yapilmiyorlar miydi? Dikdortgen prizmanin icinden cikan elips bicimli su kizil cam topagi, tanricanin govdesini ve iktidarini simgeleyen dikdortgen prizmanin (sanduka, tabut) icinden yeniden dogumla ikinci kez dogan oluyu (artik dolut) cagristirmiyor mu? Su cam levhanin uzerinde asili duran turuncu yumurta bazen gunesle ozdes tutulan ve gokyuzunde asili duran kozmik yumurta degil mi? Kendi uzerinde kapanan yilan kozmik yumurtayi koruyan yilan-tanricadan baskasi olabilir mi? Gokyuzunden topraga inen ve yasamin ozunu mujdeleyen su kutsal damla Misir tanricasi Rait ya da Mezopotamya’da tarimcilarin tanricasi Nisaba’nin (Nisan) gozyasi degil mi? Tanricanin kanayan vajinasi bircok cografyada kizil renkli ve gorkemli bir cicekle ozdes degil midir? Su kare bicimli kursunla cevrilen camda yer alan daire ve icindeki kizil yuvar eski Misir’ in hiyeroglif yazisinda, tanri-ananin rahminden dogan Gunes’in gostergesi degil midir? Ay Tanrica Hekate ve baska tanricalar kapilairn tanricasi degil miydi? Yeryuzunde pek cok tapinagin tac kapisi ve kapinin cift kanadi tanricanin vulvaini/vajinasini oykunmemis midir? Ay tanrica Hekate hem karanligi/olumu, hem de hilali (dogumu) temsil etmez miydi?

Heykeldeki cift kanatli kapi ve ortadaki siyah yuvar sakin tanricanin hem isikli, hem karanlik kozmik rahmi olmaisn! Daha ‘Ust Eski Tas Cagi’ndaaan (Ust Paleolitik) baslayarak kadinlarin binlerce yilda olusturdugu, yasamin cok degerli oldugu ve onun ozunun degerli bir cevher gibi ozel bir yerde, simgesel bicimde korunarak, bu dunya yorumunun insanlara surekli animsatilmasi gerektigi inanci Emire Konuk’un heykellerinde bir kez daha ortaya cikiyor.

Sanatcilar kendi iclerini kazidikca bilinc-altinda uyuyan bu kayitlari uyandiriyor, ruyalarda, karabasanlarda, ‘sabuklama’larda ortaya cikmasini olanakli kiliyorlar. Butun dunyada sanatcilar, binlerce yillik gecmisi olan, kimlik degistirerek hep suren imge ve simgelerle bizim aramizda kopru oluyor, aciklanmasi guc ‘hakikat’i bir kez daha cagdas sanat araciligiyla onumuze seriyorlar. Erkek zihni ve kadin zihni, buyuk olcude birbirine benzer; ancak, cok kucuk bir alanda birbirlerinden ayrilirlar; ama o kucuk alan da cok onemlidir. Emire Konuk ve Tracey Emin farkli acilardan bakarak; (birincisi umutla, aska duydugu guvenle, ikincisi erkek dunyasinin kadin cinselligini metalastirmasina karsi gizli-alayla, umutsuzca0 kadin zihnine ulasabilmis, kendisi olabilmis iki sanatci. Sanati kendi diliyle yapan kadin sanatcilarin bu alana yepyeni bakis acilarini tasiyacaklarini umuyor ve onlarin cogalmalarini diliyorum.

---

Emire KONUK

Istanbul, 8 Kasim 2000
* Elias Canetti, Kitle ve Iktidar, sf. 2012, Ayrinti Yayinlari, Istanbul, 1998. (Ceviren: Gulsat Aygen)

Bu sayı, çağdaş Türk ressamı Erol AKYAVAS'a ithaf edilmiştir.
Turkish Greek Synergy
The Light Millennium Television - LMTV
ISIKBINYILI.ORG
Türkçe
ANA
SAYFA
INGILIZCE ISIK BINYILI TANITIM
1999
©Işık Binyılı e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafından tasarlanmış ve üretilmiştir.
Beşinci sayı. Kış 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bu sayının bağlantıları ve logolar, Ağustos 2015'te güncellenmiştir.