KARANLIKTA HIÇ BIRSEY KALMASIN!...
YERYUZU'muz henuz bir tane!... Onu tahrip edersek baska nereye gidecegiz?
Kis 2002: 8.sayi- **2. Yildonumu**
Isik Binyili-Anasayfa Sanat Ithaf SPONSOR 2nci Yildonumu Mektubu ARSIV
Amac Makale-Deneme-Oyku Roportaj BUGUN Projeler KADRO
Manifesto Siirler Gunce & Dusler Yayincilik Ilkesi Fugen Gulertekin ILETISIM
Saygin Bir Meslek: Ogretim Uyeligi

Prof.Dr. A. Hamit SERBEST

 

"Egitim-ögretim ve arastirma çalismalarimizda  maddi kaynak gerektiren ihtiyaçlarimiz için çevremizdeki kisi ve kuruluslarin destegi ile bir seyler yapmaya çalisiyoruz. Ancak, bu yardim  ve destek isteme durumu süreklilik göstermeye basladigi anda dostlarimizi kaybetme tehlikesi ile karsi karsiya kaliriz. Insanlar bizimle bir arada bulunmamaya çalisirlar, aradigimizda telefona çikmazlar veya yolda karsilastigimizda görmezlikten gelirler."


Dünyanin bir çok ülkesinde oldugu gibi Türkiye'de de ögretim üyeligi  saygin bir meslek olarak kabul edilir. Hiç tanimadigimiz bir kisi bile konusurken, ögretim üyesi oldugumuzu ögrendiginde tavrini degistirmekte, daha saygili davranmakta ve "hocam" diye hitap etmektedir. Hatta, dost ve aile meclislerinde dahi bu davranis biçimine ve hitap tarzina muhatap oldugumuzu söyleyebilirim. Ancak, meslegimin tüm sayginligina ragmen, biz ögretim üyelerine toplumumuzun ne gözle baktigini tam olarak bilemiyorum. Bence, "saygini kabul ettigim bir meslegi öncelikle kendi çocuklarima ve yakin çevremdeki gençlere önermem gerekir diye düsünüyorum. Ayrica, merak ediyorum; biz ögretim üyelerine görünüste bu denli saygili davranan insanlardan acaba kaç tanesi çocuguna ögretim üyesi olmasini öneriyordur. Diger taraftan, devletimizin bu meslek grubunu nasil tanimladigi ise Yüksek Ögretim Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilmistir. Buna göre, bizler, egitim-ögretim yaptirmak, bilimsel arastirmalar  yapmak ve sonuçlarini yayimlamakla yükümlü kisiler olarak tanimlanmisizdir. Takdir edersiniz ki; bizlerin bu görevleri  ne ölçüde iyi yapabilecegimiz, kendi gayret ve yeteneklerimize bagli oldugu kadar bize sunulan olanaklara da  baglidir. Ülkemiz insaninin "üniversitelesme" oranini artirabilmek için, neredeyse her ile bir üniversite açildigindan; artik, saglanan olanaklar ile üniversitelerimizin  ihtiyaçlari karsilanamaz hale gelmistir. Bu nedenle, biz ögretim üyeleri  kendimizi  bir yol ayriminda bulmus durumdayiz; ya devletin sagladigi  olanaklarla yetinecegiz, ya da "her seyi devletten beklememek gerekir" diyerek çare arayacagiz.


Bir  ögretim üyesinin, "olanaklarin yetersizligini"  kaderinin bir parçasi olarak  kabul etmesi mümkün degildir; çünkü, böyle davrandigi takdirde  varlik nedeni ortadan kalkacaktir. O nedenle, hemen hemen hepimiz ikinci yolu seçmis durumdayiz. Egitim-ögretim ve arastirma çalismalarimizda  maddi kaynak gerektiren ihtiyaçlarimiz için çevremizdeki kisi ve kuruluslarin destegi ile bir seyler yapmaya çalisiyoruz. Ancak, bu yardim  ve destek isteme durumu süreklilik göstermeye basladigi anda dostlarimizi kaybetme tehlikesi ile karsi karsiya kaliriz. Insanlar bizimle bir arada bulunmamaya çalisirlar, aradigimizda telefona çikmazlar veya yolda karsilastigimizda görmezlikten gelirler. Bu durum, bizler açisindan onur kirici oldugu kadar, toplumumuzun üniversite ile iliskisi bakimindan da sagliksiz bir zemin yaratmaktadir. Bu nedenle, üniversite ile isbirligi söz konusu oldugunda, toplumumuz her zaman bunu "üniversiteye yardim etmek" olarak degerlendirmektedir. Saniyorum, çevrenin katkisinin bir hizmet karsiligi istenmesi her iki taraf için de en uygun çözüm olacaktir.


Bir ögretim üyesinin  sunabilecegi hizmet,  ancak kendi uzmanlik  alani ile ilgili olabilir. Özellikle, mühendislik disiplinlerini ilgilendiren konularda ülkemizdeki üniversitelerin henüz yeterince hizmet sunabildigini söylemek ne yazik ki mümkün degildir. Bu durumu sanayicimiz  "ögretim üyelerinin sirça köskte yasadigi" seklinde ifade etmektedir. Bu görüste haklilik payi olmakla birlikte, gerçekler  tabii ki bundan ibaret degildir. Bizler, içinde bulundugumuz toplumdan  kopuk yasamak üzere egitilmis ve yetistirilmis  insanlar degiliz. Ayrica, her seyi bilen veya bilmekle yükümlü olan kisiler de degiliz. Sadece herkesin  bilmesine gerek olmayan seyleri bilen  kisiler oldugumuz söylenebilir. Eger, birikimimiz toplumun belirli ihtiyaçlarini karsilayabilecek ise yaptiklarimizi zevkle insanlarin hizmetine sunariz.


Simdi toplum ile ögretim üyeleri arasindaki bu iliski yumagi içinde sayginin yerine tekrar bakacak olursak ne söylenebilir? Acaba, toplumumuzun biz ögretim üyelerine gösterdigi saygi hikayedeki papagan saticisinin tavrindan farkli midir? Bilinen bir fikradir ama düsüncelerimi anlatabilmek için burada tekrar etmeyi yararli buluyorum. Papagan satilan dükkana giren kisi, çesit çesit  papaganlar hakkinda bilgi almaya baslar. Satici tek tek açiklamaktadir;  bir dil bilir fiyati 10 milyon, iki dil bilir fiyati 50 milyon gibi, ve papaganlarin görünüsü ne kadar güzel, marifetleri ne kadar fazla ise fiyatlari da o kadar yüksek olmaktadir. Rengarenk tüyleri olan, genç, civil civil, hayat dolu papaganlar arasinda kösede tüyleri dökülmüs, yasli bir papagani gören alici, sadece meraktan, fiyatini sorar. Satici bu yagli ve halsiz papagan için 500 milyon isteyince, adam büyük bir saskinlikla fiyatinin bu kadar yüksek olmasina neden olacak ne gibi marifetleri oldugunu ögrenmek ister. Satici da marifetlerinin ne oldugunu inanin ben de bilmiyorum ama burada gördügünüz papaganlarin hepsi ona "hocam" diyor cevabini verir.


Toplumumuzun biz ögretim üyelerine gösterdigi saygiyi sükranla karsiliyorum; ancak, aramizdaki iliski bununla sinirli kalmamalidir. Mühendislik disiplinleri açisindan, bu sözümün anlami, sanayicimizin bizleri bir meslek insani olarak da tanimaya çalismasi gerektigidir. Biz ögretim üyelerinin, artik toplumdan gördügümüz "saygi" ile yetinmek istemedigimizi  sanayicilerimizin görmesini ve bizleri  bilgimizle, yeteneklerimizle de tanimalarini istiyoruz. Böylece, ülkemizin ekonomik yönden gelisebilmesi için siddetle ihtiyaç duydugumuz "üniversite-sanayi isbirligi" için de olumlu bir adim atmis oluruz.

Prof. Dr.A.Hamit SERBEST
Çukurova Üniversitesi
Mühendislik-Mimarlik Fakültesi Dekani
Balcali, Adana

E-posta: serbest@e-mail.cu.edu.tr

Bu sayi Nazim HIKMET & Ilhan MIMAROGLU 'na ithaf edilmistir.

ISIK BINYILI'nin 8nci sayisiyla IKINCI YILDONÜMÜNÜ kutluyoruz...

Bugune degin katilimlariniz, ilginiz ve desteginiz icin sonsuz tesekkurler...
Dusunsel ve gorsel urunlerinizi yayinlanmak uzere her zaman gonderebilirsiniz... ILETISIM

ISIK BINYILI e-dergi; The Light Millennium, Inc., bunyesinde "kamu yararina yayincilik"
yapmak uzere 17 Temmuz 2001 tarihinde, New York Valiligi'nin onayi ile ve New York
merkezli olmak uzere, ticari amac tasimayan bir kurum statusu kazanmistir.
ISIK BINYILI: AMAC

Yayin Ilkeleri

Sonbaharl-2000

TÜRKCE
Anasayfa

INGILIZCE
Içindekiler

@ ISIK BINYILIi e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafindan tasarlandi ve üretildi.
8nci sayi. KIS- 2002, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org E-mail: contact@lightmillennium.org