ANA SAYFA SANATCILAR DUN & BUGUN YORUMLAR
INGILIZCE-ICINDEKILER YAZARLAR ARSIV KADRO
TURKCE-ICINDEKILER SAIRLER LINKLER ILETISIM


Tatilde Ne Yaptim?

Ali SARIKAYA

Ayin 3'unde yola ciktigim tatilimi %85 basariyla bitirip geri geldim. Ilk once buradan ucakla Puertorico'nun San Juan (Sen Huan diye okunuyor) sehrine gittim ve gemiye bindim. Yani geminin buyuklugu ve uzunlugu anlatilacak gibi degil ama bir fikir versin diye sunlari soyleyebilirim.

Gemide 2000 yolcu vardi ve asil kapasitesi 2700. Gemide calisan personel toplami 1500 yani 3500 kisi ayni seyin icerisinde ve daha bir o kadar kisiye yer vardi bana gore.

Neyse, gemi kalkti aksam saat 10'da. Bir butun gece surecek bir yolculuk basladi ama ben daha gemi kalkmadan alacagim sansimi aldim. Aksam saat 6 civarinda geminin havuz kenarinda bir kokteyl icmenin israrini 5 defa geri cerdikten sonra kiramadim. Jo Jo isminde Filipinli bir garson kardesim kokteylimi masaya koydu, ben de hesabima gecirmesi icin kartimi uzattim, ismimi okudu ve sen Turk musun diye sordu? Haydaa ulan onune gelen allahin muslumanin ismi Ali, nereden bildi acep diye sordum. Menajeri de Turkmus.

Derken benim karti yere dusurdu, oturur vaziyette oldugumdan yere dusen karta en yakin ben sayilirim diye it is ok deyip egildim. Meger Mr. Jo Jo da egilmis, ama kendisiyle birlikte tepsideki geri kalan diger kokteyller, tam farkinda degilim yaklasik 5 tane vardi galiba, benim sol yanim cihettine dogru egilmis. Elim karta, sol en tepe sacimdan ayakkabimin icine hatta utanmadan soyleyecegim donuma kadar o yapiskanimsi kokyetl oldum.

Destur bir hos geldin partisi yapiyoruz galiba diye dusunmem mumkun degil fakat cok gariptir cevremdekilerin gulusmelerine ragmen ben hic sinirlenmedim, hatta guldum diyebilirim. Filipinli Jo Jo benden, binleri birakip milyonlarca ozur dilerken, ben gayet sakin bana pecete getirsen iyi olur sanirim diyorum. Bu kokteyl banyosunu goren Amerikalidaslarim hemen, bari icecegini bedava versinler diye tempo tutacaklarken, etrafa, onemi yok gulucukleriyle bakinca, Amerikalidaslarim'in disinda da, cok komik bir fikra dinlemis gibi, gulmemek icin kendini tutan bir suru gozle karsilastim.

Sevgili Jo Jo, gomlegimin cebine dolan kokteyli, elindeki pecete ile cekmeye calisiyor, tamam Jo Jo diyorum. Fakat oyle bir mahcup olmus ki duymuyor ve ozur dileme milyonlarinin rekorunu kirmak icin yarisiyor gibi... Peki Jo Jo, sen simdi git Turk menajerine sor bakalim bunlari temizletebilir mi?

Suc yerinden hemen uzaklasiyor Filipinli Jo Jo. Sigara paketimi, cuzdanimi silmeye calisirken bir baska garson (kokteyle ihtiyacim varmis gibi gorunuyordum herhalde) ozel kokteylimizden ister misiniz? diye soruyor.

Yeteri kadar aldigimi soylerken bir elim de, sekil sol yanimi gosteriyordu. Mahcup Filipinli Jo Jo geldi ve temizleyeceklerini soyledi. O anda farkettim ki masaya koydugu benim ozel kokteylim de dokulmus ve dibinde bir yudumun yarisi kadar kismi kalmis. Diktim kafaya ve dogruca 7 kat asagidaki odama gittim, ustumu degistirdim, dana yalamis gibi duran saclarimi yikadim ve

'Information' masasina elimde sarhos olmak uzere duran gomlegimi ve pantolonumu gosterdim, durumu kisaca anlattim. Cok nazikane bir ozur dilemeyle elimden aldilar.

Aksam yemek saatim 8:15 yazilmis kartima. Saat 8:15 te yemek yiyecegim Sensation isimli yemek salonunu bulmak icin yaklasik yarim saat onceden odadan ciktim ve tam saatinde bulabildim. Masa numarami alan bir garson beni masama goturdu, bu demektir ki ben bundan sonra hep ayni masada yemek yiyecegim. Onun icin bir kere gosteriyorlar sonra kendin bulursun diye dusunuyorlar galiba. 8:15 yemegimi yiyecegim masamin onune geldigimizde garson, sanki baska yer varmis gibi, tek kisilik kalan yere oturmami rica etti. Oturdum ben de.

Masada biri birinden daha cokca genc iki delikanli, bir cokca genc kiz ve bu cokca genclerin velileri oldugu her halinden belli olan, ortanin ustuce genc bir kadin ve bir erkek, sevimli gozlerle bana bakiyorlar ama bir tek kelime yok. Ingilizce iyi aksamlar dedim. Ortanin ustuce genc kadin soyledigimi tekrar etti, digerlerinden mahcup ingilizce sivesiyle birseyler duydugumu zannediyorum. Isimlerle tanisma merasimi olmadan asla olmaz, eh ne de olsa 7 gun ayni masada, ayni kisilerle, ayni tek kisilik yerimde yemek yeme durumunda kalacagim. Bes kisiden her biri ismini soylediginde, bir oncekini unutuyordum, ama akilda kalacak gibi degilki. Hayir erkeklere Jose (Hose okunuyor) bayanlara Maria desem ne kadar kolay olacak.

Sevgili aile kendilerini anlatmaya basladilar. Puertoricolularmis (Turkce okunusu Portorikolularmis), Evin reisi konumunda olan baba fizik ogretmeni, evin ev kadini anne, matematik ogretmeniymisler.

Ben de Turkum, dogruyum caliskanim dedim.

* * *

7 gun boyunca oturacagim masayi gosteren garson disinda bir garson masaya geldi ve "hosgeldiniz iyi aksamlar" anlaminda oldugunu dusundugum ispanyolca konustu. Garsonun tren hali olmadigi halde ben oylece baka kaldim. Ilk iki satiri ezberlenmis Ispanyolcadan sonra basladi ingilizce konusmaya.

Kendisini tanitirken terkettigi memleketi veya zorunlu ayrildigi biricik vataniyla birlikte ismini telafuz ettigi icin ne memleketini anlayabildim ne de ismini.

Bizim (masadakilerin) cok guzel bir aile oldugumuzu soyledi. Bu cumleyi ilk anlayan dogal olarak ben oldum fakat, ne demek istedigini tam cikartamadim.

Yani beni bu masadaki biri birinden daha cokca genc iki delikanli, bir cokca genc kiz ve bu cokca genclerin velileri oldugu her halinden belli olan, ortanin ustuce genc bir kadin ve bir erkek'ten olusan aileye mi mal etmisti?

Yoksa, hani vardir ya yabanci dusmemek amaclanmis aslinda biz bir aileyiz felsefesini mi tasimakta? Eger bu felsefeyle yaklasiyorsa kendisinin de bu ailenin icinde olmasi gerekiyor ama hic oyle bir hali yok. Eger diger turlu ise yani beni bu sevimli Puerto Rico ailesine mal ettiyse bir yanlislik yapmakta oldugunu hatirlatmam gerekiyor diye dusunmeye basladim. Hem sonra ben Ispanyolca da bilmem ki nasil bu ailenin bir ferdi olurum. Dusunun bir kere annemle nasil anlasacagim o zaman, ortanin ustuce genc babama, sirtim kasindiginda Ispanyolca "sirtimi kasir misin?" nasil denir bilmiyorum ki. Herneyse lafi fazla uzatmayayim ben kendimi biliyorum ama Ispanyolca bilmiyorum, iste bu nedenle Puerto Ricolulu ailenin gozu onunde hic cekinmeden kendimin bu aileye ait olmadigini bir guzel anlattim, ismini ve memleketini karistirdigim garson kardesime. Menuden parmakla gostererek yemek siparislerimizi verdik ve garson tesekkur edip ayrildi. Kulaklarimda Turkce uguldamaya basladi, bu masada fazla Ispanyol oldum da her seyi Turkce mi anliyorum nedir? Hakikaten bana oyle olmustu. Amerika'ya ilk geldigimde "Yes" ve "No"yu bilir vaziyette gelmistim fakat, nerelerde dogru kullanilacagini bilmedigimden, basima az sey gelmemisti hani. Sonra konusulan hangi dil olursa olsun ki genelde ingilizce idi, ben Turkce konusuyorlar diye dusunuyordum fakat bir fark vardi, konusulanlardan bir sey anlamiyordum.

Sonralari Turkce konusmadiklarini kesinlikle anladim ama her an Turkce konusacaklarmis gibi geliyordu. Ben biraz biraz Ingilizce biliyor gibi gorundugum donemlerde ise Ingilizce cumlelerimin arasina sikca Turkce kelimeler karisiyordu, karsimdaki de ambole olmaktan kurtulamiyordu.

Simdilerde anliyorum ki Turkceyi beynimize kazimislar.

Acaba hala oyle bir ikidil'em mi yasamaktayim su oturdugum ve 6 gece daha oturmak zorunda kalacagim masada. Biraz egildim etrafima baktim, belki de ses benim icimden degil disimdan geliyordu. Evet benim disimdan gelen Turkce ile karsi karsiyaydim. Birinin Karadenizli olduguna yemin bile edebilecegim iki garson, Turkce konusuyordu.

Ne konustuklarini anlamak icin tam dikkat edecektim ki, masamizin annesi benimle konusmaya meyil etti ben de her ikisini birden dinleyemeyecegim icin annemize! ne dedigini tekrar sordum ve bir yemek boyunca hep ayni kelimeleri kullanarak cok iyi anlastik. Bir zamanlar garson yardimciligi yaptigim icin (Turkcede komi derler, Ingilizcede busboy, gemide garson yardimcisi diyorlar, ne de olsa bizde su an gemideyiz), bir taraftan onlari takip ediyorum.

Yemekleri en az yedi tabak ust uste konmus olarak mutfaktan getiriyorlar. Ne tehlikeli ya duserse diye dusunmekten alamiyorum kendimi. Ve beklenen (daha dogrusu bekledigim) gerceklesti.

Laz olduguna yemin edecegim, Turkce konusan garson uzaktan gorundu. Elinde bir tepsi 5 sira dizilmis yemekler ve ust uste 7 sira yani 35 yemek birden tasiyor. Tavan cok fazla yuksek degil bir de kolon bitimlerinde kabartma susler var ve garson yolu da bu kolonlarin hizasi boyunca gidiyor. Ben bir tavana bakiyorum degdi degecek yok bunu ustaca gecti. Tam kolon altina geldiginde sag ayagini biraz kiriyor, boylece sag elinde tasidigi tepsi de tavandaki kabartmayi yalayarak kurtuluyor. Birinci kabartma basarili gecildi, ikinci kabartma cok uzakta degil iki adim sonra ikincisi var. Laz oldugundan kesinlikle emin oldugum Turkce konusan garson, bu isi cok iyi yapiyordu (sonradan ogrendim ki 6 senedir bu gemide calisiyormus).

Topal olmadigi halde, Topal topal dolu tepsi tasiyarak servis masasina geliyor gozlerim hala onda yemegim soguyor. Kesinlikle Laz olan garson, sag elinde tuttugu silme yuklu yemek tepsisi yuzunden sag yanini da iyice kontrol edemiyor, oyle ya sagdan gelecek bir saldiridan nasil kurtulacak? Ben merak icinde olacaklari onceden goren bir kahin gozuyle bakiyorum, yemegim soguyor.

Tam son kolonun altina geliyor, sag ayagini hafifce kirdi, tepsinin en ustundeki yemek kabartmadan kil payi kurtulmak uzere, sag yanini kontrol etti, bir baska garson servis yapmaktaydi. Agir cekim sahnelere tas cikartircasina bir de olayi gorursun fakat basiretin baglanir bir sey yapamazsin durumu vardir ya iste tam oyle. Masaya servis yapan ve Laz olmayan garson arka arka geliyor ne tehlikeli bir hareket. Laz garson tam kolonun altinda sag ayagini kirinca sag kolunun dirsegide birazcik daha disari cikiyor. Arka arkaya gelen ve laz olmayan garson, tavandaki kabartmadan kurtardim sevincini yasayan Laz garsonumuzun dirsegine degiyor.

Tepside artik 3 tabak yemek var ve hakkedilen buyuk bir alkis geliyor seyirci kiligindaki ac yolculardan.

New York, Haziran 1999
(devam edecek)

Bu sayı, hayata yeniden dondürülmek üzere dondurulan FM-2030'a
ithaf edilmistir
.
ISIK BINYILI
The Light Millennium TV - LMTV
 

HOME PAGE
for Fall 2000 Issue

TURKISH

@The Light Millennium magazine was created and designed
by Bircan Ünver. Fourth issue. Fall 2000, New York.
http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bağlantılar ve logolar Ağustos 2015'te güncellenmiştir.