![]() |
![]() |
![]() |
| HOME PAGE | SANATCILAR | DUN & BUGUN | YORUMLAR |
| TURKCE-ANA SAYFA | YAZARLAR | ARSIV | KADRO |
| TURKCE-ICINDEKILER | SAIRLER | LINKLER | ILETISIM |
|
KARANLIKTA HIÇBIR
SEY KALMASIN!
|
Oyun ve Mutluluk
Uzerine...
Iskender SAVASIR Gundelik kavramlarimizin bilimsel
bir dunya gorusunun ya da akilci bir felsefenin onlardan beklendigi
acik seciklikten, belirgin sinirlardan, eskilerin deyisiyle, "agyarini
mani efradini camii "(etrafindaki, disindakini engelleyen, icerdiklerini
bunyesinde barindiran) bir tanimdan yoksun oldugunu orneklemek icin
Wittgenstein "oyun" kavramina basvurur. (Gerci Wittgenstein
bilimsel dusuncenin goz bebegi, akilci felsefenin medar-i iftihari matematiksel
terim ve islemlerin de boyle bir dayanaktan yoksun oldugunu, kendi kendilerini
gerekcelendiremiyeceklerini iddia edecektir ama simdi o konuya girmeyelim.)
Ornegin "oyunlar" dedigimiz yapi-etmelere bakin. Kendi tahtalari
uzerinde oynanan oyunlar, zarla oynananlar, top oyunlari, Olimpiyat
oyunlari ve digerleri. Hepsinde ortak olan nedir? "Hepsinde ortak
olan bir sey olmali yoksa hepsine "oyun" denmezdi! demeyin,
-bakin ve hepsinde ortak olan bir sey olup olmadigini gorun." Cunku
baktiginizda hepsinde ortak olan bir sey degil, benzerlikler, iliskiler
ve ustelik de bunlardan bir surusunu goreceksiniz. Tekrarlayacak olursak: düsünmeyin,
bakin!- Örnegin kendi aralarindaki bir sürü çogul
iliskilerle bir tahta üzerinde oynanan oyunlara bakin. Orada
kâgit oyunlarina geçit; burada birinci grupla aralarindaki
bir sürü denkligin korundugunu ama ortak bir sürü
özelligin düsüp kâgit oyunlarina özgü
yenilerinin eklendigini göreceksiniz. Top oyunlarina geçtigimizde
de bir sürüsü korunacak, ama bir sürüsü
de kaybolacaktir.- Hepsi eglenceli mi? Satrançla bestasi karsilastirin.
Ya da her zaman bir kaybetme ve kazanma, yani taraflar arasinda bir
rekabet mi var? Pasyansi düsünün. Top oyunlarinda kazanmak
var, kaybetmek var; ama bir çocuk topunu duvardan ziplatip yakaladiginda
bu özellik kayboluyor. Sansla becerinin oynadigi rollere ve satrançtaki
beceri ile tenisteki beceri arasindaki farka bakin. .Elele tutusup daire
haline dönen çocuklari izleyin; burada eglence unsuru var
ama diger ayirdedici unsurlarin ne kadar çogu kaybolmus! Ve daha
bir sürü, bir sürü oyunun üzerinden böyle
geçebilir ve benzerliklerin yerden bitercesine bitip sonra yittiklerini
görebiliriz. Ve bu incelemenin sonunda su
sonuca variriz: birbirleriyle örtüsen, çapraz olarak
kesisen karmasik bir benzerlikler örgüsü görüyoruz:
bazen genelde benzerlikler bazen ayrintida... Bu benzerlikleri betimlemek için
"akrabalik benzerlikleri"nden daha iyi bir niteleme düsünemiyorum;
çünkü bir ailenin çesitli üyeleri arasindaki
benzerlikler de, yapi, çesitli unsurlar, göz rengi, yürüyüs
tarzi, mizaç vs, ayni sekilde örtüsüp çapraz
olarak kesisirler.- Ve ben de "oyunlar"in bir aile olusturdugunu
söyleyecegim! (Felsefî Incelemeler, 66. paragraf ve 67.nin
basi.). Bu sayfada yer alan yazilarda da görülecegi gibi "oyun" kavrami, içerdigi unsurlarin çesitliligi ve bu unsurlarin arasindaki gerilimli iliski bakimindan, belki Wittgenstein'in sezdirdiginden de karmasIk bir kavram. Yine de filozof oyunun özünü kesfetmek konusunda bizi karamsarliga sürüklememeli: Bir aile için oldugu gibi 'oyun" için de "ne?" degilse de "nasil?" sorusunu sorabiliriz: "nasil bir seydir oyun?" Wittgenstein itirazina karsin, yapilan seyin kendisinden ("bir oyundan") ibaret olduguna dair bir dayanaksizlik bilincinin bütün "oynamalar"a eslik ettigini söyleyemez miyiz? Wittgenstein"in kendisi de Felsefe gibi, Bilim gibi, Din ya da Ideoloji gibi genellikle büyük harfle söyleyip/yazdigimiz ve hayati gerekçelendirmek ya da anlamlandirmak için basvurdugumuz olgularin, tipki diger oyunlar gibi zaman içinden degisebilen, hile ve mizikçiliga açik kapi birakan kendilerine özgü kurallari olan birer dil oyunu olduklarini söylemekle, aslinda hayatin anlam ve gerekçeye gerek duymayan bir oyun oldugunu göstererek bizi hayatla baristirmaya çalismiyor mu? *Yukaridaki yazi, ilk olarak Yeni Binyil Gazetesi Pazar ekinde yayinlanmistir, 24 Eylül 2000, Sayfa: 13. ** Bu yazi, yazarinin izniyle bu sayfada yayinlanmistir. *** http://dersaadetonline.tripod.com adresinde de yayinlanan ayni yaziya Nurcay Turkoglu'nun spontane yorumlari da yine kendi izniyle asagidadir. "Oyun ve Mutluluk" Uzerine Bir Yorum Nurcay TURKOGLU Wittgenstein gercekten de uzerinde dusunulmesi gereken, kolay olmayan bir adam, seviyoruz onu da, neden acaba?. Su oyun meselesi ile ilgili, ozellikle sizin yazdiginiz "Felsefeden Oyuna" baslikli yaziyla ilgili biraz dusundum de, neden acaba? ORTAK KABUL GORME'den soz etmiyoruz? Ben bu ortak kabul gormelere kafayi takmis biri olarak diyorum ki: Bize sunulan kurallari sorgulamayi aliskanlik haline getirmeden neyin neden oyun olarak incelendiginin fazlaca bir onemi yok. YANI: Onkabulu sorgusuz-sualsiz bir veri olarak almak bizi nereye goturuyor acaba? Cok sukur ki, insanin sorgulama gucu var. Her bir uyariyi sorgulayamasak bile (keske bu mumkun olabilseydi), yansitma ve yukleme gibi tepkiler verebiliyoruz. Ancak karsilastigimiz uyarilarin kaynagini ve hedefini bilemeden oluyor bu ne yazik ki. Onun icindir ki insan-insana kirginliklar/kavgalar/karsilanmayan beklentiler/beddualar, vs. surup gidiyor. Maruz kaldigimiz ortak verilerin farkina varmadan. ..."Wittgensteinin kendisi de Felsefe gibi, Bilim gibi, Din ya da Ideoloji gibi genellikle büyük harfle söyleyip/yazdigimiz ve hayati gerekçelendirmek ya da anlamlandirmak için basvurdugumuz olgularin, tipki diger oyunlar gibi zaman içinden degisebilen, hile ve mizikçiliga açik kapi birakan kendilerine özgü kurallari olan birer dil oyunu olduklarini söylemekle, aslinda hayatin anlam ve gerekçeye gerek duymayan bir oyun oldugunu göstererek bizi hayatla baristirmaya çalismiyor mu?"... paragrafinizi yineleyerek, bir kez daha dusunelim; dil oyunlarinin farkina varabilmek icin o dilin nasil olustugu hakkinda bilgilenmemiz gerekiyor. Hayatla barismak ne guzel ve ne zor bir oneri. Ustelik bizim gibi (aman tanrim, karsilanmasi ne kadar zor) bilgiye erismenin habire engellendigi bir toplumda. Evet, Wittgensteinin ne icin caba gosterdiginin anlasilabilmesi ancak bilgilenmemizle mumkun, "icinizi dinleyin" gibi naif bir oneride bulundugunu dahi soyleyebiliriz. Ama o bunu soylediginde Aristo'yu okumadigini, John Ford'un westernlerini kovalamacalari icin sevdigini soylese bile, sag kolunu savasta kaybetmis kardesinin, sol koluyla muzik besteledigi ve diger iki kardesinin de kapildigi gibi intiharlarin yasandigi bir Avrupa'da yasiyordu. Kendinin bilincinde olmanin ogrenilebilir bir sey olduguna inanmak istiyorum. Wittgenstein herhalde hicbir zaman kendini bir
misyoner gibi gormedi. Ne luks ama di mi?
'Ortak
kabul gorme'... Wittgenstein'da olsun, benim daha iyi bildigim Heidegger'de
olsun, "ortak kabul" gibi bir sey bence varlik tarzinin temel
zeminini (On Certainty'nin deyisiyle 'bedrock') olusturan bir 'keyfiyet'.
Oyle ki, burada "kabul" kelimesi bile fazla kacabilir. Bu
duzey uzerine dusunmeye calismak, her iki dusunuru de bir kulturun zaaflari
ve celiski ve catismalari uzerinde dusunmek konusunda zaafli kiliyormus
gibi geliyor bana... Dolayisiyla Wittgenstein ya da Heidegger'den hareketle
bir kultur elestirisi yapilabilir mi emin degilim (bunu Heidegger'in
bu alandaki kendi girisimlerine ragmen soyluyorum). ... Nurcay
Turkoglu: Wittgensteinin John Ford uzerine soylediklerini bir yerlerde yazi olarak
yazdigini pek sanmiyorum. Elimde Ray Monk'in kitabi var W. ile ilgili,
ona bir daha bakayim. Size soyledigim Ford kovalamacalari hikayesini
W. ile cok ilgilenen Ingiliz bir sinema hocasi anlatmisti. Ayni sey
Terry Eagleton'in W. uzerine filminde de vardi herhalde ama pek emin
degilim. Belki biliyorsunuzdur, hikaye su: W. Cambridge'de dersten
sonra hemen ortadan kaybolurmus, onu izleyen ogrencileri bir gun sinemaya
gittigini gormusler ve iste J.Ford westernleri oynuyormus iceride. Ogrenciler
heyecanlanmislar, kimbilir ne felsefi analizler dogacak buradan diye,
W. ise Ford.un filmlerinden cok hoslandigini ama uzerine hic dusunmedigini
soyleyerek sasirtmis onlari. ... * * * * *
Ama burada birkac cesit tutarsizlik var. Bir kere buyuk modernist ustalardan
(T. Mann, Woolf, Joyce, hatta Eliot'un kendisi) hicbirinin yapiti boyle
bir "kapali yapit" anlayisi cercevesinde uretilmemistir, oyle
de okunamazlar. Dolayisiyla modernist estetik ile modernist verim arasinda
daha bastan bir ortusmezlik oldugu soylenebilir. Ikinci tutarsizlik Wittgenstein'in ic tutarsizligi... Genc Wittgenstein
icin Tolstoy'un cok onemli oldugunu biliyoruz. Ama John Ford'un filmlerini
seyretmekten zevk alan Wittgenstein'dan farkli olarak genc Wittgenstein,
insanin kendisini anlatinin keyfine kaptirabilecegi "Savas ve Baris"in
ya da "Anna Karenina"nin yazari Tolstoy'u degil, Hristiyanlik
uzerine yazan yasli Tolstoy'u sever. Sanirim Wittgensteinin hiçbir zaman vazgeçmedigi "göstermek" ile "söylemek" arasinda yaptigi ayrima itiraz etmek istiyorum. (Sahicilikten bahsetmistim simdi mutluluktan sözedecegim.) Genç Wittgenstein mantik önermelerinin bir sey söylemedigini, dünyanin yapisini gösterdigini iddia etmisti. Yaklasik bir deyisle su da eklenebilir, mutluluk, sahicilik vs gibi degerler ise bu dünyanin (ve onu betimleyen dilin) sinirlarini teskil eden terimler... Dolayisiyla Wittgenstein için "aslinda" düsünülemezler; o zaman iste Fordun filmlerini seyretmek suçlu bir zevk halini alir. * * * * * Nurcay Turkoglu: Ben film izlerken isikli kalemle not tutmaya calisanlara hic guvenmem.
Anladigim kadariyla Wittgenstein'in Ford izlemesindeki rahatlik, goruntulerin
referanslarini filmin butunlugu disina tasirmamasindan kaynaklaniyor.
(Tabii her sinema filminin buna izin verdigi soylenemez). O zaman "sahicilik"
kavramindan tam olarak vazgecmis degil de oyunun "sahiciligini"
sadece kendi icinde ariyor gibi."" * * * * * Iskender Savasir: Wittgenstein'in kendi ogretisi acisindan, Felsefi Incelemeler'de oyun hakkinda yazdiklarinin soyle bir sorunu var. Butun dil kullanim bicimlerini oyun egretilemesi acisindan kavramak, gerek "oyun"un gerekse bir anlamda karsiti olarak dusunebilecegimiz "sahicilik"in icerigini aydinlatmaya imkan vermiyor. (Burada karsimiza cikan "oyun-sahicilik" dinamigi, Wittgenstein'in ugrastigi sorunsallarin Heidegger'inkilere ne kadar yakin oldugunun kanitlarindan yalnizca biri. Ama bu paralellige burda ancak kestirmeden deginebilecegim.) Denebilir ki, her seyi bir oyundan ibaret goren Wittgenstein icin "sahicilik" tam da yapi cozumune ugratilmasi, "demystify" edilmesi gereken kavramlardan biridir. (Keza Heidegger'in de Varlik ve Zaman'dan sonra "sahicilik" kavramini kullanmadigini biliyoruz.) O zaman karsimiza soyle bir soru cikiyor: Eger Wittgenstein'in temel cagasinin, bizi yanlis bir metafizigin esir ettigi tuzaklardan kurtararak hayatla baristirmak oldugu dogruysa, bu barismanin "sahicilik" kavraminindan tamamen vazgecen bir oyunculuk temelinde gerceklesebilecegi soylenebilir mi? Bu soru, Wittgenstein ve Heideggerin temsil ettigi fenomonolojik düsünce ile psikanalitik düsünceyi de ortak bir sorun temelinde birbirlerine yakinlastiriyor. Kimligi tamamen oyuncu, "performative" temellere indirgeyen bir psikanalitik düsünce, iyilesmenin, hayatla barismanin bir modeli olabilir mi? Ya da soruyu, Nurcay Türkoglunun verdigi örnekten yararlanarak tersinden soralim: "Sahicilik" kavramindan vazgeçmis bir düsünce oyundan aldigimiz zevki aydinlatabilir mi? Nurcay Hanimin alintisini tekrarlayacagim: "W. Cambridge'de dersten sonra hemen ortadan kaybolurmus, onu izleyen ögrencileri bir gün sinemaya gittigini görmüsler ve iste J.Ford westernleri oynuyormus içeride. Ogrenciler heyecanlanmislar, kimbilir ne felsefi analizler dogacak buradan diye, W. ise Ford.un filmlerinden çok hoslandigini ama üzerine hiç düsünmedigini söyleyerek sasirtmisti onlari". Wittgensteinin Fordun filmlerinden aldigi zevk üzerine düsünmemesi (düsünememesi) yukarida yazdiklarimla iliskili olabilir mi? ---- E-mail to Iskender Savasir: defteri@superonline.com
|
|
Bu sayi, çagdas
Türk ressami Erol
AKYAVAS'a
ithaf edilmistir. |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
@ISIK BINYILI
dergisi, Bircan
ÜNVER tarafindan tasarlanmis ve uretilmistir. Besinci
sayi. Kis 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org |