KARANLIKTA HIÇ BIRSEY KALMASIN!...
YERYUZU'muz henuz bir tane!... Onu tahrip edersek baska nereye gidecegiz?
Kis 2002: 8.sayi- **2. Yildonumu**
Isik Binyili-Anasayfa Sanat Ithaf SPONSOR 2nci Yildonumu Mektubu ARSIV
Amac Makale-Deneme-Oyku Roportaj BUGUN Projeler KADRO
Manifesto Siirler Gunce & Dusler Yayincilik Ilkesi Fugen Gulertekin ILETISIM

Tatilde Ne Yaptim? p.5

Ali SARIKAYA

Gemideki Formal aksamlarin birincisine hos geldiniz...

Saint Maarten (Sen Martin
) adasinin devredilemeyecesi devremulklerden cok yorgun dondum gemiye. Kandirik pencereli odamin, gemiye girisin hemen ust katinda olmasina ragmen, iki adimlik merdiveni bile cikamayacak kadar yorgundum, asansore dolusan insanlarla beraber ben de bindim. Inecegim bir kat ustun dugmesine (dugme garip gelmiyor mu size de? Yani dugme diyoruz o zimbirtilara, aslinda anlam olarak dugme falan degil cunku bir sey iliklemiyorum ki) basmakta geciktim. Asansor aldi basini gidiyor. Geri donusu yok bu meretin, yani sonradan bassan bile hemen geri gelip seni birakmiyor. En ust kata kadar ciktim ve geri indim ayni asansorun icerisinde, herkese merhaba diyerek. Tam yedi kat cik ve tekrar alti kat in. En nihayetinde kandirik pencereli odama girdim. Hemen ustumde ne varsa cikartip kendimi yataga attim. Disarda gunes varmis, yukari katlarda eglenceler varmis,
hic umrumda olmadan oyle sere serpe uykuya dalmisim. Gemiye gelis saatim oglenden sonra 3:00pm civarinda olmustu 3:30pm'de uykudaydim.

Geminin Guvertesi ve de icindeki asansor


Saati calmazliga ayarlamis olmama ragmen, yemek saati yani 8:15pm'den oncesi, bir baska zaman dilimi olan 7:00pm civarlarinda, kendiligimden uyandim. Sere serpe yatinca, vucutta tutulmalar olacagini, bir kere daha kanitlamis oldum boylece. Sicak bir dus aldiktan sonra kendime gelmis sayiyordum kendimi. Sortumu giydim ve LIDO katinda bulunan havuz basina gittim ve saskinliga dusmeyi basarmis oldugum goruntuyle karsilastim. Erkekler takim elbiseli, kadinlar dekolte kiyafetler ve yuksek topuklu ayakkabilar giyinmis olarak birbirlerine gosteris yapiyorlardi. Boyle bir goruntule karsilasinca, adainin beni kotu sersemletmesi sanmistim. Ama degil, cunku bu aksam geminin FORMAL NIGHT (formil nayt okunuyor, resmi kiyafetli aksam anlasiliyor) aksamiydi. Ben bu tatile cikmadan once, turizim acentamdan zorla elde ettigim gemi katalogunda, boyle formal iki aksam olacagini yazmislardi. Hatta daha da ileri gidip, Gemiye gelirken yaninizda mutlaka takim elbise bulundurun gibi bir cumle okumustum ama, okyanusun ortasinda takim elbisenin ne ise yarayacagini dusunememistim. Fakat, ne olur ne olmaz cumlesi sozlugumuzde oldugu icin, ortagimin takimsal elbisesini yanima odunc almayi ihmal etmemistim. Iste bu takim elbiselilerin gecesi olacakti. Maskeli balo yapsalar daha iyi olurdu, hatta ciplaklar plajini gormeyenler icin, canlandirma partisi bile yapabilirlerdi. Hayir efendim, bu aksam Formal olacaksiniz. Hemen kandirik pencereli odama geri donus yaptim tabiki.

Biraz once darma duman terk ettigim kandirik pencereli odama girince, kesin birileri beni takip ediyor diye dusunmeden edemedim. Her sey toparlanmis, banyoya yeniden havlu konulmus, dustan sonra ictigim sigara izmaritli kul tablasini bile temizlemisler. Ama, henuz havludan bir hayvan motifi yapmamislar ve yastigimin uzerine, hic yemedigim cikolata ile Sweet Dreams yazisi yerlestirilmemis. Tekrar ustumu degistirmek zorunda kalmam pek zahmetli geliyor fakat, eger onlar gibi giyinmezsem, zaten kus yemi kadar olan yemegimden de olabilirim ic gudusuyle tipis tipis giyindim tabiki. Siyah gomlek, siyah pantalon (Ispanyolcada da pantalon deniliyor), siyah ayakkabi, siyah corap, siyah kemer, siyah ceket eh ben de siyah sayilirim, Buyurun size kapkara bir insan. Yemek salonuna geldigimde biraz gecikmistim. Sensation (senseysin) yemek salonu girisinde her zaman oldugu ve olacagi gibi, yemek salonunun manageri, yani benim Sef Turk'un patronu yerindeki manager ve sevgili Sef Turk'um karsiladi.

- Iyi aksamlar
dedi ikisi birden, ben de bir tek iyi aksamlar dileyerek tasarruf ettim. Sef Turk'um

-Nasil masandan memnun musun?
diye sordu. Ben

-Istersen sen her gece beni baska masaya oturt, iyi olur
dedim.
Masada sol yanima dusen iki bilinmez denklemli kardes adamlar benden kurtulur, diger turlu kimse rahat duracagimin garantisini veremez. Sevgili meleklerimin hazir bulundugu masama geldim, hepsini sevgiyle ve basimi one egerek bir JaponTurk gibi iyi aksamladim. Benden once kac kicin yerlestigini bilmedigim sandalye-koltuguma oturdum. Iki kardes adam henuz tesrif etmediklerinden onlara selam verme geregi duyulmadi. Masada oturan, dun aksam baska halleriyle gordugum bu melekler, simdi bir melek gibi guluyor ve bir melek gibi konusuyorlardi. Efendim sebep, cok sik giyinmis olduklarini dusunduklerinden. Insanlar cok sik giyindiklerinde, davranislarindan tutun da, konusmalarina kadar, her seyleri tamamen degisiyor. Arada bir dusundugum dahice bir bulusumu soylemenin tam zamani geldi. Mademki insanlar 'shik' giyindiklerinde her seyleri degisiyor. Butun suclulara da 'shik' giyinme sarti getirilse iyi olmaz mi? Veya biraz daha ileri gidip. Devlet ayda en azindan bir gun icin (bana kalsa her gunu), tum ulkeye 'shik' giyinme zorunlulugu getirmis olsa, bir cok sey nasil da duzelir!


Efendim yemekte oldukca nazik bir hava esip duruyor, kisacik saclarimi serinletiyor. Her zamanki gibi cok konusmayan oluyorum ama, daha onceki gecelerden daha fazla konustugumu ben biliyorum. Sol yanimdaki takim elbiseli kardessel adamlar, gulerek gelip oturdular ve yine para pul ve kariyer konusma konulari. Tam karsimda oturan annesi, kizi ve annesinin bayan arkadasi, beni tanima saldirilari duzenlemekteler (Iste hacli seferleri de boyle baslamisti). Yemek sirasinda yine, sevgilerini dizden gosteren kardes adamlar, benim gordugumu de gorduler bu sefer. Birisi hemen suc uzeri sakalari yaparak gecti konuyu, ben de gozlerimi konudan uzaklara aldim. Karsi masada, bir yasli cift ve bir orta yasli diger cift ve de bana konu teskil eden, yasli ciftin biricik ve nefiscik kizi oturmaktalar. Bu nefiscik kiz ile, arada bir bakislarimizin tam orta noktasi olan, bulundugum masanin uzak kenar hizasinda bulusuyor. Aman, yine bir ask mi doguyor, peki dogabilir fakat lutfen buyuk olmasin. Saclarina boncuklar takmis bu nefiscik kizi, tabi ki daha once de gormustum, ama bu aksam Formal (formil) aksam, unuttunuz mu?


Nefiscik kiz ile, arasira bakismalarimiza yasli babasi da eslik etmeye baslayinca, ben kus yemi yemegimle ilgilenmeyi tercih ediyordum (Turk gelenegi KIZ BABASI namus sendromu etkisi). Sonunda yemek bitti, masadaki meleklerim ve kardessel adamlarla hep beraber kalktik, boylece zengin kalkisi denilen yontemi uygulamis olduk. Nede olsa herkes zenginmis gibi duruyordu bu aksam. Masadan ayrilmadan Annesi, kizi ve annesinin bayan arkadasi bana, yarin DOMINICA (Dominika okunuyor) adasinda ne yapacagimi sordular. "Bilmiyorum" cevabini hic teredutsuz verdim.


Sensation (senseysin) yemek salonundan cikarken, ne Sef Turk'u gordum ne de manageri. Geminin her yaninda, cok ciddi is adamlari pozunda erkekler ve her biri dunyanin tek pamuk prensesiymis gibi gezinen kadinlar vardi. Iki cam asansorun bulundugu alan, geminin tam ortasindaki buyuk lobinin, uc kat ustunden bakiyorum ve manzara beni komedidram yapmaya yetti. Danisma masasinin oldugu bolgeye geminin fotografcilari tezgah kurmuslar. Sato merdivenleri resmi cizilmis bir bez parcasinin onunde, bu formal aksamdan arta kalan en 'shik' elbiseleriyle insanlar, fotograf cektiriyorlar. Tam karsisinda ise yine baska bir bez parcasinin uzerine bir dolunay resmedilmis. Ve insanlar uzun sure bekleyerek, sikilmadan o bez parcasinin onune gecip hatira fotografi cektiriyorlar. Bu fotograflari arkadaslarina ve komsularina  gosterirken ne diyeceklerini, cok merak konusu yaptim kendi kafamda. Hayir, disarisi karanlik ve biz gemideyiz ve okyanusun ortasindayiz ve gece yuzunde koskocaman bir ay duruyor ve bu insanlar bir bez parcasina cizilmis dolunayin onunde, saatlerce sirada bekleyip, hatira fotografi! cektiriyorlar. Bu komik insanlarin icerisinde yeteri kadar komedidram yasadigimi dusundum, kendimi garson JOJO'nun elindeki kokteyllere attim.


Gece, etrafta hic isik yokken, okyanus uzerindeki geminin guvertesinde, bir basima, gidis yonune cevrilmis suratima carpan iyot kokulu ruzgara, gozlerimi kapayarak sarkilar besteledim. Ruzgar kendisi icin besteledigim sarkilari aldi, okyanus seviyesine indirdi ve dalgalar arasina koydu. Belki, sonra yeniden dinlemek icin, belki de, yunuslar ve baliklar dinlesin diye. Bunlari gordum aklima FOK BALIKLARI geldi. Acaba denizlerde kaybolan fok baliklari da dinler miydi sarkilarimi?

* * * * *

Kandirik pencereli odam


"Dominica'da bir abim var, karam kara"


Bugun gunlerden Sali. Ben, kandirik pencereli odamda ucuncu sabahima uyaniyorum, gozlerim mahmur. Dun aksam yatmaya geldigimde, yine duzeltilmisti her taraf. Yatagimin uzerine havludan bir fil yapmislar, hic bozmadan, kullanilmayan diger yatagin uzerine koymustum. Ucuncu sabahima uyandigimda, havludan yapilmis bu fil'in, fotografini cekmeyi akil ettim. Oda gorevlisinin cok yetenekli oldugunu bana hatirlatmasi icin.


Kahvaltimi geminin karaya bakan balkonunda, Dominica'ya (Dominika'ya diye okunuyor) bakarak yaptim. Ogrendigim kadariyla gemide bazi odalarin ozel balkonlari bile varmis. Yemyesil (cok yesilin bir ust anlatimi olsa gerek) bir ada karsimda, oyleki yesillikten evler gorunmuyor, belki de ev yokturdur bu Dominica'da? diye dusundum. Kahvaltiyi bitirip, kandirik pencereli odamda ustumu degistirdim. Saint Maarten adasindan motorla gemiye donerken, yanimda duran motor gorevlisi bana bir kartvizit uzatarak,

-Bundan sonra ugrayacaginiz Domonica adasinda bu kisiyi gorun, sizi cok iyi gezdirir
demisti.

Sonra bu laflara kulak kabartan diger bir gemi yolcusu, Domonica'nin nasil bir ada oldugunu sordu. Gorevli,

-Mutlaka rahat ayakkabi giyin cunku lazim olacak, demisti.


Iste ben de bu sozleri beynimin bir tarafina yazmisim megerse. Adaya cikma hazirligimi yaparken, spor ayakkabimi giymeyi boylece akil edebilmistim. Yine sirt cantami sirtima, fotograf makinami omuzuma ve Saint Thomas'ta kaziklanarak aldigim hasir sapkayi kafama gecirdim. Gemiden ciktim, uzunca iskeleden yuruyerek, iskele bitimindeki ada turu yapan ve basbas bagiran (tiztiz veya basbaritonbasbariton bagiranlar da vardi sanirim) adamlara dogru yurudum. Iskele sonunda tam bu adamlarin eline dusmek uzereyken, geri dondum ve iskele ortasinda durup, buyuk kalabaligin gitmesini bekledim. Artik iki tecrube yasamis bir insandim ben, oyle kolay papuc birakmak yok. Okyanusun kiyidaki sig sularina bakarak, turcu adamlarin beni unutmalarini sagliyorum. Fakat yan gozle onlari incelemekteyim. Kiyiya bu kadar yakin bir yerde, hemen iskele altindaki sularda, cesit cesit balik suruleri geciyor. Bazilari kalem gibi uzun, zayifliktan mi acaba? Bazilari kucuk fakat derli toplu. Minicik kaya baliklarina bakiyorum (en azindan ben oyle isimlendiriyorum, baliklari pek ayirt edemem de. Yeri gelmisken, beni taniyanlar bilirki, olmus baligin gozlerine bakamam, eger balik yemek zorunda isem, mutlaka kafasi kopartilmis olmali, diger turlu uc gun, ne yemek yiyebilirim ne de gozlerini unutabilirim) boyle bir detaya gelmeme sebep, iskele altindan gecen o nefis balik suruleri oldu, benim sucum yok.


Gemiden cikip tur minibuslerine dolusarak giden kalabalik, bilmeyerek ortaliga biraz sakinlik gelmesini sagladi. Turcu adamlar da artik cok bagirmiyorlar, sadece gemi yolculari yanlarina geldiginde hepsi birden, yolcunun ustune atliyorlardi. Ben de, artik bir sekilde gitmek gerektigini dusunmus olmaliyim ki, turcu adamlara dogru yurumeye baslamisim. Ayni sirkete ait olan turcu adamlar ayni renklerde T-shirt'ler (Tisort okunuyor, mintan
anlasiliyor) giymisler. Boylece siz hangi sirketin turcu adamiyla konustugunuzu bilebiliyorsunuz.

-Gelin gelin, en guzel ada turu bizde
. Bir turcu adam da,

-En buyuk tur, en ucuz tur, bir digeri,

-Haydi hemen kalkiyor, selaleye bizimle gidin
...

Bu cumleyi, gemiden gelen her yolcu icin tekrar ediyorlardi. Dogal olarak bana da bu laflari ettiler, ne de olsa ben de gemiden gelen biriydim. Turcu adamlar, benim bir Turk oldugumu henuz bilmiyorlardi. Bilselerdi hepsi kapis kapis ederlerdi, boyle isteksiz soylemezlerdi. Simdi onlara Bir Turk Dunya'ya bedeldir
lafini ogretmek vardi ya, hadi neyse.

Her adaya cikisimizda, nobetci gemi fotografcisi iskele basinda bekler, yolcu kendi hizasina geldiginde, uzerinde ada ismiyle birlikte WELCOME yazan can simidini, yolcunun eline tutusturup fotograf cekme aliskanligindalar. Sonra bunu, kucuk boy 6 dolar, buyuk boy 12 dolar'a satmak uzere geminin muhtelif yerlerinde sergiliyorlar. Aslinda gemideki millete, fotograflarimi sergilemeseler, hos gorebilirim, belki de alabilirdim. Ama onlar sergileme yaparak alabilecegimi dusunduklerinden, istegim disi cekilen fotograflarimi bana hic bir zaman satamadiklari gibi, sergi alaninda gordugum fotograflarimi, tutup cop sepetine atma yetkimi kullandim. Iste bu iskele cikisinda da boyle bir nobetci gemi fotografcisi vardi. Adama oyle ters bakmisim ki, can simidini bana uzatmadi bile.

Turcu adamlar, bana oyle isteksiz isteksiz ada turu teklif edince hatirladim, cebimde bunlardan birinin karti vardi, acaba hangi tur sirketi kazanacakti beni? Karti cebimden cikartirken yere dusurdum. Almak icin egildim fakat, yanimdan gecen biri uzerine basti, kalktim, -Lutfen ayaginizi ceker misiniz? diyecegim, karta basan ayagin sahibine.

-AAA merhaba nasilsiniz?
dedi karta basan ayagin sahibi (tabiki ingilizce olarak).

-It is you! dedim ben de. Sensation yemek salonunda oturdugum masadaki meleklerimden!, annesi duruyordu karsimda, yaninda kizi ve onun yaninda annesinin bayan arkadasi, ucu birden ordalardi. Ellerinde benim yere dusen kartin aynisı vardi. Annesi'ne,

-Bende de bu karttan var fakat, su anda uzerine basmaktasiniz dedim.

Cok ozur diledi, ben de karti yerden alabildim.

-Bizimle gelin lutfen
dediler.

-Neden olmasin
dedim.

Turcu adam baktiki bir anda dort kisi olduk, heyecanlandi tabii, minibusun yarisi duruyordu karsisinda. O sirada gemiden yeni, gelen tanimadik bir evli cift bize,

-Siz kac paraya gidiyorsunuz? sorusunu uzatti. Annesi,

-20 dolar yaziyor bu kartin uzerinde, bunlarla gidecegiz galiba dedi. Evli ciftin bayani olan kisi,

-Kayanayan suya da goturecekler mi? sorusunu bilgiclik taslayarak sordu. Annesi ve ben ayni anda,

-Nereye? diye soruya soruyla cevap verdik. Bu evli cift derslerine cok iyi calismis anlasilan. Ada'da bir kaynayan su alani varmis ve turlar oraya gitmek icin ekstra ucret istiyorlarmis. Bizim bilgimiz disindaki bu habere cok sevindik ve kaynayan suyu gorme istegimiz peydahlandi bir anda. Bu arada diger tur firmasinin turcu adamlari da yanimiza gelmisti. Gayet dogaldi tabiki, cunku biz gittikce uruyorduk. Ben tek basinayken, simdi 6 kisi olmustuk. Biraz daha beklesek kim bilir kac kisi olacaktik. Evli ciftin bayani, turcularla iyi bir pazarliga giristi ve ben muthis bir sekilde bu bayandan suphelenmeye basladim. Yoksa bir Turk mudur? (cumleye dikkat, hem Turk lafi var, hem de Mudur) Pazarlik bir ara sarpa sarmaya baslamisti. Turcu,

-25 dolardan asagi gitmem, evli ciftin bayani,

-Olmaz, bir baska turcu giderim demisti, istemezseniz onunla gideriz dedi.

Helal sana evli ciftin bayani, bastir arkanda 5 kisi daha var. Bu arada bizler de lafa girip, turcu adamin kafasini karistirmakla gorevliydik. Turcu adam cetin cevizlerle karsi karsiya oldugunu anladi ve...

-Siz kazandiniz, tamam dedi.

Bizde de, bir sevinc aldi basini gidiyor. Minibuse bindik. Evli cift, ilk uclu koltuga gecti, annesi, kizi ve annesinin bayan arkadasi en arka dortlu koltuga oturdular. Ben de onlarin onundeki uclu koltuga tek basima kuruldum, soforu bekliyoruz. Evli ciftin bayani, pazarlik bitince son soz olarak,

-Hemen gidiyoruz degil mi?
diye sormus, turcu da,

-Tabi hemen gidiyoruz
demisti.

Ama ortalikta sofor yoktu. Minibusun surmeli yan kapisini cektik, haziriz gidelim demek istiyoruz, ama orali olan yok. Minibusun surmeli kapisi acildi, iceriye cok yasli iki bayan ve bir cok yasli adam girdi. Bir diger yasli adam ise one, sofor yanindaki koltuga gecti (ben se yasli adamin direksiyona oturdugunu dusundum uzun sure). Yasli bayanlardan biri benim yanima geldi, diger yasli bayan ile yasli adam, onumdeki koltuga oturdular.


Minibus dolmus sayilirdi (bu iki kelimeyi de ayni sey icin kullaniyoruz, aslinda birine gerek yoktu), gidiyoruz havasina tam girmistik. Minibusun surmeli kapisi acildi, bir beyaz sacli yasli zenci adam, kafasini uzatip,
- Merhaba, ben sizin soforunuzum, adim .....(bilmem ne), cok memnun oldum, dedi.

Biz de cok memnun oldugumuzu soyledik ve surmeli kapi kapandi. Sofor on tarafin kapisini acip direksiyona gecti (direksiyonun solda oldugunu simdi anladim). Minibusun surmeli kapisi bir daha acildi, zayif, uzun boylu ve sapkali, 39 yasinda bir zenci, surmeli kapinin boslugundan kafasini uzatip,

-Merhaba ben sizin rehberiniz Feselanti, tanistigimiza cok memnun oldum, dedi ve minibuse binerek surmeli kapiyi kapatt. Tabii biz de cok memnun oldugumuz soyledik fakat, bizlerin bir tur rehberi beklentisi asla yoktu. Yani sofor bize adayi gezdirecek diye dusunuyorduk, Feselanti bizim icin ekstra oldu. Sevimli ve hep gulen rehberimiz Feselanti konuskanliginda yola ciktik. Annesi, kizi ve annesinin bayan arkadasi ile ben, cesitli sakalar yaparak bir sure vakit harcadik.

Minibus iskele meydanindan cikinca, birden yesillikler arasina girmis oldu. Rehberimiz Feselanti, her gordugu seyi anlatiyordu.

-Bu bina polis binasi
cumlesini duyan yanimdaki yasli kadin,

-Cok suc isleniyor mu? sorusunu sordu. Feselanti (Ismi duydugum gibi yaziyorum cunku, hic yazili vermedi).

-Uc senede iki hirsizlik, bir de cinayet islendi dedi. Yasli kadinin yuzundeki rahatlik gorulecek gibiydi.

-Burasi en son firtinada yikilan belediye binasi, ani olsun diye boylece biraktilar, 

-Bu agactan daha yasli bir agaci gorecegiz birazdan, adanin en yasli agaci.


Surekli anlatiyor Feselanti, taslari, binalari, yollari, kac senesinde neler oldugunu. Benim ada'm diyor,

-Bu bolgede goreceginiz en guzel ada burasidir.. Insanlarimiz cok guzeldir diyor, buranin havasi, yemisi, topragi her seyi sagliklidir diyor.

-Solda gordugunuz bu buyuk bina, su rezervi icin kullaniliyor, bundan daha buyugu var ama baska yerde. Feselanti, iki dilde konusur, anlar ve yazar. Sofore donup Fransizca bir seyler soyluyor. Minibus, zaten dar ve ters trafik akisli olan yolda, bir yokusu cikarken durdu. Feselanti surmeli kapiyi acti, caliliklardan bir tutam ot kopardi ve kapiyi kapatti. Minibus hareket ederken ilk once kendisi kokladi otlari, cigerlerinin en kuytu kosesine kadar gittigine eminim o kokunun. Sonra bir kere daha kokladi ve biz minibus icerisindeki turistlere, otlardan tek tek parca kopartip verdi ve koklamamizi istedi.

Nefis bir koku, daha once hic boyle bir koku tatmadigim icin sizlere de aciklayamiyorum. Bir viraji donduk, buraya gelen kadar yol pek tenha sayilirdi. Tek serit yol, fakat bir gidis bir gelis olarak kullaniliyor. Araclar karsi karsiya geldiginde yavasliyor ve iki arac birden, yanlardaki calilara surtunereke gecebiliyorlardi. Aslinda eglenceliydi, yavasliyorsunuz ve doganin tum kokusunu duyabiliyorsunuz. Dondugumuz viraji gecer gecmez, bos bir alana ciktik. Her yer cim ve gidecegimiz yolun bir kismini gorebiliyoruz. Gidecegimiz yolun, gorebildigimiz mesafenin en sonunda, agacliklar yeniden basliyor. Nefis bir manzara. Minibusle gectigimiz her yerde yasam fiskiriyordu benim icin. Sagda solda tek tuk insanlar mutlu yuzle bizlere bakiyorlar. Cogunlugu renkli elbiseler giymis kadinlar, erkeklerin ustu genelde ciplak, kara derileri gunesin altinda parliyor. Kadin ve cocuklar oyunlar oynuyorlar. Bir kopruden gecerken, nehirde yuzen cocuklari gordum. Feselanti'ye,

-Ne olur burda biraz duralim dedim, o da,

-Gelise durabiliriz dedi.

Ancak bu pek ikna edici olmamisti benim icin. Nasil surdurmem, ben de cocuklugumun gectigi Malatya'da boyle nehir olmasa da, bir dereye girer, orda eglenirdim arkadaslarimla, hem de annemin oglen uykusuna yatirdigini dusunup gittigi, komsu gezmesinden yararlanarak. Sonra islanan donumu kurutmanin yontemlerini arardim. Bir keresinde, henuz yerin dibine indirilmemis kanalizasyon borularinin (o zamanlar Kunk
derdik bu borulara) gunesten isinan ustune oturarak donumu kurutmustum. Annem bunu farkedince de, dayak yemistim. Simdi bu kopruden gecerken gordugum, nehirde yuzen cocuklarin anneleri de kiziyor mudur acaba? Bu cocuklar da, kacamak nehir sefalarinin sonunda, don kurutma telasina giriyorlar mi? Konu nerden nereye geldi, anilarimi karistirdi su nehirde yuzen cocuklar, halbuki, viraji donunce gorunen yolu tarif ediyordum.


Gidecegimiz yolun gorebildigimiz mesafenin en sonunda, yeniden baslayan agacliklarin hemen basinda durduk. Feselanti, minibusun surmeli kapisini acip hepimizin inmesini rica etti, biz de indik. Hemen yanimizda bir agac, iste bu agac adanin en yasli agaci hatta, yasayan en yasli canlisi imis. Cok buyuk ve cok genis. Belki onbes kisi el ele tutussak agacin govdesini anca sarabiliriz tahminini yapiyorum. Agacin govdesi yukarda bes kola ayriliyor. Bunlar dal degil, agac uzerinde agaclar varmis gibi duruyor. Agacin en ustunden yere kadar sarkan ince dallari var, sarmasik gibi. Bu ince dallar agaca semsiye gorunumu kazandiriyor. Feselanti, sarkan dallardan birini tutuyor ve sallaniyor. Biz, aman dal kirilip duser korkusuyla beklerken, Feselanti'nin daldaki aciklamalarini duyuyoruz.

-Bu dallar cok saglamdir, her bir dal 250 pound yuku tasiyabilir. (bir pound esittir 0.4536 kilo) Bunlari soylerken, dalda bas asagi durmus Dunya'ya ters bak'yordu. Ben bunu duyar ve Feselanti'yi gorur de durur muyum! Sakin bakislar arasindan, bir maymun gibi sicradim ve bir dali tutum. Biraz sallandiktan sonar, bende Dunya'ya ters bakar hale getirdim kendimi. Minibus sakinlerinin kahkahasi ve annesi'nin annemi aratmayacak,

-Aman dikkat et sozleri esliginde kan akis yonumu degistirmistim. Ben bunlari yaparken Feselanti'yi goremiyordum. Oysa  o agacin en tepesine cikmis, ordan aciklamalarina devam ediyor.


_ _ _ _ _

Devam edecek...
Ali Sarikaya'ya e-mail: asarikaya@netzero.net

Bu sayi Nazim HIKMET & Ilhan MIMAROGLU 'na ithaf edilmistir.

ISIK BINYILI'nin 8nci sayisiyla IKINCI YILDONÜMÜNÜ kutluyoruz...

Bugune degin katilimlariniz, ilginiz ve desteginiz icin sonsuz tesekkurler...
Dusunsel ve gorsel urunlerinizi yayinlanmak uzere her zaman gonderebilirsiniz... ILETISIM

ISIK BINYILI e-dergi; The Light Millennium, Inc., bunyesinde "kamu yararina yayincilik"
yapmak uzere 17 Temmuz 2001 tarihinde, New York Valiligi'nin onayi ile ve New York
merkezli olmak uzere, ticari amac tasimayan bir kurum statusu kazanmistir.
ISIK BINYILI: AMAC

Yayin Ilkeleri

Sonbaharl-2000

TÜRKCE
Anasayfa

INGILIZCE
Içindekiler

@ ISIK BINYILIi e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafindan tasarlandi ve üretildi.
8nci sayi. KIS- 2002, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org E-mail: contact@lightmillennium.org