ANA SAYFA SANATCILAR DUN & BUGUN YORUMLAR
INGILIZCE-ICINDEKILER YAZARLAR ARSIV KADRO
TURKCE-ICINDEKILER SAIRLER LINKLER ILETISIM

Serdar Seremet’in sessiz kufurleri

Tenha Solenler, Hircin Heykeller...

Berat ALANYALI

Bu bildik anlamda bir roportajdan cok iki dostun soylesisi. Serdar Seremet’in isleriyle karsilastigimda, onu kolundan surukleyip dunyaya gostermek istedim. Istedim, cunku dunyada bu islerle karsilasmayi hak edenlerin varligina inaniyordum ve bunu yapmak icin gercekten onu suruklemek gerekiyordu. Hicbir zaman yatismayan hircin yaraticiligi, onu durmadan daha ileriye sicrayan bir hedefin pesinden ayirmiyordu. Tum dikkati orada oldugundan, dunyayla tanismayi pek de umursamiyordu. O, sozlerini ‘tenha solenlerde’ soyluyor ve randevudaki birkac kisiyle mutlu oluyordu. Birinin bu bencilligi kirmasi gerekiyordu. Hayli zaman pesinden kostum, sonunda bir gun kameramla atolyesini bastim ve pek cok projesi arasindan "Muzikal Heykeller" serisi uzerine konustuk. Daha dogrusu sanat, yaraticilik, sanat seyircisi uzerine gelisen sohbetimizin arasindan "Muzikal Heykeller" one cikiverdi. Diger projeleri ise bir baska baskina kaldi...

Sanatci olmak nasil bir sey?

Agir bir kavram. Hayati bicimlendiren bir sey sanat. Bilemiyorum, kendime ne zaman sanatci diyebilirim. Odenmesi gereken bedeller var: Hayatin kendisi, iliskiler, dusunceler, tarzlar, bunlari ozumseyebilme gucu... Sanatcilik, bir varolus bicimi. Bence sanatci olmak, meslegin cok disinda seyretmesi gereken bir kavram. Bazi meslek sahipleri, sanatci olduklarini one suruyor.

 

Yaraticilik surekli bir ozellik midir?

Elbette. Yaraticilik, sanatcinin nereden geldigini pek kestiremeyecegi bir sey. Bu psikologlarin isi; ama farkina vardigindan itibaren de tamamen sorumlulugu sana ait bir olgu. Yaraticilik, o varolus bicimi icinde olmasi gereken bir sey. Bu olmazsa sanattan cok fazla soz edilemez. Yaratici olmayan sanat, bence bezemecilikten ibarettir. Yaratici degilsen, sozun yoktur, sozun olmadigi icin de ortaya konacak esere dair bir fikir yoktur ortada.

Yaraticilik hic yaniltmaz mi?

Korelmez, ama sasi olabilir. Her tur optik deformasyona acik bir seydir. Dolayisiyla zaman zaman kesintilere ugrayabilir. Bu insanin kendisiyle, diger bireylerle ve toplumla iliskili bir sey. "Yaraticilik" ya da "esin" adi altinda baska yapitlari taklit ya da tekrarlar silsilesi, bir defekt. Bu sekilde "sanat" hayatini surduren bir yigin insan var. Gercekten yaratici olan ve bunun isigiyla ureten insanlarin yaraticiliklari bitmiyor; o icte olan bir enerji. Oyle bir enerji ki, az bir kaynakla buyuk bir guc dogurabilir.

Bunu kisi mi fark ediyor, yoksa daha once bu yoldan gecmis insanlarin farkindaligina mi takiliyor?

Bence burada o yoldan daha once gecmis has ustalarla ne derece boy olcusebildigin onemli. Bu tayftan kendini nasil gecirebildigin ve ustalarin skob’una ne sekilde dustugun, onlarin senin islerin hakkindaki gercek fikirleri cok onemli.

Senin oykun nasil basladi?

Icedonuk bir cocuktum. Sokakta oynamak yerine, Karaoglan ve Kaan gibi cizgi romanlardan esinlenerek kendi dunyamda ozgun tipler yarattim. Bunlara hikayeler ureterek kendimi bulmaya basladim. Daha o zamandan, resmin butununden cok detaya saplanmis oldugumu simdilerde anliyorum. Diyelim ki bir karede kahraman, fonda bir kale. Kalenin kapisindaki kulp, benim icin cok sey ifade ediyordu. Simdiki resimlerimde de bu detay saplantisi var. Icimde hicbir zaman karsi koyamadigim, hicbir zaman da koyamayacagim, bir seyleri resmetme ve daha sonra da onun disina cikip, arkasinda izdusumleri arama uzerine yogunlastim. Resim, boyle gelisti. Giderek, bir hayal olan resmin otesinde, daha elle tutulur, gercek detaylari olan butunler ve gercekler uzerinde arayislarim basladi. Saniyorum heykele yonelmem de boyle bir sancinin eseri.

Turkiye’de sanatci olmanin farkini nasil koyarsin?

Eski uygarliklara besiklik etmis bir ulkede yasamanin onuru var, ama bir de gunumuz Turkiye’sinin varligi icerisinde kendi varligini surdurebilmenin zorluklari var. Sanatci olmak, bu ulkede cok mutlu bir hayat vaat etmiyor. Aslinda, bir sanatcinin kimseye bir sey ispat etmeye ihtiyaci yok. Bir yer var: "Ileride olma" ve "aklin" yeri. Dis dunyanin piriltilarindan kendini ayirdigin ve saf akilla birlikte oldugun; onun direktifleri dogrultusunda ilerledigin bir stand. Bazilari geriden geliyor, yaptiklarina anlam veremiyor. Onlarla isim yok.

 

Kimin icin uretiyorsun?

Kendim icin. Bir de bir yerlerde var olan, islerimle kontak kuracagim kisi icin. Bu, "sevgili olmak" gibi bir sey. O "birisi"ni ariyorum. Bu, beni kendimi tercih haline birakan yalnizligimdan kaynaklaniyor. Bu tavrin sikintilari da cok fazla. İcinden kufretmek gibi bir sey... ama cok guzel kufurlerim var yahu! Bir turlu yuksek sesle kufur edemiyorum. Sonucta kendine dair olan ve surekli gelisen seyi, sudaki iz misali yok olmasin diye, ortaya cikarmak zorundasin. Emek, caba ve belli bir zaman isteyen seyler onlar. Onlari gecip gitmeden gormek istiyorum. Gormek ve o hazzi yasamak... Ondan sonra da o hazzin nesnesi, bunu anlayabilen insanlarla bulusma araci olur.

Bu bulusma gerceklestiginde ne oluyor?
Iste o an bir solene donusuyor. Yetenek olarak ulasamadiklari, ama duygu ve dusunce olarak ulastiklari seyi, onlara bir sentez olarak veriyorsun. Bunun hazzi var. Yapitini anlayanlar, "Tam da benim anlatacagim seyler... Bak, onlari o yakalamis boyle veriyor" diye dusunuyor. Bunun da hazzi var. Yaratma hazzinin bir adim otesinde, yaratini anlayanlarla bulusmak... Hepsi bu.

Sozunu degisik ve zor bir formatta sunuyorsun...
Heykelde soz degisiyor, baska bir sey olarak vucut buluyor. Bir yandan insani geciktiren ve hedef saptiran bir yontem heykel; cunku direkt degil. Bu belki dezavantaj. Yola sozunden cikiyorsun; ama oyle yerlere gidiyorsun ki... Bu bilmedigin yerlere giden bir yolculuk ve hazzi var. Picasso, "Nereye varacagimi bilsem, niye o yolculuga cikayim" diyor.

Seni bu yolculuga cikaran bir cagri olsa gerek....
Bu bir cagri mi yoksa surekliligi emreden bir sey mi, onu bilemiyorum. Hep olan bir gerilim, surekli sesini duydugun bir direnc sesi, bir tehlike sinyali. Bir noktada o gerilim nihayet enerjiye donusuyor ve bir sey cikiyor ortaya. Cagridan cok bir itki gibi...

Yarattiklarinla aran nasil?

Bu degisiyor. Hayatin icinde yol almak gibi bir sey. Nasil ki kendini bildigin yaslardan bugune bir yigin sey olup biter, onlar da hayatin icindeki bir seydir; senin denetiminde olmayan, ama rolunu ustlendigin... Bazilarindan giderek nefret edersin, bazilarini hala ve cok seversin. Boyle bir hikaye bu. Yaparken keyif aldigin bir isi yaratirken yola ciktigin neden, daha sonra yarattiklarindaki nedenle opusmemeye basladiginda, kopukluk ortaya cikar, onu evlatliktan reddedersin... Reddettiklerimi, goz onunden kaldirmiyorum; ama sevgiyle de bakmiyorum.

Ya aranin iyi olduklari? Onlari nasil satarsin?

Cok zor bir sey; ama satarim. Cunku onu alan insan, benim yaratirken cok cok sevdigim bir seye talip olmustur. Buna bakmaktan ve sahip olmaktan cok zevk alacagi icin parasina kiyan biridir. Demek ki o kisi, daha onceki randevuda, o solende, bulustugum kisidir. O ona mutlak sahip olmali.

Hayatin nerelerinden besleniyorsun?

Kesinlikle muzik. Sanatlarin en ust duzeyde olaninin muzik olduguna inaniyorum. Soyleyecegi sozu aninda soyleyen baska hicbir sanat yoktur. Rahmaninof dinlerken sen baska anilarla ucusursun, ben baska. Vucudun kimyasi baska baska degisir. Muzik kadar sonsuz boyuta ve anlati gucune sahip bir baska bir enerji turunu, sanat adina, kabul etmek mumkun degil. Muzik beni cocuklugumdan beri cok etkiledi.

Bu ask heykellerine hayli yansimis gorunuyor.

Muzige buyuk inancim ve onunla ic ice olmak boyle bir seriyi dogurdu. Cok az kontrbas calistim. Zor bir saz, ciddi zaman ayrilmasi gerekiyordu. Ama yapmam gereken baska seyler de vardi, bunu sigdiramadim. Neticede duygulari muzikle ifade edememe irini, bende o saza karsi bir hinc yaratti. Sozumu onunla soyleyemedim, ben de onu baska bir lisanla konusmaya zorladim ve hincimi aldim. Bir anlamda, estetik bir donusturme yaklasimi bu. Heykellerin bu sekilde bicimlenmesi, bu tutkunun eseridir.

 

Sendeki donusturme tavri, bu soylesinin konusu olmayan diger yapitlarinda da var. Bir yontem degil de genel bir izlek gibi sanki... "Icimizden Gecenler" serisinde de gemileri kisilestiriyorsun. Dugum olmus, boynunu bukmus iskele babalari, catlamis, yorgun agirliklar. Insanlik durumlarina gondermeler var gibi hissediyorum, biraz huzunlu. Ne diyorsun?

Nesnelerin kendi bicimlerini andiran baska bir bicimde de vardigi "hali" icin zoraki bir davet bu. Bunu seviyorum. Hayatim boyunca buna ilgi duydum. Karsilastigim her seyi donusturme kaygisi tasiyorum. Bunlar ruhsal tansiyonlar. Su donemde uzerinde calistigim "Icimizden Gecenler" serisinde de var bu yaklasim. Bir iskele babasinin uc-bes enstantanelik guzelligi vardir; ama onu donusturursen, sonsuz sayida guzellik yakalarsin. Huzne gelince... Heykellerimden yansiyan duygu huzun degil, hircinlik bence. Ben metali dize getiriyorum, heykeller olusuyor. Ama bana karsi direncleri var. Kendilerini foto haline getirmis, surekli karsimda, bana meydan okuyorlar. Belki bu metaller yataklarinda kalmak istiyorlardi, o yuzden bana hircinlar.

Sen de az hircin degilsin...

Meselem hayatin icindeki her seyle. Kendisiyle barisik insan zavallidir. Kendiyle surekli ugrasmayan bir insan ortaya ne koyabilir? Tansiyonsuzdur, olmustur. Surekli didismek, tatminsizlik cok yorucu hatta istirap verici; ama baska turlusu guc. Surekli meselesi olan insan konumundasin.

O zaman yolun da hic bitmeyecek. Nereye varacaksin?

Bilsem hayat cok kolay olurdu. Karsilasmalarin cok belirleyici olduguna inaniyorum. Onlar insani cok aydinlik ufuklara tasiyabilir.

Hayat karsilasmalardan ibaret mi? Ya senin kendi ozgur secimlerin?

Kim ben ozgurum diyebilir ki! Itildigin durumlar vardir. Ufak ozgurluk numaralarinin insan olmaya bir katkisi yok. Gercek anlamda ozgurluklerden soz edebilmem icin bayragini cekebilecek kadar ozgur bir insan gormem lazim. Sanatsal yaratida da o isin bitimine kadar ozgursun. Otesinde kendinle, yasaminla sinirlisin.

En cok istedigin sey ne?

Hayat icerisinde basit hicbir nedene bagli olmadan, yalnizca dilediklerimi ve sozlerimi, secmis oldugum sanat yoluyla anlatmanin rahatligini yasamak istiyorum. Ben resim, heykel yapayim ve baska hicbir sey umurumda olmasin. Bu toplumun icinde yasadigin muddetce talep edilen seyler, surekli enerji kaybina neden olmakta. Senelere mal oluyor; bu kan emici bir durum. Dolayisiyla hayati bin projeyle bitirecekken belki uc projeyle bitirecegim. Bunun boyle olmamasini isterdim.

Engin Serdar SEREMET

Bu sayı, hayata yeniden dondürülmek üzere dondurulan FM-2030'a
ithaf edilmistir
.
ISIK BINYILI
The Light Millennium TV - LMTV
 

HOME PAGE
for Fall 2000 Issue

TURKISH

@The Light Millennium magazine was created and designed
by Bircan Ünver. Fourth issue. Fall 2000, New York.
http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bağlantılar ve logolar Ağustos 2015'te güncellenmiştir.