KARANLIKTA HIÇ BIRSEY KALMASIN!...
YERYUZU'muz henuz bir tane!... Onu tahrip edersek baska nereye gidecegiz?
Kis 2002: 8.sayi- **2. Yildonumu**
Isik Binyili-Anasayfa Sanat Ithaf SPONSOR 2nci Yildonumu Mektubu ARSIV
Amac Makale-Deneme-Oyku Roportaj BUGUN Projeler KADRO
Manifesto Siirler Gunce & Dusler Yayincilik Ilkesi Fugen Gulertekin ILETISIM

Bir Insanlik Analizi: Nazim HIKMET RAN...

Nusret OZGUL



Birakin, ünlü bir sair oldugunu.
Birakin, komünistligini.
Birakin, sürgünlügünü.
Birakin, herseyi bir tarafa birakin ve Nazim Hikmet Ran'a 100. dogum yilinda lütfen bir insan, unutulan ama unutulmamasi gereken, günümüzde bile örneklerini görebilecegimiz bu yer kürenin bir yasayani gözüyle bakin...

Nazim HIKMET RAN, 1902-1963



-Yüzyil oldu yüzünü görmeyeli,

belini sarmayali,

gözünün içinde durmayali,

aklinin aydinligina sorular sormayali,

dokunmayali sicakligina karninin.

Yüz yildir bekler beni

bir sehirde bir kadin.-

Iste, bütün olay bu: bir kadin.


Evet, bütün olay bu bir kadin.


Bu yaziyi yazmadan önce, Paris'te yasayan ve merdivenlerin basamaklarini teker teker, sindire sindire çikarak mesleginin zirvesine yaklasan bir psikiyatr arkadasim ile konustum. Derya, benim tesadüfen tanidigim ama sonra kendisinden kolay kolay kopamadigim bir arkadasimdir. Nazim olayina, kadin gözüyle bakti. Psikiyatr gözüyle bakti. Yurtdisinda yasayan bir Türk gözüyle bakti. Üç kelime söyledi. Ben de bu yaziyi o üç kelime üzerine insa edecegim. Ana. Kadin. Vatan.


Birakin, vatandaslik tekrardan kendisine bahsedilmis veya bahsedilmemis. Nazim'in umurunda mi? Çikarilmis mi?, çikarilmamis mi?, numarasi varmis, yokmus... yillarca onun safhinda yer alanlara karsi silah çekenler, fisleyenler, iskence yapanlar, sonradan onun siirlerini parti kurultaylarinda okumuslar, umurunda mi? Birakin, Nazim için bu dünyaya gelisinin bir asrini geride birakilisi dolayisiyla kutlamalar düzenleyerek onun adindan yararlanip, ceplerini dolduranlari. Nazim'in umurunda mi?


Ayni daldaydik, ayni daldaydik.

Ayni daldan düsüp ayrildik.

Aramizda yüz yillik zaman,

yol yüz yillik.

Yüz yildir alacakaranlikta

Evet, Nazim ayni daldaydi. O dalda kimlerin yaninda oldugunu sadece o bilirdi. O'nu, o daldan agacin gövdesine vura vura düsürdüler. Yanyana olduklariyla ayirdilar. Hem de bir asir boyunca. Çünkü onlar, o dalda oturmanin zevkini tadamayanlardi.   O daldan düstü, kostu. Durmadan kostu. Karanlikta kostu, alacakaranlikta kostu, safak vakti kostu, körfezlerde günes dogana kadar kostu. Hâlâ da kosuyor. Niye mi?


Yoldaslar, ölürsem o günden önce yani,

Oyle gibi de görünüyor-

Anadolu'da bir köy mezarligina gömün beni

ve de uyarina gelirse,

tepemde bir de çinar olursa

tas mas da istemez hani...

O, dalindan düstügü, sevdiklerinden koparildigi dalin, o çinar dalininin altinda huzur içinde yatabilmek için kosuyor.

Etmeyin beyler, her kim olursaniz olun. Mesleginiz ne olursa olsun. Sunu unutmayin: bir ananiz oldu ! Küçükken sokaklarinda veya kirlarinda kosup, dallarina tirmandiginiz bir agaciniz oldu ! Iyi veya kötü dogdugunuz bir anavataniniz oldu! Psikopat da olsaniz, barbar da olsaniz, sadist de olsaniz, bir gün sevdiginiz bir kadininiz oldu... Ve ne yaparsaniz 
yapin, sonunda tek bir adres var:


Olumden Oteye Koy Var mi???

Karli kayin ormaninda
yürüyorum geceleyin.
Efkârliyim, efkârliyim,
elini ver, nerde elin.     
 
  Memleket mi, yildizlar mi,  
gençligim mi daha uzak?
Kayinlarin arasinda     
bir pencere, sari sicak.


   

O tutku-

Karanlikta elini aradigi tutku...

Kayinlarin arasinda, çinarlarin dibinde, kekik kokan, ates böceklerinin cizladigi, yusufcuklarin öttügü topraklarin 
tutkusu...

Ana tutkusu...

Sevgili tutkusu...

Kadin tutkusu...

Memleket tutkusu...

Üçü de insanin bir parçasidir. Bu dünyada unutulan insanin, unutulmamasi gereken insanin, insan olarak dogan, insan olarak yasayan, insan olarak ölen ama insan olarak hatirlanmak isteyen insanin. Yani Nazim Hikmet Ran'in...

Bu üçünden uzak kaldiniz mi hiç?

Ananizin kokusunu, sevgilinizin, kadininizin kokusunu ve dogdugunuz topraklarin kokusunu, gurbette, sürgünde rüyalarinizda gördünüz kokladiniz mi? Daha dogrusu koklamaya çalistiniz mi? Çocuklugunuzda yasadiginiz o güzel anlari yabanci topraklarda bir renk veya koku ile animsadiniz mi? Yüreginiz hiç ciz etti mi? Gözleriniz doldu mu? Gizli gizli agladiniz mi? Yapamadiniz mi? O zaman siz insan degilsiniz. Insan olmadiginiz için de, Nazim Hikmet'leri o güzelim topraklardan sürdünüz!.
     

-Aldirma anam ne çikar?

  Ne çikar

kudurtsun

                       karayel

                               sulari,

Hazerde doganin

                      Hazerdir mezari!

 

Hiç, bir gayri müslimin cenaze töreninde bulundunuz mu?

Benim ilk hazir bulundugum cenaze töreni, Paris'te ünlülerin mezarligi Pere La Chaise'dedir. Strasbourg'daki Avrupa Konseyi merkez binasi önünde, Avrupa Sarayi önünde bir trafik canavarinin aramizdan götürdügü Kosta Daponte'nin topraga verilisi sirasindadir. Cumhuriyet Gazetesi Paris Muhabiri, can dost.

Baskalari izledi.

Protestanlarin cenaze töreninde bulundum.

Kosta, Ortodoks'tu...

Katoliklerin kiliselerine gittim.

Hepsinde ortak söylenen su söz vardi:

"Topraktan geldin, topraga dönüyorsun."



Topraga beraber dalacagiz.

        Ve bir gün yabani bir çiçek

        bu toprak parçasindan nemlenip filizlenirse

        sapinda muhakkak iki çiçek açacak :

        biri

                sen

        biri de

                ben.

Biri sen, kim? Nazim kimi tarif etmis ise o. Anasi, kadini, sevgilisi veya memleketi.

Gayri müslimlerin cenaze törenlerinde ve topraga verilislerinde ilk dikkatimi çeken husus, bizdeki gibi kimsenin kendisini yerden yere atmadigi, "mezara kadin yaklasamaz" diye erkekler disindakilerin uzaklastirilmadiklari, sonra hep birlikte toplanip, ölenin serefine, kadeh kaldirip, içki içip, ve hatta gülerek ondan, anilardan bahsedilmesiydi... Galiba modernite bu. Insanlik bu. Medeniyet bu. Ilk baslarda bana acayip gelmisti. Simdilerde alistim.


Ben

daha olumlu düsünüyorum

Ben daha bir çocuk doguracagim

Hayat tasiyor içimden.

Kayniyor kanim.

Yasayacagim, ama çok, pek çok,

                
ama sen de beraber.

Ama ölüm de korkutmuyor beni.

Yalniz pek sevimsiz buluyorum

 

Sair Can Yücel, Datça'ya gömülmesini istemisti. Daha dogrusu nihai istiragâhat olarak, küçük bir arazi parçasini parsellemisti. Bir gün yabani bir çiçek, o parselledigi arazi parçasinda nemlenip filizlendi. Hatta Nazim'in düsledigi gibi sapinda iki de çiçek açti. Belki de üç.. Bu o toprakta "Can" oldugunun bir kanitiydi.

Zordur gurbetlik. Zordur sürgünlük. Suçu ne olursa olsun (baska bir insanin canina kiymamis, eline silah alip gerekçesi, davasi ne olursa olsun teröre bulasmamis, kan dökmemis ise). Zordur gurbetlik. Zordur sürgünlük. Hudut kapisina kadar gelip, gözlerin yasli içeriye bakarsin. Ama giremezsin. Oysa o sirada köy dügünü vardir. Horon tepemezsin. Kinali'da mehtap çikmistir. Raki içemezsin...

Komünistsin...

Insan olan vatanini satar mi?

Suyun içip ekmegin yediniz,

Dünyada vatandan aziz sey var mi?

Gün gelir çark düzüne çevrilir,

günü gelir hesabiniz görülür.

Günü gelir sualiniz sorulur :

Beyler bu vatana nasil kiyilir?

 

Tutku... O tutku...


Analardir adam eden adami

aydinliklardir önümüzde gider.

Sizi de bir ana dogurmadi mi?

Analara kiymayin efendiler.

 

Tutku... Bir baska tutku...

Gelinler aynada saçini tarar,

aynanin içinde birini arar.

Elbet böyle sizi de aradilar.

Gelinlere kiymayin efendiler.
      

Tutku... Komünist bile olsan insansin, insanlik tutkusu...

Büyük insanligin topraginda gölge yok

                                       sokaginda fener

                                       penceresinde cam

ama umudu var büyük insanligin

                                       
Tutku..sürgünde olsan bile seversin, asiksin, asik erkegin tutkusu...


Yüz yildir bekler beni

                  bir sehirde bir kadin.

Ayni daldaydik, ayni daldaydik.

Ayni daldan düsüp ayrildik.

Aramizda yüz yillik zaman,

                      yol yüz yillik.

Yüz yildir alacakaranlikta

                  kosuyorum ardindan.


Bir asirdir kosan, bugün özgürlesen, duvarlarin yikildigi,  ortak Avrupa Ev'lerinden söz edildigi topraklarda dönüs yolunu bekleyen biri var.

Beyler, sagci da olsaniz, solcu da.. Fasist de olsaniz, Kemalist de.. Eger, insansaniz, bir ananizin, bir yavuklunuzun, bir memleketinizin olduguna inaniyorsaniz, sizden olan, ama sizin gibi düsünmeyenlere kiyamazsiniz.


Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan

                              bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, disler kenetli, ayaklar çiplak

ve ipek bir haliya benziyen toprak,


Kapansin el kapilari, bir daha açilmasin,

yok edin insanin insana kullugunu,

                              bu davet bizim...


Yasamak bir agaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardesçesine,

                              bu hasret bizim...

Nazim, günümüzde unutulmamasi gereken ama unutulan insanin sembolüdür.

Birakin sairligini, birakin komünistligini, birakin ona siyasi emelleri için sahip çikmaktan baskaca bir duygu beslemeyenleri, birakin yillarca onu "vatan haini" ilân ettikten sonra bugün kurultaylarinda dizelerini seslendirmeye çalisirken, akordu bozuk sazlarla rezil, kepaze olanlari...

O "Vasiyet"inde tarif etmistir, bir yerlerde, beraber olup, hasretlik gidereceklerini, kiyisinda olmasa bile yukaridan yakamozlara bakip, mehtap türküleri söyleyerek, asirlarca hasret kaldigi, kaldiramadigi ama ölüm olmayan o dünyadan kaldirdigi  raki kadehlerini...

Nazim HIKMET RAN. Son ikametgâh adresi: VATANI!!!


Yoldaslar nasip olmazsa görmek o günü,

ölürsem kurtulustan önce yani,

alip götürün

Anadolu'da bir köy mezarligina gömün beni.

Hasan beyin vurdurdugu

         Irgat Osman yatsin yanimda

ve çavdarin dibinde topraga çocuklayip

kirki çikmadan ölen sehit Ayse öbür yanimda.

Traktörlerle türküler geçsin altbasindan mezarligin,

seher aydinliginda taze insan, yanik benzin kokusu,

tarlalar orta mali, kanallarda su,

ne kuraklik, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette isitecek degiliz,

topragin altinda yatar upuzun,

           çürür kara dallar gibi ölüler,

topragin altinda sagir, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemisim ben

                   daha onlar düzülmeden,

duymusum yanik benzin kokusunu

traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komsularima gelince,

Sehit Ayse'yle Irgat Osman

çektiler büyük hasreti sagliklarinda

belki de farkinda bile olmadan.

Yoldaslar, ölürsem o günden önce yani,

-öyle gibi de görünüyor-

Anadolu'da bir köy mezarligina gömün beni

ve de uyarina gelirse,

tepemde bir de çinar olursa

tasima- da istemez hani...

* * * * *

Her kim olursaniz olun, unutmayin !

Paydos..''--diyecek bize birgün tabiat anamiz,--

      ``gülmek, aglamak bitti çocugum...''

Ve tekrar uçsuz bucaksiz baslayacak:

      görmeyen, konusmayan, düsünmeyen hayat...


_ _ _ _ _

Unutulan Insan


Suat OZONDER: "Disarida bir bayrak gibi,
Dalganirken adin, Icerde sen ihtiyarladin..."


Nice Binyillara Sevgili Nazim...


Nazim Hikmet'in 100.ncu Dogum Gunu icin;
Sairden SIIRLERIN Okunarak Kutlanacagi Etkinlik: 2 Mayis 2002

© Nusret OZGUL, Bruksel, Mart 2002. E-mail: ozgul.nusret@euronet.be

Bu sayi Nazim HIKMET & Ilhan MIMAROGLU 'na ithaf edilmistir.

ISIK BINYILI'nin 8nci sayisiyla IKINCI YILDONÜMÜNÜ kutluyoruz...

Bugune degin katilimlariniz, ilginiz ve desteginiz icin sonsuz tesekkurler...
Dusunsel ve gorsel urunlerinizi yayinlanmak uzere her zaman gonderebilirsiniz... ILETISIM

ISIK BINYILI e-dergi; The Light Millennium, Inc., bunyesinde "kamu yararina yayincilik"
yapmak uzere 17 Temmuz 2001 tarihinde, New York Valiligi'nin onayi ile ve New York
merkezli olmak uzere, ticari amac tasimayan bir kurum statusu kazanmistir.
ISIK BINYILI: AMAC

Yayin Ilkeleri

Sonbaharl-2000

TÜRKCE
Anasayfa

INGILIZCE
Içindekiler

@ ISIK BINYILIi e-dergisi, Bircan ÜNVER tarafindan tasarlandi ve üretildi.
8nci sayi. KIS- 2002, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org E-mail: contact@lightmillennium.org