KARANLIKTA HIÇ BIRSEY KALMASIN!...
YERYUZU'muz henuz bir tane!... Onu tahrip edersek baska nereye gidecegiz?
Kis 2002: 8.sayi- **2. Yildonumu**
Isik Binyili-Anasayfa Sanat Ithaf SPONSOR 2nci Yildonumu Mektubu ARSIV
Amac Makale-Deneme-Oyku Roportaj BUGUN Projeler KADRO
Manifesto Siirler Gunce & Dusler Yayincilik Ilkesi Fugen Gulertekin ILETISIM

Istanbul-New York Guncesi
VII- Son

Ucak Yolculugu ve Kavusma

Bircan UNVER

Ugur Akinci'ya...


Kucuk oglum John Unver Culkin'a (4 yas 9 ay), buyuk oglum Baris Unver'e (20 yas), Isik Binyili/Light Millennium projeme ve New York'a uc aydan uzun bir aradan sonra nihayet yeniden kavustum. Istem ici ve donus icin planlanan sure uc aydan biraz kisaydi ancak istem disi olan onbir gun fazla kalmak zorunda kalmam, sanki uc aydan cok daha uzundu. Cunku o ISTEM DISI zaman, psikolojik boyutta maksimum kalma suremi bir kac kez katladi adeta. 11 Eylul gunu bircok arkadasima telefonla, "allahismarladik" demistim. Bir cogu ertesi gunu telefonla aradi. Gidebilmismiydim ya da NY'taki ailem nasildi?

O uzatmali gunler, Washington'dan sevgili Ugur Akinci'nin Istanbul gunce-izlenimlerini yazarsan, hos bir yazi-dizisi olabilir onerisi ile anlam kazandi.  

Artik Istanbul'da ISTEM DISI kalmam cok guzel bir icerik ve islev kazanmisti. Daha oncesi cok disiplinli olmasa da zaman zaman notlar aliyordum ya da bazi izlenimlerim, o esnada yazdigim bir e-mail mesajina tranfer oluyordu ya da bir sonraki gun tozlanip-unutuyordum. Ancak Ugur Bey'in onerisi, birden bire beni oradaki son gunlerde yazmaktan baska birsey dusunmemeye yoneltti. John Unver'i cok ozlememin ve Amerika'da yasanan saldiri ve trajedinin urkuntusune karsin; "Istanbul"daki uzatmali gunleri yalnizca bu nedenle cok sevdim ve diledim ki, keske oyle bir tesvik edici enerjiyi uc ay onceden alabilmis olsaydim!

Yaziya yonelisin disindaki gunlerin gerilim ve bekleyisi sonundaki yolculukta; gerek havaalaninda ve gerekse ucus suresince hersey cok sakin gecti. Hem Istanbul'dan kalkis, hem New York'a varis, hem gumruk kontrolleri, hem de bavullarin alimi surpriz bir derecede, hic bekleme-gecikmeye ugramadan cok seri oldu. Sadece Ataturk havalimanindaki kontroller ve bavul sinirlamalarinda daha titiz davraniliyordu. Ben de evde en sonunda bir el cantasi kitabi guclukle birakmama ragmen, fazla bagaj odemeden kurtulamadim ama onu da goze almistim zaten.

Kimi insanlar ucaktan korkar, kimileri on saate taammul edemezler... Kimileri icin iki saat bile dayanilmazdir. Oysa ucak yolculugu, 20nci yuzyilin insanlara sundugu en buyuk nimetlerden biri ve bu nimeti cok seviyorum. Her yolculukta tek derdim, cam kenarinda oturmak. Bugune degin, belki bir kez haric hep cam kenarinda yolculuk ettim. Eger cam kenarinda oturmuyorsam, o zaman ucak yolculugu cok uzun ve cekilmez geliyor. O kadar uzun sure kapali bir ortamin icinde oldugumu dusunmekten yuregim daraliyor, tansiyonum dusuyor. Cunku ucakta hem film izlemeyi sevmiyorum hem de gerek hosteslerin genel rutinine gerekse genel yolcu kalabaligina takiliyorum. Oysa, kendim icin dusunsel olarak en yogun zamanlardir, ucak yolculuklari... Hani herseye baska bir acidan ve farkli bakabilmem icin bir nimettir.

Tum yolculuk esnasinda, adeta herkesin diline gelmesinden korktugu New York  ve Washington saldirilari ve herkese farkli boyutta kabuslar yasatan misilleme ve intikam senaryolarina ragmen; yine yeryuzunun belli bir yuksekliginden yeryuzune bakinca, tum olan ve olacaklarin kendi sorunlarini cozemeyen insanlarin ilk cagdan bugune bitmeyen kavgalarindan ibaret birsey cikmiyor ortaya! Buradaki "yeryuzunun yuksekligi" tanimi o kadar da abartili degil cunku, ne de olsa o on saat icinde, bir gunde uc kitanin ve sekiz saatlik bir zaman diliminde de devasa Atlantik Okyanusunun uzerinden gectik. Bu kez ustelik ucak ICELAND'in uzerinden, en kuzeydeki Eskimolarin yasadiklari uzeri karla kapli sert yamaclarin ve buzul sehirlerin uzerinden izledi Istanbul-New York rotasini.

O bulutlarin uzerinde, uzaya daha yakin olan o parlak mavi ile beyazin arasindaki boslukta; bugune kadar olanlar kadar bundan sonraki olacaklarin dahi; ne yeryuzunun ne de evrenin gelecegini busbutun degistirebilecek gucte olamayacagini sezdim. 

Sonuc olarak "insan", aczinin ofkesini yasiyordu... Aczinin icinde debelenip duruyordu. Boyle dusunmekle sanki biraz sakinlesmistim. Tum sorun, yercekimine bu kadar bagimli olusumuzdan ve kendi sorunlarimizi cozemeyisimizden mi kaynaklaniyordu? Hani simdi Afganistan'da, saldiri tehdidinden kacmaya calisan halk gibi, yeryuzundeki tum anlasmazlik, kavga ve cozulmemekte israr edilen sorunlardan; bu sorunlardan rahatsiz olan tum ulke insanlari baska bir gezegene gidebilme olanagi bulsa, birden bire kimin ne icin kavga ettigi ve yeryuzunun paylasilmazligi da anlamsizlasmaz mi? O zaman savas ve saldiri oyunlarini sevenler icin ayri platform olusturulur ve onlar da tum oyunlarini orada kendilerine sahnelerler de, insanlik ve yeryuzu rahat bir nefes alir.

Bugunku kosullarda, yeryuzunde bizlerin ISTEM DISI gelisen ve ozellikle de "insanin insana ettigi" anlaminda; son toplamda insanliga ve yeryuzune zararlar vermekte olan uygulamalar karsisinda, ne yazik ki henuz gidebilecegimiz, kacmayi dusleyebilecegimiz baska bir yeryuzu ya da gezegen yok!

Bir ucak icinde on saat kalabilmek ve 10bin metre yukseklikte gokyuzunun boslugunda  hareket ediyor, yol aliyor olmak, baska gezegenlerde yasamin da er gec olabileceginin/gerceklesebileceginin somut isaretleri. Keske, birbirimizi kirip dokmek ve kim daha cok tahribat yapma gucune sahip anlayisinin hakimiyeti yerine; tum olanaklari baska gezegenlere; yeryuzuyle kopru kurulmasina yatirilabilsek...

Umut verici olan, buna donuk cok ciliz boyutta da olsa arastirmalarin yapilmakta ve solar sistemimizde olan gezegenleri incelemeye donuk cabalarin gundemde olmasi. Bunlardan Pluto gezegenine gonderilmesi planlanan bir roketin iptali nedeniyle, Carl Sagan'in kurdugu Planetary Society; Amerikan Senatosu'na iletilmek uzere karsi bir kampanya baslatmisti. Bu kampanya bugun basarili olamazsa bile en gec bir bes yil sonra basarili olacaktir. Bu nedenle temel sorun, insanlarin hasis ve saldirgan ozelliklerinin hep spot altinda olmasi ve sanki tum gecerli ve prim yapan degerlerin sadece onlardan ibaret gibi gosterilmesinde olmasin!

Dun (Sali gunu) ilk kez e-maillerime baktim. Ozellikle Isik Binyili/The Light Millennium e-dergi projesi ile ilgili bazi dosyalari kendi bilgisayarima yukledim.

Ancak John Unver'in KIDSPACE.COM ve CARTOONNETWORK.COM sitelerine girmesi ve bir turlu cikmamasi sonucu, bilgisayarda yapacaklarim otamatikman ertelenmek durumunda kaldi. Esasinda onunla bir arada calismak cok zor cunku onun talebi benden cok daha baskin. KIDSPACE'in ana sayfasinda ki, EDUCATION'a uye oldu. Kendisine "screen name" olarak da, PLUTO'yu secti.

Sali sabahindan beri, ne zaman bilgisayari acsam, kucagima gelip yerlesiyor ve adi gecen sitelere, "log on" yapmak istiyor. Simdi geceyarisi 4.18 ve John Unver uyuyor.  Ehh, boylece ben de baslamis oldugum yaziya devam edebiliyorum. Saniyorum bir tek John Unver'in beni bilgisayarda calismaktan ya da yazmaktan alikoymasina tolerans gosterebiliyorum ama yine de dusunduklerimi uygulamayi erteleyince de, sanki beynim islevsizlesiyor!

JFK'nin Delta binasindaki "Gelis" bolumunden disari ciktigimda, John Joseph bekliyordu. Ilk defa onu sakallarini uzatmis halde gordum. John Unver'i sordum. Bavullarim nedeniyle onunla ilgilenemeyecegi ve arabada yer kalmayacagi dusuncesiyle, evde birakmisti. Baris da, havaalanina beni karsilamaya gelmek istemis ancak ayni nedenle onun da eve gelmesini onermisti.

Baris zaman zaman John Joseph ile anlasmazligi nedeniyle, "roommate" cikacagim, diyordu. Benim burada olmamam da, bu sureci hizlandirmis ve o da iki arkadasiyla kiraladigi bir evde, Yaz ortasindan itibaren oturmaya baslamisti.

New York'tan tasinmayi dusunuyor musun? dedim arabada John Joseph'e. "Hayir." dedi. Dun ise subway'i kullanmamami, ozellikle de John Unver ile Manhattan'a gitmemizin cok tehlikeli olabilecegini uyariyordu. Olayin ciddiyetinin iki gun once farkinda degildim, diye acikliyordu. Arabada Pazar gunu havaalanindan eve gelis yolunda, daha da ileri gitmisti. Kadinlarini; cinsellik sucundan dolayi beline kadar gomup taslayarak oldurten ve kadinlarina dogal yasama hakki tanimayan bir ulke, yerle bir edilmeli ve bu ulke de Amerika'daki yasama standartlarina getirilmeliydi. Belli ki farkli dusunuyorduk. O ulkenin insanlari yerle bir edilirse, Amerikan standartlarina getirilecek kimseleri de birakmayacaklardi! Ayrica, insanligi belli bir yasama ve ekonomik standarta getirmek kacinilmazdi ancak bunun yontemi onlari yerle-bir etmekten mi gecmeliydi!

Eve gelince, valizleri arabada birakip hemen bizim evin bitisiginde oturan kayinvalidenin evine kostum. Kayinvalide ve kayinbiraderim Mike ile kucaklastiktan sonra, John Unver'i sordum. Arka bahcede oynuyor, dediler. Hemen arka bahceye gectim. Arkabahcenin tahtadan citleri uzerine tirmanmis, diger tarafta bulunan cocuklarla konusuyordu, John Unver. Beni gorunce,heyecanla, "annem burada, annem geldi," dedi.

Asagiya dogru inerken dusecek endisesi ile kosarak onu bulundugu yukseklikten kucaklayarak asagiya indirdim. Her bes on dakikada bir, "Anne seni cok ozledim. Cok uzun gittin," diyordu. Onun yaninda bulunmadigim gunlerin tanimi, binlerden milyon gunlere cikmisti. O minicik eliyle elimi kavradi. Ben de Forest Park'a yuruyelim mi? dedim. Evde kalip hic kimseyle baska hic birsey konusmak istemedim. Gerci havada, bir sicak karsilama ve onlari o kadar uzak biraktigima olan tepkilerde bir yumusama vardi. Sadece John Unver'le birlikte olmak istedim. "Tamam", dedi. Sonra el ele Forest Park'a yuruduk.

Zaman zaman kucagima geldi. Zaman zaman kostuk. Ozlemin, kucaklasmanin ve bulusmanin hepsinin tadi ve guzelligi bir aradaydi.

Inanilmaz guzellikteki bir olgunluk ve sevgiyle, "anne, seni cok ozledim" cumlelerini durup durup tekrarladi. Ben de onu cok ozlemistim. O benim buradaki ISIGIM ve MUTLULUGUMDU.  Park donusu, cogu kez oldugu gibi yine onu omuzlarimda tasiyarak eve donduk.

Park donusu, kendisinin son donemlerde cok izledigi SAMURAI JAK adli cizgi filmi, ille de benimle birlikte izlemek istedi. Onunla TV karsisindaki sallanan koltukta beraber otururken, yine o minik eli ve koluyla ensemi arkadan kavrayarak, benim de ayni ilgi ile cizgi filmi izlememi istiyordu ama benim gozlerim kapaniyordu...

Aksamin ilerleyen saatlerinde, cok uzun gittim diye bana kizdin mi? diye sordum. "Hayir", dedi. "Sadece burada olmani diledim."

Yaz'inin nasil gectigini sordugumda da, "Seni ozlemenin disinda, kotu degildi," dediginde, dortbucuk yasini biraz askin oglumun hem davranis hem de duygusal olgunlugu hem de onun guzelligi ve sevimliligi karsisinda, bir kez daha buyulendim.

 

© B.Unver, The Light Millennium, New York, 26-27 Eylul 2001

Bu sayi Nazim HIKMET & Ilhan MIMAROGLU 'na ithaf edilmistir.

ISIK BINYILI'nin 8nci sayisiyla IKINCI YILDONÜMÜNÜ kutluyoruz...

Bugune degin katilimlariniz, ilginiz ve desteginiz icin sonsuz tesekkurler...
Dusunsel ve gorsel urunlerinizi yayinlanmak uzere her zaman gonderebilirsiniz... ILETISIM

ISIK BINYILI e-dergi; The Light Millennium, Inc., bunyesinde "kamu yararina yayincilik"
yapmak uzere 17 Temmuz 2001 tarihinde, New York Valiligi'nin onayi ile ve New York
merkezli olmak uzere, ticari amac tasimayan bir kurum statusu kazanmistir.
ISIK BINYILI: AMAC

Yayin Ilkeleri

Sonbaharl-2000

TÜRKCE
Anasayfa

INGILIZCE
Içindekiler

@ ISIK BINYILIi e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafindan tasarlandi ve üretildi.
8nci sayi. KIS- 2002, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org E-mail: contact@lightmillennium.org