KARANLIKTA HIÇBIR SEY KALMASIN!

Günese Yolculuk
Yesim USTAOGLU ile son filmi üzerine...

Roportaj: Bircan ÜNVER

 

Yesim Ustaoglu; Türk sinemasinin sesini uluslararasi festivallerde duyuran genç ve basarili bir yonetmenimiz. 1999 yilinda gerçeklestirdigi son filmi, "Günese Yolculuk", New York'lu sinemaseverlerle bulusmaya hazirlaniyor.

Genc ve basarili ve uluslararasi boyutta basarilara imza atan nadir bir bayan Turk sinema yonetmeni olarak da; gerek isledigi tema ve gerekse sinema diliyle "kadin yonetmenler" tanimlamasinin sinirlarini cok asan, evrensel bir sanatci Ustaoglu.

Turkiye'nin icinden kanadigi 15 yila referans veren, gerceklerden yola cikilarak senaryolastirilan o uzun ve acili donemi; yalin ama gergin ve insana izlerken dikenlerin batip acittigi bir atmosferi ve zaman dilimini, Ustaoglu "Gunese Yolculuk"ta sinemalastirarak, bize ulastiriyor.

Yesim Ustaoglu (Foto: Sarkis Baharoglu)

Filmin yonetmenini, boylesine hassas ve Turkiye'deki siyasi baskilar ve yaklasimlar sonucu gerceklestirilmesi cok guc olan bir konuyu sinemalastirmaya hangi etkilerin yonelttigi sorusuna yaniti ise: "Bence bu konu ile bu kadar az ilgilenilmis olmasi garip bu güne kadar."

Yesim Ustaoglu ISIK BINYILI'nin yayin hazirliklari asamasinda New York'ta bulunamadigi icin, gerek sinema anlayisi ve gerekse "Gunese Yolculuk" uzerine sorularimizi yazili olarak yanitladi.

"Gunese Yolculuk"; New York'ta Cinema Village Cinemas'da, 9 Subat, Cuma gunu izleyicisine ulasmayi, filmin sanat dili ve iceriginin cok yonlu tartisilmasini ve belleklerde iz birakmayi bekliyor.

Mimari egitiminize ragmen, cok genc yasta, 1984 yilinda ilk kisa filminizi yaptiniz. Sizi sinemaya yonelten neydi? Ilk kisa filminizde islediginiz tema neydi?

Karadenizin hala çok gizemli, zengin cografyasinda ve kültüründe büyürken gelisen hikaye anlatma tutkum ve bütün hikayelerimdeki görsel zenginlik, dogal olarak sinema yapma tutkusuyla bütünlesti. Bütün filmlerim, yasadigim ya da tanik oldugum durumlari ve bunun içindeki insanlari anlatir asagi yukari. Ilk filmim "Bir Ani Yakalamak" da kendimden yola çiktigim, bir kisa öykümün filmi idi.

Sinemaya baslarken nasil bir sinema dili arayisi ile basladiniz?

Sinemamda, anlatim, kurgu, önemlidir. Insanin yani karakterlerimin psikolojik zenginligi, ve yasadiklari sosyal çevre ile baglantilari, insanin kendi yarattigi ya da yasadigi mekanla iliskisi, mekanin dogal atmosfer ve gün isigi ile iliskisi, bir bütün olarak baslangiçtan beri vardi ve stilimi olusturdu.

Ilhan Mimaroglu (elektronik muzik bestecisi ve yazar), "Iz" filminin gordugu en iyi Turk filmlerinden biri oldugunu belirtti. Bu filmle, kendi sinema dilinize ve Turk sinemasina nasil bir katkida bulundugunuzu dusunuyorsunuz?

Yukarida sözünü ettigim stil "Iz" de iyice oturdu. Hikaye soyut bir atmosferde anlatilirken aslinda ve Türkiye'yi çok ilgilendiren , iskence gibi bir önemli temanin etrafinda dönüyordu. Kurmaca, kurgu, mekan kullanimi açisindan, oldukça zayif olan sinemaya yeni bir anlatim zenginligi getirdigini saniyorum.

"Gunese Yolculuk"la, gerek islenis bicimi olarak gerekse toplumsal ve politik acidan cok gergin ve baski altinda tutulan bir konuyu sinemalastirdiniz. Ozellikle Turkiye'de gerceklesmesi cok zor filmlerden biri ve siz bunu basardiniz. Sizi bu filmi uretmeye yonelten gereksinimler neydi?

Yillardir yasananlara tepkisiz kalamamin sesi "GüneseYolculuk". Bence bu konu ile bu kadar az ilgilenilmis olmasi garip bu güne kadar.

Berzan rolünde, Nazmi Oirix filmin bir sahnesinde.

Filmin sinematografik anlatiminda etkilendiginiz sanatcilar oldu mu? (Ornegin: Filmin ilk sahnesinden sonraki Istanbul enstantelerinde Ara Guler'in fotograf sanatinin sinemalastirilmis halini izliyor gibi oldum. Mehmet'in Gunese Yolculuk'unda da Yilmaz Guney'in YOL filmi ile gerek tematik gerekse gorsel olarak cagrisimlar var.)

Filmin yillardir oturtmaya çalistigim stilimden farkli bir anlatimi yok. "Iz" soyut bir atmosferde anlatiliyordu. "Günese Yolculuk" ise cok somut farkli olarak. Bu da ona dökümanter bir lezzet katiyor. Ancak kamera, isik mekan ve içindeki insan devinimi burda da ayni stilde. Hatta belki daha sade ve gelismis bir halde. Dökümanter bir tadi, size cok sevdigim Ara Güler'i ve tabiiki kendi insanini ve cografyasini hep iyi anlatmis Yilmaz Güney'i hatirlatabilir.

Bir kahvede futbol macinin izlenmesi arkasindan cikan kavga; sonucta toplumda "Yahudiler"e Almanlarin Ikinci Dunya Savasi'ndaki nefretlerini cagristiran ve "Yahudi Avi" yerine bir "Kurt Avi"nin yasanmakta oldugu mesaji var. Filmin tematik olarak alev aldigi nokta da bir anlamda burasi. Bu tepki ve "av"in; o donemde hangi bolgelerde cok yaygin oldugunu soyleyebilir misiniz? Bugun buna benzer "nefret" ve "av" anlayisinin devam ettigini dusunuyor musunuz?

Filmin senaryosunu ve tüm detaylarini sadece gercek olaylara dayanarak yazdim. Sözünü ettiginiz çagrisim, filmin yalnizca yerel olaylara ve kisilere dayanan yapisinin evrensel bir boyut da kazanabilme özelliginden kaynaklaniyor olmasidir. Sanirim filmim yeterince kimin üzerinde ve nerede, nasil bir uygulama oldugunu anlatiyor. Türkiye'de son zamanlarda Demokrasi ve Insan Haklari konusunda bir iyilesme oldugunu söyleyemem. Kürtçe kullanim yasagi hala sürüyor. Avrupa Birligine girme, demokrasi ve insan haklari konusunda bir reform gerektirecek gibi bir kapi aralayacakken, hala cok uzak gözüküyor.

X-Olum Isareti bu "nefret" ve "av"i hem somutlastiriyor hem de sembollestiriyor ancak bu sonuca mahkum edilmek, yalnizca "koyu renkli" olmakla ozdestiriliyor. Bir anlamda, "siyah"lara karsi olan irkciliga da direkt gonderme var. Ancak bu mesajda beni tek endiselendiren, Turkiye nufusunun muhtemelen yarisindan cogunun koyu renkli olusu. Bu genel mesaj ve elestiri; bu anlamda cok sert ya da toplumsal nufusa oranla dozu yanlis verilmis olmuyor mu?

Tabi ki verilmiyor. Zaten bu bir tek renk konusunda sikinti çekiliyor anlamina gelmez. Bu resmi otoritenin farkli düsünene ve bunu dile getirene uyguladigi baskinin ifadesidir. Bu nedenle zaten bütün bu kliseleri ortadan kaldirmak için Berzan'i daha açik renkli sectim.

Filminizin New York'ta gosterimden cok kisa bir sure once Turkiye'de hapishanelerde aclik grevleri vardi ve hapishane baskinlari 11 olu sonuclandi. Filminizde de Bayrampasa aclik grevlerine referans veriyorsunuz. Dolayisiyla, Kurt sorununun politik cozum asamasina gecmis oldugunun alti cizilmekle beraber, temel sorunlarin devam ettigini dusunuyor musunuz?

Biraz önce sözünü ettim. Daha cok yeni Murathan Mungan'in bir oyunu içinde Kürtçe oldugu için yasaklandi. Demokrasini tam anlamiyla uygulanmasi sorunlarin çözümü için adim atilmis demektir.

Günese Yolculuk'ta olaganüstü bir dostluk dayanismasi uzerine; üç farkli insanin hikayesini anlatiyorsunuz. Ancak ve ne yazik ki bu "dayanisma" sistem tarafindan tuzla-buz ediliyor. Bu cercevede, dostluk ve dayanismalarin bu tur politik-siyasi baskilar karsisinda gucsuz kaldigina dair bir yorum da cikiyor. Boyle bir yoruma katiliyor musunuz?

Hayir katilmiyorum. Film tam anlamiyla dostlugu ve aski anlatiyor ve bu dostluk, ask ne olursa olsun yenik düsmüyor. Herseyin üstesinden, herseye ragmen geliyor. Cok naif, herseyden uzak ve biraz caresiz bir genç, arkadasinin sorumlulugunu üstlendigi zaman adam oluyor. Olgunlasiyor.

"Dostlugun tuzla-buz" edilmesinden kastim, sistem oyle ezici geliyor ki, Berzan'i hayattan kopariyor. Evet, Mehmet inanilmaz bir dostluk ve olgunluk gosteriyor ama sonucta artik Berzan yok. Bir de o yolculuk esnasinda ve Berzan'in koyü araciligiyla verilen genel bir atmosfer var ki, Mehmet'in geri donüsü sag-selim basarip basaramayacagi bir soru olarak takiliyor kafalara... Eger Mehmet'in sag donüsü de gerceklesemezse, -ki bu da sozkonusu-, o zaman ask da parcalanmis oluyor. Siz bu cercevede, nasil degerlendiriyor sunuz?

Burada önemli olan saf dostluk. Her ne olursa olsun bu iki genç birbirlerinden hiç bir sey beklemeden, birbirlerine baglaniyorlar ve bunu hep koruyorlar. Berzan'in Mehmet'e gösterdigi sevgide bir çikar iliskisi aramak mümkün degil. Hatta onu kendi problemlerinden uzak tutuyor. Yine de Mehmet Berzan'i ve dünyasini anliyor ve yavas yavas kesfediyor. Mehmet Berzan'i hep tasiyacak içinde. Ölüm artik önemini yitiriyor. Dahasi bence artik olgunlasmis, ayaklari üzerinde durabilen birisi için gelecek hep daha fazla umut tasir. Mehmet için ben daha kolay olmasa da basedebilecegi bir gelecegin önünde uzandigini düsünüyorum. Bu durumda eminim Mehmet artik Arzu'ya da sahip çikabilecektir, kendi hayatina da sahip cikabilecegi gibi.

Newroz Baz, Mehmet rolünde basrolde. Dogu'ya siradisi bir
yolculugu, Berzan'in tabutuyla beraber gerceklestiriyor.


Oyuncularinizin Yesilçam'da yetismis ya da klasik oyunculuk egitiminden gelmis degil de hayatin içinden insanlardan olmasi; onlardan istediginiz sonuçlari almak anlaminda, bir karsilastirma yaparsaniz, avantajlar ve dezavantajlar neler? Boyle bir oyuncu kadrosu ile çalisirken en çok zorlandiginiz ya da en çok keyif aldiginiz noktalar ne oldu?

Oyuncularimla cok zevkli, olaganüstü bir calisma yaptik. Herseyden önce onlar bu filme inandilar, yüreklerini ortaya koydular. Bu film için seçilmis en dogru insanlardi. Uzun ve yorucu bir prova döneminin ardindan cok zevkli bir çekim seruveni yasadik beraber. Su anda onlarin yerine koyabilecegim kimse yok aklimda. Inanç ve samimiyet çogu kez herseyden daha önemli.

Filmin sonucu çok siirsel bitmekle birlikte, oz olarak 'yasayan ve olü bir arada' günese yolculuk ediyorlar ve bu yolculuk her ne kadar 'günese' olarak tanimlansa da; umutsuzluga ve cikisi olmayan bir yola dogru güçlü bir toplumsal elestiriye donüsüyor. Sizin bu anlamdaki vermek istediginiz mesaj neydi? Filmin finali ile ne tür sembolük bir anlatim arayisinda oldunuz?

Filmin finali, her zaman kendi köyüne dönme hayalleri kuran, kendi kimliginin bilincindeki Berzan'i, ya da en azindan bu dilegi, Berzan'in tabutuyla bile olsa , çoktan sular altinda kalmis köyüne götürerek, ve bu yolculuk boyunca olgunlasarak, gerçekle yüzyüze gelen, tabut batan günese, ve onu bekleyen kuslarina dogru kayarken son nokta da üzgün ama ayaklari üstünde duran Mehmet'in yüzüyle bitiyor. Bence burda yogun bir umut var. Hüznün içinde bile olsa.

"Günese Yolculuk"un Turkiye'de gosterime girmesinde ne tür güclüklerle karsilastiniz ve gosterimini takiben toplum, medya ve siyasi yetkililer tarafindan ne tür tepkiler aldiniz?

Filmimiz katildigi pek çok festivalden ödüller aldi. Yurt içinde de disinda da. Kültür Bakanligi filme gösterim iznini hemen verdi. Ancak bazi dagitimcilar filmi yeterince kabullenemediler. Basin filmi gerçek anlamda ne estetik ne de içerik açisindan elestirebildi, ne de dagimtimcilar göstermeyi istedi.

Filminizin produksiyon asamasinda yurtdisi katkilarina ragmen (EuroImage, Almanya, Hollanda), gerceklesmesinde karsilastiginiz ne tur temel güçlükler oldu?

Senaryo güçlü oldugu sürece, herkesin her konumda finans sansi vardir. Bence herseyin anahtari iyi senaryo, ve samimiyet. Bu projede bunlarin hepsi vardi.

"Günese Yolculuk" uluslararasi boyutta bircok odul aldi ve birçok ulkede gosterime girdi. Bundan sonraki asamada, filmi ulastirmak istediginiz asama neresi?

Filmin yeterince izlenip, tartisilmasi, ve kalici olmasi en önemli amaçtir. Günese Yolculugun uzun yillar akillarda kalacagini ve tartisilacagini umuyorum.

Ozellikle Internet'le birbirine hizla baglanmakta olan dunyanin ve en buyuk sinemanin Web olacagi ile ilgili ongorulere karsin, siz; sinemanin gelecegini ve olasiliklarini nasil degerlendiriyor sunuz? Boyle bir gelismenin artilari ve eksileri gerek Turk sinemasina ve gerekse dunya sinemasina neler olacaktir?

Bu tür korkular TV ve video dünyasi için de vardi. Simdi Internetin yayginligi göz korkutuyor gibi. Sinema bambaska bir sey. Sinema yapmak için yola çikmak da öyle, bir filmi sinema da izlemek de. En azindan benim için böyle. Eminim baska bir sürü insan da benim gibi hissediyor ve ayrima vakif.

En cok yapmayi duslediginiz ama henuz gerceklesme asamasinda olmayan bir senaryo, film projeniz var mi?

Her zaman, her filmime ayni heyecan ve istekle basladim. Bu ilk kisa filmimden beri böyle. "Günese Yolculuk" da ayni istek ve heyecanla bitti, simdi hazirladigim proje de de ayni duygular var. Sinema yapmayi , projelerimi gelistirmeyi böyle sürdürmeyi isterim hep.

Su siralar yeni bir film uzerinde calisiyorsunuz.. Yeni filminizden biraz soz eder misiniz? (Konu, cekildigi yerler, uluslararasi bir yapim mi ve yeni filminizde basarmayi amacladiginiz ne?)

Benim için yeni projeden bahsetmek için çok erken. Ama senaryomdan çok memnunum.

© Bircan Ünver, January 2001, New York

Bu sayı, çağdaş Türk ressamı Erol AKYAVAS'a ithaf edilmiştir.
Turkish Greek Synergy
The Light Millennium Television - LMTV
ISIKBINYILI.ORG
Türkçe
ANA
SAYFA
INGILIZCE ISIK BINYILI TANITIM
1999
©Işık Binyılı e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafından tasarlanmış ve üretilmiştir.
Beşinci sayı. Kış 2001, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bu sayının bağlantıları ve logolar, Ağustos 2015'te güncellenmiştir.