ANA SAYFA SANATCILAR DUN & BUGUN YORUMLAR
INGILIZCE-ICINDEKILER YAZARLAR ARSIV KADRO
TURKCE-ICINDEKILER SAIRLER LINKLER ILETISIM

Gelecekte Annelik…

Bircan UNVER

Bugun yeryuzundeki banka hesaplari ve mulkiyetin yuzde kaci kadinin uzerine acaba? Bundan yaklasik bes yil once, Ege Universitesi’nin duyurdugu bir arastirma sonucunda Turkiye'de kadinin uzerinde olan mulkiyet oraninin %1.5 oldugunu okuyunca dehsete dusmustum.

Bu oran gosteriyor ki, Turkiyeli kadinlar olarak, gerek sosyal, ekonomik, mesleki alanlarda gerek ikili iliskilerde ve aile icindeki sorumluluklarda oldugu kadar, mulkiyetin de paylasiminda hicbir zaman erkeklerle esit olamadik! Daha cok da ataerkil ogelerle olusturulan bir degerler sistemine, secme sansi bulamadan ve dogar-dogmaz, gobekten bagli kilindik. Oyle ki, caglar boyu tum kultur, ulke ve sistemlerin varligini devam ettirecek yegane deger olan ‘insan’i, ‘insanoglunu’, ‘kisaca kadini ve erkegi’ yeryuzune armagan eden tek varliktir, KADIN. Buna tezat, caglar boyu yasamda en agir yuku yine kadin tasimis, yine tum resmi ve sosyal mekanizmalar icinde en az deger, hak ve sosyal yasamda pay da kadina birakilmistir. Anaerkil ve bazi seckin uygarlik donemleri haric, kadina bircok kulturde hic yer verilmemis ve verilmemektedir.

Evet, yeryuzunun temel ogesidir "annelik". Henuz "annelik" fonksiyonunu tum boyutlariyla yerine getirecek baska bir alternatif de soz konusu degildir. Gelecekte baska gezegenlerde yeni koloniler kurmak üzere ‘insan cekirdekleri’ tasiyan uzay gemileri ya da robotlar devreye girecek ve insanoglu sonucta baska gezegenlerde de kolonilesilecektir. "Insan cekirdekleri"nin bugunku tanimi "Sperm Bankalari" olarak yorumlanabilir. "Sperm bankalari" ya da "tup bebek" gelecekte baska gezegenlerde kolonilesmeye bir kopru ve ayni zamanda ilk basamaklardandir. Ancak baska gezegenlerde hizlica kolonilesme olasiligi, kendi yasam donemimize gore, henuz cok uzak bir gelecekte mumkun gozukmektedir.

Peki gunumuzde calisan kadin oraninin en yuksek oldugu Amerika’da bu durum nasil bir farklilik gosteriyor? Evet, Amerika’da calisan kadin orani, yaklasik %58 ile bircok ulkeye gore yuksektir; ancak karar mekanizmalarindaki oranlarda hala %5’i gecememistir. Ozellikle, yeryuzunu etkilemekte ve sekillendirmekte olan mega iletisim sirketlerinde bile bu oran yuzde %5’i asamadi henuz.

Amerika’da genel olarak, kadinin tam gun bir isi yoksa, saglik sigortasi da yoktur. Tam gun bir isi olsa bile, cocugunun kres-okul masrafini karsilamaya geliri yetmeyebilir... Geleneksel aile baglarinin en aza indirgendigi bir ulkede, aile-akraba destegi, bir aile-cocuk yetistirme kurumunda bu ulkede yer yer sifir noktalarina dusmektedir. (Turkiye’deki kadin, bu anlamda goreceli olarak daha sanslidir). Tam gun calisilan bir iste, cogu kez ‘emeklilik tazminati’ hakki da verilmemektedir. Zaten ‘emeklilik hakki’ni elde edebilmek icin de 60-65 yasina kadar calisma zorunlulugu vardir. Bu ulkede kadin icin ‘cocuk dogurmak’ ve ‘yetistirmek’, her zaman cok zor bir karardir! Son otuz yildir, simdiye kadar hic olmadigi kadar, Isa’nin carmihina her gun birkac kez gerilmektedir cocuklu kadinlar. Cunku ekonomik, sosyal ve kulturel yasam kadini calisma alanlarina yoneltirken, geleneksel aile-annelik kurumuna alternatif somut hicbir cozum uretilememistir.

Ister Amerika’da, ister Turkiye’de olsun, her ulkede anne ya da ailenin, yetistirdigi cocuguna iyi bir gelecek hazirlama cabasi, son toplamda, devletin-ulkenin bire bir avantajidir. Bu amaca yonelik olarak ulkenin ya da sistemin nasil bir katkisi-destegi vardir, anneye-cocuga ya da aileye? Hangi sistem, cocuklarini iyi yetistirmis, devlete vergilerini duzenli odeyen; caliskan, uretken ve iyi bir insan olma cabasi icinde olan vatandaslarinin annelerinin gelecegini guvence altina almaktadir? Kocalarindan ya da cocuklarindan bagimsiz olarak annelerin sagligina-gelecegine donuk, herhangi bir plan-proje var midir devletin ajandasinda? Boyle bir yaklasimdan dahi soz edilemez... Oysa o devletlerin karar mekanizmalarinda calisan her bir ust duzey yetkiliyi de bir ‘anne’ yetistirmistir ve onlar o makamlarda ‘annelerin’ insan hayatlarindaki yerini unutmayi yeglemektedirler. Elbette, ozellikle Amerika’da secim donemlerinde TV’lerde, talk-show’larda bolca rastlanan, politikaci adaylarinin ekrandan "I love you mom" gibi ici bos gosterilerinin disinda...

Bu soyut cercevede, ust duzeyde profesyonel kadinlar ‘anne olma - cocuk yetistirme’ sorununu bu ulkede nasil cozuyorlar: Film, televizyon ve basin-kitap yayin dunyasini icine alan ‘ust duzeyde profesyonel’ kadinlarin uye olabildigi bir kadin organizasyonunda, 1999 yazinda Manhattan’da ozel bir proje uzerinde calistim. Bu organizasyonun Amerika capinda ust duzey profesyonel kadin olarak 1100 uyesi var. Arastirma, bu kurulusun uyelerinin cok yonlu bir profilini sergiliyordu ve arastirmanin sonuclari dusundurucuydu: En yuksek yas grubu 50-55. Bunu 45-50 yas grubu izliyor. En dusuk uye grubu ise 30-35 yas grubu idi. Cunku en az uye olan yas grubu, onlarin kriterlerini genel olarak tutturamiyor... Bu arastirmada en carpici nokta, yuzde doksan besinin yalniz ve cocuksuz olmalariydi. Geriye kalan yuzde besi ise kedisiyle, kopegiyle ya da bir cocuguyla yasiyordu. Iki cocuguyla birlikte yasayan tek bir ornek vardi iclerinde. Yine bu yuzde besin icinden bir kisminin ise yetismis ve kendilerinden bagimsiz yasayan bir ya da iki cocuklari vardi. Cogunlugu beyaz irk kadinlar, hepsi de o bize gorkemli gosterilen mesleklerde ve ust duzeyde basarili kadinlar... Ama yalnizlar, cocuksuzlar ve ezici bir cogunlugu da tek basina yasiyor!!! Sonuc bir anlamda vahimdi... Cunku basari ve yasam standarti bedeli karsiligi yalnizdilar... Cok dusundurucu bir durum...

Iste bu nedenle ‘kadin’ secimini hangi yonde yaparsa yapsin, sonucta psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve gelecek endisesi adina her karari cok agir bir bedele donusuyor ve yasamlarina direkt etkisi oluyor. Kosullar, Amerika’da ozellikle adi gecen meslek dallarindaki basarili kadinlari boyle bir secime yoneltmis. Bu durumda iyi yetismis, zeki, basarili kadinlar, cocuk dogurmayi reddetmisler ya da sistem onlara bunun altyapisini hazirlamadigi icin cesaret edememislerse, Turkiye gibi gelisen ulkelerde kariyer-meslek pesinde olan kadin, bunu ne kadar, hangi guvencelerle ve nasil gogusleyecektir? Diger tehlikeli bir nokta da, ‘annelerine’ destek olarak ozel bir altyapi kurmayan sistemlerde, cocuk dogurup-yetistirmenin agirligi ve sorumlululugu; yolunda gitmeyen, catlayan iliskiler, bosanma ile biten evliliklerin hizla artmasi da bilincli kadinlarin cocuk dogurma cesaretini kirmaktadir. Cunku onca yil egitimden sonra acimasiz rekabet dunyasinda emek verdikleri meslekleri ve bu meslek uzerine kurduklari yasamlari bir sarsintiya ugrarsa, onu tek basina tasiyabilme kosullari cok agirdir. Hatta tasiyabilmeleri mumkun degildir! Eger alternatif kurumlar devreye girmezse, yeryuzunde nufus agirligi, egitim orani ve yasama standarti cok dusuk olan kesimlere dogru, keskin bir hizla kayacaktir. Elbette her kadin, cocuk dogurmak zorunda degildir. Kadinin da diger tum canlilar gibi bir dogasi vardir. Dogurma gudusu zayif olan kadinlar, yuksek olan kadinlar, cocuguna endeksli yasayan kadinlar, cocuguna kendini adayan kadinlar, baska ilgi ve icguduleri annelikten agir basan kadinlar vs, vs... Ancak, ‘annelik’ olgusunun tek basina ve cok ciddi olarak ‘evlilik’ kurumuna bagli olmaksizin, baska bir soyleyisle ‘bagimsiz olarak’ kurumlastirilmasi gerekmektedir.

Gelecege yetisecek cocuklarin ve insanligin geleceginin; yalnizca evlilik kurumuna endekslenmesi, cagimizda cok buyuk riskleri de beraberinde tasimaktadir. Ayrica, her evli ciftin ideal cocuklar yetistireceginin garantisi de hic yoktur. Aileleri tarafindan gerek gelir getirmeleri amaciyla gerekse cinsel olarak somurulen cocuklarin sayisi, kuresel olarak her gun artarak daha fazla gun isigina cikmaktadir. Peki bu cocuklari o ailelerden alinca, hangi alternatif kurumlar vardir? Olanlarin alt-ust yapisi, yeterlilik ve sagliklilik olcekleri nelerdir? Bunlar da neredeyse sorgulanamaz!

Yukaridaki soyut ve genel tanimlarin isiginda, gelecekte annelik ile ilgili iki ongoruye deginmek istiyorum:

Ilki, evlilik kurumundan bagimsiz olarak, ‘annelik’in kutsal bir meslek olacagi... Ister evli ve cocugu olmayan aileler icin, ister tek basina yasayan ama fiziksel nedenlerle cocuk doguramayan kadinlar icin, ‘annelik’ egitiminden gecirilmis, saglikli ve dogurmayi seven kadinlarin bir meslek ya da yasama bicimi olarak, ‘anneligi’ secmis olmasi gundeme gelebilecektir.

Ikincisi de, gunumuzde orneklerine az da olsa rastladigimiz ‘tup bebek’ oraninin bu gidisle hizla artacagi - ki bu gelisme, ergec profesyonel bir annelik kurumunun yayginlasmasini kacinilmaz kilacaktir.

Her iki durumda da tum devlet ve sistemler; belirtilen alt yapiyi temin etmek zorundadir. Bu kadin ve cocuklarin saglikli ve iyi ortamlarda yasamalarinin temini, cocuklarin oldugu kadar annelerin de geleceklerinin guvence altina alinmasi, cocuklarin iyi bir egitimden gecmelerinin alt yapisinin, ‘iyi bir egitimin’ bedelinin annelere ya da tumuyle aile kurumuna yuklenmeden saglanmasi... Ancak bunlari gerceklestirebilen ulkeler, kendi geleceklerine saglam kopruler kurabileceklerdir. Devletlerin ve devlete bagli diger tum kurumlarin en onemli islevi, kendi toplum ve insanini iyi yetistirmek, saglik ve egitim alt yapisini her halukarda en iyi duzeyde saglayabilmek; ‘anneligi’ ve ‘cocugun iyi yetismesini’ guvence altina almaktir. Eger bir devlet bunlari saglayamiyorsa, hicbir sey yapmiyor, yapamiyor demektir!

Bugun Japonya haric tum ulkelerde, silahlanmaya harcanan butceler, en yuksek orandadir ve silahlanma, ‘insani ve insanin urettigi kulturleri yok etmeyi’ gizli ya da acik olarak hedeflemektir. Neden bu yaklasim, dort -bes (yillik?)gibi cok kisa donemli politik cikar hesaplarindan cikartilip, her ulkenin kendi toplumuna iyi bir gelecek hazirlama amacinda olan bir devletcilik anlayisina donusmesin? Unutmayalim ki, yeryuzu henuz bir tanedir ve onun herhangi bir kosesindeki tahribat, -adi her ne kadar ulusal sinirlarin disinda olarak tanimlansa bile-, direkt kendi dogasina, cografyasina ve varligina ihanettir. Savaslar ve savasi destekleyen tum yaklasimlar; insanoglunun kendi varligi ve gelecegine bir IHANETTEN ibarettir.

Baska gezegenlerde muhtemelen hayat vardir ancak dunyayi hizla tahrip edip, diger gezegenlerde yasayabilmek, ISIK HIZIYLA iki yuzyilllik bir yolculugu gerektirecek bir zamani gerektirir. Bu durumda, tepemizde hemencecik ulasabilecegimiz, kacip-yerlesecek bir baska gezegen de henuz yoktur... Bu nedenle, oncelikle ‘annelik’ kurumunun olusturulmasi, yerlestirilmesi, gelistirilmesi ve tum geleneksel ve nukleer silahlara ayrilan butcelerin; ‘annelik kurumuna’, ‘cocuklarimiza’ ve gelecege donuk arastirmalara bir an once aktarilmasi aciliyeti vardir. Kimsenin yasami sonsuz degildir ama gecerken, ‘olumlu bir iz ve deger’ birakmak, hepimizin ilkesi olmalidir.

Ekim 2000, New York

Bu sayı, hayata yeniden dondürülmek üzere dondurulan FM-2030'a
ithaf edilmistir
.
ISIK BINYILI
The Light Millennium TV - LMTV
 

HOME PAGE
for Fall 2000 Issue

TURKISH

@The Light Millennium magazine was created and designed
by Bircan Ünver. Fourth issue. Fall 2000, New York.
http://www.lightmillennium.org

9.ncu sayımızdan itibaren, Türkçe yayınlarımıza IŞIKBİNYILI.ORG sitemiz üzerinden
ulaşabilirsiniz. Bağlantılar ve logolar Ağustos 2015'te güncellenmiştir.