|
D
ü s ü k
Deniz SPATAR
Ne
zaman yanina yaklassam ayni irkilme: sanki çöp
ve sokak kedileriyle dolu bir çikmaza girmisim
gibi.
Birlikte
yemek yerken sürekli tetikteyim, çünkü
aniden bir kuyrugu oldugunu fark edecegimden ve o kuyrugun
keyifle saga sola sallanmaya basladigini görecegimden
korkuyorum. Belki de, disleri nedeniyle bütün
bunlar. Uzun, keskin ve agiz dolusu gülen disler,
çürük ciger gibi dis etleri...
Beni
bu hale getiren pekâla gözleri de olabilir:
Çapakli ve melül bakisli.
Ya
da elleri: Yemek, sabun ve krem kokulu.
Bunlari
dinlerken içimde bir film uyaniyor. O filmin
ilk sahnesini size tarif etmek istiyorum. Elbette siz,
arzunuza göre bir zaman ve mekânda,
hatta daha uygun diyaloglar bularak sahneyi istediginiz
gibi kurgulayabilirsiniz:
Kadin
yatakta dogrulur, giysilerine uzanir.
Erkek
(Kadinin sirtini oksayarak): Nereye?
Kadin
(Gülümseyerek ve agzini çocuk gibi
büzerek): Çok geç oldu. Gitmeliyim.
Erkek
(saskin): Neden? Burada kalsana...
Kadin
(Endiseli): Yok.. Gideyim ben... Hem yarin ise gidecegim,
üstümü degistirmem lazim.
Erkek
(Uzanip kadini dudaklarindan öper ve fisildar):
Gitme, benimle kal.
Öpuserek
tekrar yataga uzanirlar. Erkek basucundaki lambanin
dügmesine uzanir. Oda kararir. Mavi tonlu ay isigi
pencereden içeri dolar. Romantik bir müzik
girer.
Oda
yavasça tekrar aydinlanmaya baslar. Önce
tek tük, sonra kalabalik kus civiltilariyla sabah
olur.
Erkek
(Kadinin saçlarini oksayarak): Hiç gitme, hep benimle
kal.
Kadin
(Erkegin dudagina küçük bir öpücük kondurur):
Sikilmaz misin benden?
Erkek:
Senden sikilmak mi? Saçmalama...
...
Yalnizliktan bunaldim. Ilgi, sefkat, düzenli seks!
Hepsine ihtiyacim var. Aksam eve döndügümde
zili çalmak, bir kadini öpmek, kapi açildiginda
kavrulmus sogan ve haslanmis sebze kokularini içime
çekmek, saglikli, sicak yemekler yemek, hatta
midem fazla sismemisse söyle çok uzatmadan
sevismek... Bu kadin, benim için hepsini yapiyor.
Üstelik, fazla birkaç kilosu olmasina ragmen,
asla
sisman sayilmayacak - sisman ve aptal insanlara tahammülüm
yoktur - hatta hos bir kadin.
Memnunum.
...
Içimden bir ses sürekli "Allah"tan daha ne isteyeyim
yani? Belami mi?" diyorsa da, ne yalan söyleyeyim,
bu kadindan cok bunaldim. Artik ona tahammül edemedigimi
geçen aksam anladim. Hani, kulaklarimi çinlatacak
kadar tiz sesi ve coskulu el kol hareketleriyle bütün
gün yaptiklarini bana anlatip durdugu gece. Yorgundum,
sesi kulaklarimdaki çinlamalari ugultuya dönüstürüyordu.
Sussun, istiyordum.
Ne dedigi umurumda degildi. Sözünü kestim:
- Ayaklarim çok
agriyor!
- Bir dus al istersen?
Dusun
altindaydim. Oh! Yasasin tek basinalik! Banyodan çiktigimda
onu karsimda görmeyi hiç istemiyordum. Istedigim
tek sey, havlumu belime sarip televizyonun karsisina
oturmak ve varsa spor
programlarini seyrede seyrede, belki bir sise de bira
içerek, "tek basima" üçlü
koltukta sizmakti.
Iste
bir film sahnesi daha:
Erkek
havlusunu beline sarmis. Salona girer. Kadin sabahligini
giymis. Yumusak bir müzik dinlemekte. Erkegi görünce
gülümser.
Kadin
(Son derece sefkatli): Gel dizime yat...
Erkek
kadinin dizine yatar. Kadin, erkegin saçlarini
oksamaya baslar, sefkatle gülümseyerek erkegin
sirtini ovar. Kadinin elleri, erkegin kalçalarina
dogru iner. Duvarda erkegin tek basina çektirdigi
bir
fotograf. Bir agaca yaslanmis gülümsemektedir.
...
Sabahlari benden önce uyanip kahvalti hazirliyor,
aksamlari pisirdigi yemekleri zorla agzima tikiyor.
Hatta, tek özgür yemek saatim olan öglenleri
bile, elinde plastik saklama kaplari, plastik bardaklar,
peçetelerle is yerime gelip agzima zeytinyagli
dolmalar, otlu börekler falan tikistirir oldu.
Sürekli tesekkür edip duruyorum, ama içimde
büyük bir öfke büyüyor.
...
Giderek daha az yemek yemeye basladim. Yalniz yemek
yemeyi ve yemekte ne kadar sagliksiz gida varsa hepsini
- üstelik az çigneyerek "yutmayi",
yediklerimi bastirsin diye de, diyet olmayan kola, hatta
esmer bira içmeyi çilginlar gibi özlüyorum.
Bunun yerine, her aksam "üstünde birkaç
damla zeytinyagi" gezdirilmis, vitamini gitmesin
diye az haslanmis sebze yiyip, yulaf lifleriyle midemi
sisiriyor, üstüne de sifali bitki çaylari
içip uyuyorum.
...
Öfkem giderek gicik olmaya dönüsmüstü
ama artik ondan nefret ettigimden eminim. Nefretin içimdeki
katili olgunlastirdiginiysa bir bosalma aninin ardindan
fark ettim.
...
Kisa bir sevismenin sonunda kendimi tutamadim bosaldim.
Yine bosalamadi. Ne olacak simdi? Su yüzündeki
anne gülümsemesinden biktim artik! Yorulmayayim
diye duruyor ve sanki suç islemis
bir çocugun annesi gibi anlayisla gülümsüyor.
Yetmedi! Simdi de, yanagimi oksuyor. Lanet olsun! Bir
de konusuyor:
-
Ah, bebegim, bebegim benim!
Her
yanim buz kesti. Küçüldüm, içinden
disari düstüm. Artik bu surata, bedene ve
sese DA-YA-NA-MI-YO-RUM! Hiç mi talebi yok bu
kadinin? Iki ucu açik makas gözümü
aliyor. Su makasi kapiversem, sonra aniden yanagindaki
anne gülümsemesinin ortasina saplasam! Akacak
kana aldirmadan o sivri metali kalbine, karnina, onlarca,
yüzlerce kere SO-KUP SO-KUP çikarsam! Yataktan
firliyorum, gidip televizyonu açarsam bu korkunç
duygudan kurtulurum belki...
...
Pesimden gelmese olmazdi! Sakin olmaliyim! Basimi gögsüne
yaslatip büyük bir sefkatle saçlarimi
oksuyor. Avaz avaz bagirmak istiyorum. Memelerinden
sekerli, baharatli bir koku geliyor. Içim bulaniyor
ama itiraz edemiyorum. Itiraf etmeliyim ki, saçimin
oksanmasi bütün vücuduma ilik bir huzur
yayiyor. Yine de,
- Ben senin oglun degilim!
diye
bagirmak istiyorum.
Içimdeki
katil, oksayislarinin altinda mum gibi eriyor, sefkat
sarhosluguna kapilarak tekrar kendimden geçiyorum.
...
Bence en az dokuz ay beni o çirkin bedenine hapsetmek
istiyor. Simdiki aklim ve bedenimle onun bagirsaklarina
komsu karin boslugunda bir yerlerde en az dokuz ay!
Yalnizca onun yedikleriyle beslenerek,
kokusu kokuma, çürük meyve tadindaki
duygulari ruhuma sinerek geçecek en az dokuz
ay!
...
Kremlene kremlene yumusacik olmus elleriyle saçlarimi
oksuyor ve iktidar arzusunu sevecen kelimelerle süsleyerek,
"Neyin var sevgilim? Konusmak ister misin?"
diye sorup duruyor. Irkilerek çekiyorum
kendimi geriye. Ilik bir su gibi yasamima sizacak, sonra
vanalari kapatilmis baraj suyu gibi her yanimi kaplayacak.
Bana
kalirsa, filmin kadin açisindan mutlu sonla bitmesi
çok da mümkün degil. Ancak erkek açisindan
da bu mutlu bir son mudur, bilemem. Sahne söyle:
Kadin
ve erkek mutfaktalar. Kadin, kuru fasulye için
sogan kavuruyor. Erkegin gözleri kadinin ayaklarina
takilir. Tiksinerek bakmaktadir.
Kadin
(Anlayisli bir ses tonu ve anne gülümsemesi):
Bu aksam kapidan girerken öpmedin beni?
Erkek
(Bikkin): Öff!.. Tuvalete gitmek zorundaydim!
Kadin
(Agzini küçük bir çocuk gibi
büzerek): Sen benden artik hoslanmiyorsun galiba!
Erkek
(Sikintiyla içini çeker) : Bunu sonra
konussak?
Kadin
(Saskin): Neyi?
Erkek
(Sikintili): Gerçekten... Simdi konusmayalim
bunlari.
Kadin
(Kararli): Yani sikildin! Ama simdi konusmayalim, öyle
mi?
Erkek
(Basini öne eger): Evet... Yani... Kusura bakma...
Kadin
(Elindekileri birakir. Dehset içinde adama döner):
Ne zamandan beri?
Erkek
(Gafil avlanmis, sikintili): Bilmiyorum...
Kadinin
eli biçaga uzanir. Adam ürkerek
bir iki adim geriler.
Kadin
(Dehset ve hayal kirikligi içinde): Niye korktun?
Erkek
(Utanç içinde gözlerini kaçirir):
Yok, bir sey...
Kadin
ocagi söndürür. Önlügünü
çikarip adamin eline tutusturur. Aglamaya basladigini
görürüz.
Kadin:
Ben gidiyorum o zaman!
Adam
ne yapacagini bilemez bir halde elleriyle oynamaktadir.
Kadin
(Gözlerinden yaslar akarak): Kusura bakma, istedigin
bu zannetmistim.
Erkek
(Soguk bir sesle, bakislarina hiçbir anlam
yüklemeden): Ben de öyle... Ama.. Degilmis!
Kadin
(Sorar gibi): Ben gidiyorum o zaman?..
Kadin
aglayarak çikar. Kapinin sesi odada yankilanir.
Erkek içini çeker, duvara bir yumruk atar.
Sonra yüz çizgileri yumusar. Rahatlamistir.
Müzik girer.
...
Duydugum tiksinti artik çigrindan çikti.
Kendimi bir embriyo gibi hissediyorum. Sürekli
beni nasil içine hapsedecegini düsünüyorum.
Uyanikken bile gözümün önüne
onun içinde nasil debelenecegim geliyor:
Önce
etinin milim milim gerildigini hissedecek. Sonra karnini
sivazladigi bir gün, göbek deliginin genisledigini
görerek sevinecek. Bu arada eti, dalda seftali
gibi usul usul tatlanacak, sarkmaya baslamis memeleri
dolup dikilecek, kalçalari iyice yuvarlaklasacak.
Birdenbire disi olacak! Bense; beni hapsettigi rahminin
kahverengi kokulu derinliginde, diski gibi hissedecegim
kendimi.
Ya
da, bir gün öpüsürken öpüsürken
aniden agzimi zapt edip beni içine çekecek.
Sivri dislerinden kurtulmak için debelenirken
küçük dilinin enseme degdigini hissedecegim.
Yutkunacak. Bas asagi düsecegim karnina. Ellerimle
bagirsaklarina tutunacagim. Yumurta aki gibi kaygan
bir boslukta pislige bulanacagim.
Hayir,
böyle bile olsa pes etmem! Tutuna tutuna asagiya
dogru kaymaya çalisirim. Bir isik gördüm
mü, tamam, firlarim disari!
Evet,
evet, firlarim disari!
Düserim
gerekirse...
Istanbul, Mart 2002
---------------------
Deniz Spatar:
1967, Ankara dogumlu. Kadiköy Anadolu Lisesi'nden
sonra Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Çesitli
gazeteler, yayin kuruluslari ve kamuoyu arastirma sirketlerinde
çalisti. 2001 Subat'indan bu yana Açik Radyo
/ Açik Dergi'de Öykü Bülteni adli
bir köseyi hazirliyor ve sunuyor. Adam Öykü,
E dergisi, Metafor ve Açik Site'de öyküleri,
Eski Dergisi'nde mektuplari yayimlandi. Firat'a Karisan
Öyküler'in yazarlarindan.
E-mail:
denizspatar@hotmail.com
|